1. YAZARLAR

  2. Adnan ŞİMŞEK

  3. Vekil mi, Rektör mü?
Adnan ŞİMŞEK

Adnan ŞİMŞEK

Gazeteci / Genel Yayın Yön.
Yazarın Tüm Yazıları >

Vekil mi, Rektör mü?

A+A-

Güzel bir atasözümüz var:

''Keser döner sap döner, gün gelir hesap döner”

İşte tam da bugünlerde, hesapların tersine döndüğü zamanları yaşıyoruz.

AK Parti Milletvekili Cuma İçten geçenlerde, Dicle Üniversitesinde paralel yapılanma olduğu iddiasıyla zehir zemberek bir açıklama yaptı. Dicle Üniversitesi'nden hemen karşı açıklamalar geldi. Anlayacağınız ortalık fena halde ısındı. Birazda aslında iki taraf seviyeyi oldukça düşürdü. 'Silah kaçakçısı' tabiri ve 'Korsan Genel Sekreter' kelimeleri yakışmadı.

Ben meseleye iki ayrı pencereden bakmayı tercih ediyorum:
1-Üniversitelerdeki her türlü cemaat yapılanmaları.
2-Cuma İçten'in çıkışının nedeni.
Bu iki nedeni, birbiriyle ilgilerini de dikkate alarak değerlendirmek gerekiyor.

Önce üniversitelerdeki cemaat yapılanmaları üzerinden DÜ'ye bir bakalım. Sadece D.Ü değil, Türkiye'deki birçok üniversitesi, ister vakıf, ister devlet üniversiteleri olsun, karşılıklı rıza ile cemaatlere bırakıldı. Üniversiteler tamamen cemaatlerin iktidar sahalarına çevrilerek bilimsel merkezler olmaktan uzaklaştı. D.Ü de, cemaatlerin at koşturduğu diğer üniversitelerden farklı olmadı.

Bugüne kadar işler, “alan razı, satan razı” kıvamında geçti. Özellikle DÜ'deki muhabbet, düşman çatlatan cinsindendi. 2008 yılında, seçimde alınan oylara göre üçüncü sırada olan Ayşegül Jale Saraç, Cumhurbaşkanımızın takdiriyle rektör seçilmişti. Her biri, ayrı bir cemaati temsil eden rektör yardımcıları üniversite yönetimini aralarında kardeş kardeş bölüşürken, minik Ayşegül'e de vitrinde güzel bir yer ayırdılar. Daha önceki yazılarımdan birinde, ünlü Ayşegül serisine gönderme yaparak, “Ayşegül Çiftlikte”, “Ayşegül Rektör”, “Ayşegül Vitrinde” demiştim. Bugün de Ayşegül serisinin, “Ayşegül Türban Takıyor” ile hız kesmeden devam ettiğini görüyoruz.

Diyarbakır'da herkes adeta siyaseti, ekonomiyi bir kenara bırakıp üniversiteyi konuşur hale geldi. Diyarbakır'lılar rektörün, Dicle Üniversitesinin günahlarını türbanla örtmeye çalıştığını iddia ediyorlar. Üniversitedeki gerçek iktidar sahipleri, minik Ayşegül'ün boy gösterdiği vitrinin camını açıp, onu yeni simgelerle süslüyorlar. Minik Ayşegül bir anda dile gelip, “hayatımda eksik olan şey buymuş” diyor.
Minik Ayşegül'ü türbanlayıp vitrine yerleştirenler, bu hamleleriyle hem hükümetin gönlünü yapmaya çalışıyor, hem de tezgahın selametini garantiye almaya çalışıyorlar. Ancak bir şeyi ihmal ediyorlar. İhmal ettikleri şey, baştan sona kirlettikleri üniversitedir. Bu öyle bir kirlilik ki, temizlemek için türban yetersiz kalıyor. Kadın, erkek fark etmez, minik Ayşegül'le birlikte, rektör yardımcıları ve genel sekreter de türban taksa nafile…

Gelelim Sayın Cuma'nın İÇTEN çıkışına. Güneydoğu Gazeteciler Cemiyeti'ndeki toplantıya bende katıldım. Açıklamalarda bulunan milletvekiline o üslubu yakıştıramadım. Sayın Vekil üşenmemiş 64 maddede DÜ'de yaşanan sıkıntıları sıralamış. Şimdi sormazlar mı size, 2008'den beri yönetimden ziyade, paylaşım kurallarının geçerli olduğu, bilimsel liyakatten çok cemaat dengelerine göre kadrolaşan üniversitenin bu halini yeni mi fark ettiniz. Veya ne oldu da fark ettiniz. Çok değil, en son yapılan rektör seçimleri öncesinde, bilim adamları ve akademisyenlerden çok kadrolar, müezzinlerle doldurulurken, bilim emekçisi 3, 5 insana dahi tahammül edilmezken, bu insanlar için düzmece tutanaklar hazırlanırken neredeydiniz Sayın Vekil.

