1. YAZARLAR

  2. Ali Fikri IŞIK

  3. Umut Yok; Terim Eski Terim
Ali Fikri IŞIK

Ali Fikri IŞIK

Gazeteci ve Yazar
Yazarın Tüm Yazıları >

Umut Yok; Terim Eski Terim

A+A-

Futbol oyununda oyuncunun topla ilişkisi bir keyfiyet ilişkisi değil de her halükarda disipliner bir ilişkiyse, o zaman teknik direktörün belirleyici etkisini akli sebeplerle izah etmek imkanı bulabiliriz. Türkiye'de egemen futbol anlayışının oyuna bakış açısında oyuncunun yetenekleri sözünü ettiğimiz meşruiyetin nesnel nedeni olarak kabul edilir. Sözkonusu bu ön kabul Türk futbolunun yüzyıllık deneyimine damgasını vurmuş en belirgin paradigmadır.

Bu zihniyet disipliner ilişkiyi bölgesel görevlerle sınırlayıp, maçın bütün taleplerini futbolcunun “büyük yetenekleri”ne havale edegelmiştir. Savunma, orta saha ve hücum hattını belirleyen her teknik adam, kendine göre, üstelik büyük bir inançla oyunun disipliner ilişkisini kökten hallettiğine inanmıştır. Fatih Terim dahil istisnasız bütün Türk teknik adamlar oyun olgusunu bundan ibaret sanıp, oyun adına başka birşey yapmanın gereğini hissetmemiştir.

Bugün oyuncunun topla ilişkisini daha disipliner bir düzlemde düşünmenin gerektiğini farkeden Fatih Terim böyle bir gelenek ve mirastan yoksun olduğu için, adeta karanlıkta el yordamıyla yönünü bulmaya çalışan miyop adam gibi, şaşkın ve acemice kararlar verebilmektedir.

Avusturya maçında, özellikle de oyunun ilk yarısında, kısa metrajlı paslarla oynamaya çalışan Terim takımı, bu oyunun gerektirdiği akışkan planlamadan yoksun olduğu için bütün paslaşmalar bir antremanda beşe-iki oyununun türevi olmaktan sıyrılmayı başaramadı. Çünkü Fatih Terim esasında rakibi ve alanı paslarla geçmeyi düşünmüş, ama bu geçişler için yaratıcı hiçbir bulmacaya ya da rakibi şaşırtacak taktik kurguya yer vermeyi akıl edememiş.

İsveç maçında olduğu gibi Avusturya maçında da kaleci Volkan Babacan elindeki her topa uzun vurdu. Normalde oyunu kısa ve döngülü pas metrajıyla oynamak isteyen bir takımın kalecisi topa uzun vurmaz; birine vursa bile ikincisine müdahale edilir ve bu yanlış uygulamadan vazgeçilir. Ama bütün maç boyunca kaleciniz bu eylemi tereddütsüz tekrarliyorsa bu teknik direktörün kararından başka birşey olamaz.

İkinci yarıdaki ilk değişiklik Oğuzhan Özyakup olunca insan iyiden iyiye Fatih Terim'in bu oyuna inanıp inanmadığı konusunda büyük tereddüt yaşar. Şenol Güneş'in elinde böylesi bir oyun için harika işler çıkaran Oğuzhan Özyakup nasıl oluyor da Fatih Terim'in ilk vazgeçtiği oyuncu olabiliyor? Üstüne üstlük Oğuzhan Özyakup'un yerine alınan oyuncu Volkan Şen olunca Fatih Terim'in kısa metrajlı bu oyunu esasen bir fantazi gibi algıladığından kesin emin olabiliyoruz. Görüntü şu: sahnede Barselona'nın oyununa hayran olan, bundan ilham almaya çalışan ama bu oyunun nasıl oynanması gerektiğine dair hiçbir fikri olmayan bir kişilik ve portreyle karşı karşıyayız maalesef.

Skorlar hiç kimseyi yanıltmasın; son iki maç açıkça göstermiştir ki Fatih Terim'in inanıp kurguladığı spesifik bir oyun yoktur. Tam tersine bir yüzyıl boyunca ne yapılmışsa aynısını yaparak oyunu oyuncuların yeteneklerinden doğan o büyük keyfiyetle oynatıyor. Çünkü bırakın onaltı paslı, döngülü ve geçişli bir oyunu, Fatih Terim altı paslı bir oyunu bile kurgulayacak yetenek ve sportif zekaya sahip değil.

Önceki ve Sonraki Yazılar

YAZIYA YORUM KAT