1. YAZARLAR

  2. Adnan ŞİMŞEK

  3. Uluslararası Kürt Siyaseti
Adnan ŞİMŞEK

Adnan ŞİMŞEK

Gazeteci / Genel Yayın Yön.
Yazarın Tüm Yazıları >

Uluslararası Kürt Siyaseti

A+A-

 

Önceki yazımda Nevroz günü okunan mektup sonrasında Kürt meselesinin başka boyutlarının öne çıkacağını söylemiştim.
 
21 Mart günü okunan İmralı'nın mektubuyla, devletlerin mutfağında tartışılan, Kürt sorunuyla ilgili “öteki” konular, Türkiye'ye ve dünyaya ilan edilmiş oldu.
 
Devlet mutfağı, kamuoyunun gündeminde olmayan, halkın tartışmaya hazır olmadığı her türlü ihtimalin tartışıldığı yerdir.
 
Arka planda, federasyon, özerklik, bağımsızlık gibi her türlü senaryo, olumlu ve olumsuz yanlarıyla gündeme alınır.
 
Vatandaş nezdinde “Kürt” demenin suç olduğu, tabu olduğu 20, 25 yıl öncesinde, devletin diplomatları konunun en derin, en karanlık kısımlarını dahi gözden kaçırmamaya çalışır.
 
Devlet politikalarını, halkın kahvede konuştukları ile memurların face'de ve twitter'da paylaştıkları üzerine oluşturulmaz.
 
Halk ne kadar öfkeli olursa olsun, ne kadar duygusal, kırılgan, milliyetçi veya şoven olursa olsun, devlet denilen aygıt bundan etkilenmez. Halkın duygularından devletin etkilenmesi de, ancak bir mantık çerçevesinde olur.
 
Devlet, halkın öfkesine ihtiyaç duyduğunda, bu öfkeden etkilenmiş gibi yapar ve bu öfkenin üzerine kendi reel siyasetini oturtur.
 
Yeniden mektuba dönecek olursak…
 
Hem Türkler, hem Kürtler, 21 Mart'ta okunan mektupla birlikte Kürt sorununun başka bir boyutunu gündemlerine aldılar. Daha önceleri devlet mutfağında tartışılan, Kürt sorununun uluslar arası boyutu halkın gündemine inmiş oldu.
 
Deyim yerindeyse, devlet ilk defa bir ayrıcalığını “mektup” üzerinden halkla paylaşmış oldu.
 
Mektup üzerinden, ilk defa vatandaşlar, milliyetçiliğin körleştirici alanından uzaklaştırılmaya çalışılıyor.
 
Akil adamlarla ilgili girişimin de amacı, her iki kesimin biriktirdiği, büyüttüğü çözümsüzlük yumağını çözmeye çalışmak ve sorunun başka boyutlarına dikkat çekmektir.
 
Peki, mektupta önerilere (açıkça belirtilmese de) uyup bakışımızı değiştirdiğimizde neyle karşılaşırız.
 
İlk karşılaşacağımız şey, Türkiye ve Kuzey Irak Bölgesel Kürt yönetiminin ortak kaderini, geleceklerini ve ekonomilerinin birbiriyle ilişkisini rakamlarla görmek olur.
 
Rakamlar şöyle:
 
 
2000 yılında Türkiye'nin toplam ihracatı 28 milyar dolardı.
 
Aynı yıl Irak'a yapılan ihracat 1 milyar doların altındaydı.
 
2012'de Türkiye'nin ihracatı 152 milyar dolar olarak gerçekleşti.
 
2012'de Türkiye'nin Irak'a ihracatı 11 milyar dolardır. Bunun 10 milyar doları, yani %90'ı Kürdistan'a yapılmıştır.
 
2000 ile 2012 arasında Türkiye'nin ihracatı yaklaşık 5 misli artmışken, Türkiye ile Irak'ın ihracatı 12 misli artmıştır.
 
Türkiye'nin en büyük ticari partneri olan Almanya'dan sonraki en büyük ikinci ortak Kürdistan bölgesidir.
 
Kürdistan bölgesi, Amerika, Çin, Rusya, İngiltere, Fransa, Japonya gibi büyük devletleri geride bırakarak Türkiye'nin en büyük ikinci ticari ortağı olmuştur.
 
Çok büyük kısmı Habur kara sınırı üzerinden geliştirilen bu ticareti, yeni sınır kapıları açarak geliştirmek zor değil. Habur'a alternatif bir, iki kapı daha açılırsa Kürdistan bölgesi rahatlıkla Almanya'yı geride bırakarak Türkiye'nin en büyük ticari ortağı olacaktır.
 