Türkiye'de üniversiteler cemaatlere terk edildi. Üniversitelerin üzerine karanlık çöktü. Bilim üniversitelerin gündemi olmaktan çıktı. Kadrolaşma o kadar cüretkarca ve küstahça yapılıyor ki Dicle Üniversitesi'ne alınacak akademik personel için verilen gazete ilanlarına, boyu ve kilosu yazılıp açık açık alınacak kişilerin ismi yazılıyor. Buna ne dersiniz Sayın İçten?

Üniversiteler çürüyor, çürümekle kalmayıp her tarafları kokmaya başladı. Ve bu çürüme tek başına, “paralel yapı”, ''Haşhaşiler'' diye nitelendirilen, cemaatten kaynaklanmıyor. Cemaat, çürümenin önemli bir nedeni olsa da, asıl neden hükümetin üniversiteye yaklaşımıyla ilgilidir.

Sanırım sayın Cuma İçten, Başbakanımıza özeniyor. Onun gibi esip gürleyip siyasi geleceğini garanti altına almaya çalışıyor. Dicle Üniversitesine, çok geç olmasına rağmen, bir cephe açıyor. Böyle önemli bir cephenin, Sayın Başbakan'ın bilgisi olmadan açılacağını zannetmiyorum. Onun için, başlatılan hesaplaşmaların yavaş yavaş diğer üniversitelerde de yayılacağı görülüyor. Emniyette, yargıda, kamu kurumlarında yaşanan yer değiştirmeler ve tasfiyeler, önümüzdeki günlerde üniversiteleri de içine alacak.
Sayın Vekil'in öne sürdüğü iddialarının çoğunda haklı olduğunu biliyorum. Bu iddiaların bir kısmı bu köşede de yazılmıştı, ancak cemaat ile hesaplaşma yerine, üniversiteyi kurtararak, ona yeniden bilimsel misyonunu kazandıracak bir mücadele daha anlamlı olurdu. Dicle Üniversitesini yeniden bilimin ellerine teslim etmek Diyarbakır'a yapılacak en büyük iyiliktir. Gerisi zaten çorap söküğü gibi, kendiliğinden gelir.
Gelelim yeni DSİ'nin arazilerinin verildiği Vakıf üniversitesi olan Selahattin'i Eyyubi Üniversitesine, bunun mütevelli heyetinde ben yokum. Kimler var bakalım. Sayın Bakan Mehdi Eker, İhsan Arslan, Galip Ensarioğlu v.s yetmediyse tam liste internet sitelerinde var. Bu üniversitenin açılmasında benim emeğim yok, emeği olanlar düşünsün.

Ayşegül Jale Saraç gibi vitrin figürlerine gelince; onlar her zaman vardır ve bundan sonra da var olacaklar. Çünkü her dönem kendi figürlerini yaratıyor. Dönem, Nagehan Alçı gibi tetikçileri yarattığı gibi, Ayşegül Jale Saraç gibi vitrin mankenlerini de yaratıyor. Geçmişte Tansu Çiller nasıl ki bir karanlığın önünde tutularak, onu gizlemenin aktörü olduysa, bugün minik Ayşegül'de DÜ'deki kirliliği gizlemenin aktörüdür. Dönem insanlarından bundan ötesini beklemek saflık olur. Zamanı gelince, Ayşegül Jale Saraç gibi figürler yakalarına Atatürk rozeti takarak, bir anda ''Cumhuriyet teyzesine'' dönüşürler. Bu kimliksel dönüşümü de hiç yadırgamazlar, “hayatımda bir eksik vardı, meğerse Atatürk özlemiymiş” diyebilirler.
Bunu duyduğunuzda şaşırmayın sakın, çünkü dönem insanlarının adaptasyon yetenekleri düşündüğünüzden çok daha gelişkindir.

Önceki ve Sonraki Yazılar

YAZIYA YORUM KAT