1. YAZARLAR

  2. Nesrin ERDOĞMUŞ

  3. Umut, cesaret ve Gökyüzü...
Nesrin ERDOĞMUŞ

Nesrin ERDOĞMUŞ

Diyarinsesi.Org Yazarı
Yazarın Tüm Yazıları >

Umut, cesaret ve Gökyüzü...

A+A-

O soğuk hastane odasında vermiş olduğu, kan tahlilileri ve patalojı sonuçlarını bekliyordu.

Öylece dalmış gitmiş düşünceleri bir ırmak gibi coşmuştu.

Yüreği yapayalnızdı. 

İçindekileri fırtınaları anlatmaya kelimeler kifayetsiz kalıyordu. Hayatın da  kısa zaman içinde neler olup bitmişti, bir anlam veremiyordu. Eşini kara toprağa gömdükten sonra sonra  yapayalnızdı.  Bu koca şehir ve insanlar arasında ne kadar güçlü görünse, de iç mimarisi çürük bir yapıya benziyordu..

    Korkuyordu...
 
    Bulunduğu şehirde kimsesi yoktu. Sadece oturduğu siteden bir iki komşusu vardı. Birde eşinin anne babası ve tüm akrabaları aynı şehirdeydi...

Bundan sonra hayatında değişiklikler olacak, ve bu değişiklikleri, nasıl düzenleyecekti,  oda bilmiyordu.

Koca bir ev tanımadık bir şehir ve ALLAH tan gelen rahmetle ,ayakta durmaya çalışıyordu.

 

Eşinin rahatsızlığı boyunca bir ayakları hep hastane odalarında kalmış evini o eşsiz tertip ve düzenini ve çocuklarını ihmal etmişti.

Evet ;

Kara toprak ondan yıllarca aynı yastığa baş koyduğu acısı tatlısıyla zamanını geçirdiği hayat arkadaşından ayırmıştı.

Eşi vefat ettikten sonra kıyafetlerini, yatagını yastıgını toplayıp fakir fukaraya dağıtmış, sadece o çok sevdiği saatini ve bir kaç özel eşyasını kımseye verememıştı. Yıllarca o eşyaları saklayacaktı. Daha sonra çocukları evlendğinde onlara vermeyi düşünüyordu.

Birde o tarifi imkansız fotoğraflar evde duruyordu. Sanki o cansız fotoğrafların kokusunda davet var gibi her geçen gün tekrar tekrar bakıyor gözyaşları gözbebeklerınden yanaklarına doğru iniyordu.

İşte eşiyle beraber en güzel  kanıtlar bunlardı. Nişan, düğün, çocuklarının doğumları ve özel günlerde çekilen tüm fotoğraflar bu anıların içindeydi. O içten gülümsemeler yaşanılan o an ve dakikaları birebir anımsatıyordu.  Denklanşöre basıldığında gülen yüzler, acıya dayanan bedenler  gözükmüyordu. Belki de o mutlulukların hepsi sanki yalan olmuş, o güzel günler hiç yaşanmamıştı.

Koca bir ev ,uzun yıllar ve iki kız bir erkek çocuk olmak üzere üç küçük çocuk.

 hayatla mücadelesini vermeye çabalıyordu.  Sadece geçmişten hatıra kalan çocuklar  ve cansız  fotoğraflardı.

Geçmişi düşündükçe eşinin sağlığındaki o neşeli yüzü aklna geliyordu. Zaten hastalandıktan sonraki halini hiç bir zaman beynine kazımamış o sararmış sılüetini hafızasından hemen savuruvermişti..

Artık yapamıyordu. Günlerce fotoğraflara dalıp gittikten sonra rahmetli eşinin lacivert çizgili gömleğini alıp ağlıyor ve sanki onun kokusuyla baş başa kalıyordu.
Ve bir gün dayanamadı. Güçlü olması gerektiğini biliyordu.. 
Üç küçük çocuga karşı o vakur duruşunu sergileyecek hayata güçlü bir ana olarak bakacaktı.
Uzakta kalan Diyarbakır şehri  gibiydi. Surları , bazalt taşlarıyla bembeyaz tülbentiyle kendini bu şehirin kadını görüyordu.