Mektupta atıfta bulunulan uluslar arası olanakların en önemlisi de enerjiyle ilgilidir.
 
Enerji sorunu Türkiye'nin ayağındaki prangadır. Bu pranga, bırakın koşmayı, yürümeyi bile sınırlamaktadır.
 
Türkiye ve Kürdistan'ın ortak geleceğine katkı sağlayacak olan en önemli unsur, enerji meselesidir.
 
Kürdistan'ın enerji kaynakları, bu bölgeyi dünyanın yeni stratejik ve politik alanına dönüştürmüş durumda.
 
Önümüzdeki 5, 10 yıl içerisinde, dünyanın enerji, petrol ve doğal gaz politikaları Kürdistan'da şekillenecek.
 
Bugün 152 milyar dolarlık ihracatıyla önemli bir ekonomik güce dönüşen Türkiye, 236 milyar dolarlık ithalatıyla da büyük oranda cari açık veren ülkelerden biridir.
 
2012 rakamlarına göre, Türkiye'nin 84 milyar dolarlık cari açığı var.
 
Türkiye'nin 2012 ithalatının en büyük kalemini 60 milyar dolar ile petrol ve doğalgaz ithalatı oluşturuyor.
 
Türkiye'nin 84 milyar dolarlık cari açığının, 60 milyar doları petrol ve doğalgazdan kaynaklanıyor.
 
Enerji konusunda dışa bağımlı bir ekonomik ilişki yürüten Türkiye, doğal gaz ihtiyacını Kürdistan'dan karşılaması durumunda hem yüzde 50 daha düşük maliyet hem de Rusya dışında, alternatif bir pazarın avantajlarından faydalanacaktır.
 
Türkiye-Kürdistan ilişkisi, bu bölgenin petrol ve doğal gazının transferi için yeni bir enerji koridoru açacaktır.
 
Kürdistan'dan gelip, Türkiye üzerinden Avrupa'ya ve dünyanın diğer ülkelere transfer sağlayacak enerji koridorunun istikrarlı ve güvenli olması, Türkiye'nin İsrail ile olan ilişkilerini doğru bir zemine oluşturmasına bağlıdır.
 
Kürdistan Bölgesel Yönetimi, petrol ve doğalgaz transferi sağlayacak boru hattının, Türkiye üzerinden Akdeniz'e transfer sağlayacak şekilde uzatılması konusunda aktif bir politika yürütmektedir. Ancak, Bağdat yönetimi, bu konudaki girişimleri, Irak'ı böleceği gerekçesiyle engellemektedir. ABD yönetimi de, Kürdistan Bölgesel Yönetiminin bağımsız bir devlet gibi aktif bir dış politika yürütmesine henüz yeterince destek göstermemektedir.
 
ABD, Kürt bölgesindeki petrol ve doğal gaz girişimlerinde Bağdat'ın onayının alınması konusunda ısrarını sürdürmektedir. ABD'nin bu tavrı, sadece Kürdistan'ın petrol ve doğal gaz konusunda kontrol edilmesi değil, aynı zamanda İsrail'le olan ilişkilerinde sorunlar yaşayan Türkiye'nin, İsrail'e rağmen güçlenmesini de kontrol etmek amacı taşımaktadır.
 
ABD yönetimi, Bölgesel Kürt Yönetiminin, bazı koşullar altında, Bağdat'a rağmen bağımsız bir devlet gibi hareket etmesine yeşil ışık yakmaktadır. Mesela Exxon Mobile ile Kürtler arasında ki petrol anlaşması, Bağdat tarafından “yasadışı” ilan edilmesine rağmen, ABD yönetiminin dolaylı desteğine sahip olduğu anlaşılmaktadır.
 
Türkiye bu nedenle enerji denklemi içinde yer almak için büyük çaba harcıyor. Ancak, bu çabaların, istenilen sonuçları vermesi, Türkiye'nin kendi Kürt sorununu çözmesine bağlıdır.
 
Uluslar arası politika penceresinden bakıldığında Kürt sorununun çözümünün Türkiye'ye sağladığı avantajlar açıkça görünmektedir.
 
Türkiye için asıl sorun, yıllarca sürdürdüğü agresif Kürt politikası ile keskin bir bıçağa dönüştürdüğü kendi vatandaşlarını törpülemenin yollarını bulmaktır.
 
Bundan sonra, mektupta dikkat çekilen uluslararası perspektifin yakalanması, vatandaş öfkesine teslim edilen Kürt sorununun, bu öfke çemberinden çekip, çıkartılmasına bağlıdır.
 
 
Önceki ve Sonraki Yazılar

YAZIYA YORUM KAT