Evet ;  

Ne kadar anılar canlansa bile hayatında değişiklikler yapacaktı. Ruhu istediği gibi darmadağınık olsun bedeni cesur cesaretli kendinden emin duruşuyla dimdik ayakta olacaktı.

Anıları yok etmeye başladı.
İlk iş bu fotoğrafları hayatından yok etmek.ve o lacivert  çizgili gömleği anılarına gömmekti.i. 

Eli  varmıyordu ama bu eski hatıraların ,hepsini yırtmak, yakmak ve çöpe atmakla değil sadece her hüzünlendiğinde bulmaması için derin bir kuyuya gömmesi gerekiyordu.  Yalnızlılk kuyusuna.... 

eski hatıralarını belki de yok edebilecekti. veya derin dehlizlerde saklıyabilecekti. Artık ne zaman su yüzüne çıkar oda bilmiyordu.

.Düşüncesini en kısa zamanda yaptı.
Anısı olan fotoğraflar artık albümünde yer yoktu. Ama bundan sonra hayatını nasıl düzene bırakacağını da bilimiyordu.
Yalnızlığın savunmasız gücüyle, her an baş edebilecek miydi?
Gecelerin bitmek bilmeyen uykusuzluğu, günün içindeki yaraya merhem olabılecek miydi ? 
Ya korkuları ? 
Onunla nasıl mücadele edecekti?
Her ne kadar yalnızlık onun için zor olsa bile, ilkeleriyle beraber hayatını düzene bırakmak zorundaydı..
Hayat yolculuğu yeni  başlıyordu..

Et ve kemiğiyle beraber yanındaki üç çocuğuyla aslında güçlüydü.

Bütün bu yaşanan olaylardan, toprağa gitmiş dağ gibi kocasından yuvasından ve içindeki o çocuksu benliğinden kopmuştu..
Fakat biliyordu ki bu onun için yeterli sebep değildi.

      Güçlü olmalıydı. Gücü kendinde ve analık duygusuyla bağlı olduğu evlatlarında görmesi gerekiyordu.
üç çocuğuna hem gelenekçi bir anne, hem hayat yolunda gidilmesi gerek parlak bir ışık olması gerekiyordu.


Eşi hayattayken maddi ve manevi yönden iyi bir hayatı vardı. Ama artık böyle bir rahatlığı da olmayacaktı ,bunları çok iyi biliyordu.

Birden günlerdir kendi tahlilierini hastaneye gidip geldiğini hatırladı. Kan sonuçlarının ve  patolojı sonuçlarının gelmesini bekliyordu.

Ruhu belki dağınık olabılırdı.

 Ama ;

Kendi yüreğiyle konuşuyor,kararlarında doğru yöne vardığını düşünüyordu.

      Varsın hayat böyle olsun diyordu.   Yıkacaktı önün de duran barikatları.. Göğsünü siper edecekti her zorluğa karşı. Ama yaşam yolunda  yılmayacak, karamsarlığa düşüncelerinde yer vermeyecekti.

 Geçmiş geçmişte kalacaktı. Kara Toprak sevdiklerini almaya devam edemeyecekti. Hele  kendisi üç küçük evladı büyütecek kendilerine ,ailelerine topluma iyi bir fert olarak çıkaracaktı.

Yeni hayatında cesaretiyle beraber her zaman için iyiye, doğruya, güzelliklere doğru umutları olacaktı.

Yola devam diyordu. O kıvrımlı yollar da Ege'den Mezopotamya topraklarına gelen yolcu otobüsüne binmiş, bir yanına cesareti diğer yanına umutu ve kucağında o mavi gökyüzüyle beraber yola koyulmuştu.Umutlar cesaretle birleşince biliyordu ki gökyüzü de güneş gibi açacak ve  o eşsiz sıcaklığını savurup renk renk çiçekler açılacaktı...

Önceki ve Sonraki Yazılar

YAZIYA YORUM KAT