1. YAZARLAR

  2. Ramazan TOPRAK

  3. "Tutukluluk halinin devamına.."
Ramazan TOPRAK

Ramazan TOPRAK

Yazar
Yazarın Tüm Yazıları >

"Tutukluluk halinin devamına.."

A+A-

12 Haziran seçimlerinde seçildikleri halde,
Görevlerine başlayamayan milletvekilleri yanında,
TBMM'nin ve tüm toplumun gündemini adeta kilitleyen
Bir hukukî soruna değinmek istiyoruz, bu kez..
"Deliller toplanamadığından.."
"Sanığın delilleri karartacağı" ve
"Kaçma şüphesi bulunduğundan.."
"Tutuklanmasına/tutukluluk halinin devamına.."
Ara kararı cümlelerini sık sık duyarız..
Eskilerde çokça yaşandığı, günümüzde devam eden,
Bu gidişle daha çook yaşanacağı izlenimi veren
Yanlış kararların sığınağı.. zaaflara kapı aralayan cümleleri
Ceza hâkimliği gözlüğümüzle değerlendirelim..

"Delillerin toplanamadığı.." ucu açık bir gerekçe..
Bu, CMK'da olmayan ancak işin gereği aranan bir unsur..
Bu unsur keyfî olarak kullanıldığında, en hafif şekliyle
Hâkimlik görevinin suistimali sözkonusu olur..
Hangi delil/ler?
Neden toplanmadı/toplanamadı?
Davanın esasını ne kadar ilgilendiriyor?
Delil/leri toplama işi(...) ne zamana kadar sürecek?
Aranan deliller bulunamadığı takdirde,
Bazı ağır cezalık suçlar için tutukluluğun
Uzatmalarla 10 yıla kadar ulaşması,
Hem ceza, hem de infazı olmuyor mu?
Bu temel soruları karşılıksız bırakan ara kararları,
Sanık/ları değil ama mahkemeyi şaibe altında bırakır..
"Delillerin karartılacağı ve kaçma şüphesi" gerekçesinde,
5271 sayılı Ceza Muhakemesi Kanunu 100. maddesinde yazılı
İbareleri aynen ara kararına geçirmekle görev ifa edilmiş olmaz..
"Delillerin karartılacağı şüphesi" varsa,
Sanık/ların delilleri ne şekilde "yokedeceği, gizleyeceği ve
Değiştireceği" somut, objektif verilerle belirtilmesi.. keza,
"Kaçma şüphesini" ortaya koyan "somut olguların"
Eylem, söz ve/veya davranışların ortaya konulması
Yasal zorunluluktur..

Ara kararı kısa, objektif ve somut verilere dayalı olmalıdır..
Bu yapılamıyor, yaygın olarak tercih edildiği üzere,
Salt soyut, subjektif değerlendirmeyle geçiştiriliyorsa,
Bir de üstüne üstlük, tutuklu sanıkların,
Gerekçeyi tekzib eden tutum ve davranışları mevcut ise,
 "Toplanacak başka delil olmadığı, ancak bunun ifade edilemediği..
Adalete değil başka bir amaca mı hizmet edildiği"
Şüphesi ve tehlikeli algılaması ortaya çıkar ki,
Bunu önlemek önce mahkemenin görevidir,
Sonra sorumluluk mevkiindeki herkesin..

Tek hâkimli mahkemelerde tek kişinin,
Heyetli olanlarda üç hâkimin hatta iki hâkimin kanaati,
Hukukî yapıyı kilitleyebiliyor..
"Ben böyle değerlendiriyorum" denildiği anda
Hâkim/leri hesaba çekecek, muhakeme edecek,
Haklılık ya da haksızlığı test edip değerlendirecek
Etkili bir mekanizma yok.. sadece,
İtiraz veya temyiz yolları var.. o da sonuç vermeyebiliyor..
Böylesi durumlarda, bütün yapı, kurumsal mekanizmalar,
Yetki ve sorumluluk makamında ve görevinde bulunanlar,
Bir veya iki hâkimin "hukukî kanaatleri" karşısında
Çaresiz kalabiliyor.. ya da öyle görünüyor..
Elbette her sorun kendi çözüm yolları içinde çözülmeli..
Ancak, ma'şerî vicdanı yaralayan bir durum,
Birtakım soru işaretlerini de barındırmakta ise,
Karar şüpheyle karşılanıp tartışılacaktır..
Uzak ve hatta yakın geçmişte,
Aynı gerekçelere sığınılarak ne büyük hukuk faciaları
Yaşanmadı mı? Yaşatılmadı mı?
O zamanda benzeri tartışmalar gündeme geldiğinde,
"Hukukun gereği" denilerek kamu vicdanı yaralanmadı mı?
Ağır bedeller ödendikten sonra yanlış düzeltilmiş olsa bile,
Kamu vicdanında açılan derin yara izleri silindi mi?
Benzeri kararlar, bir dönem, basit bazı amaç ve/veya kişilere
Hizmet etmiş olsa bile, geriye dönüp baktığımızda,
Yalnızca kara lekeler olarak hafızalarda durmuyor mu?
Bir veya iki kişinin hukukî kanaatinin(!)
Dünlerde nelere malolduğu herkesin malumu.. ama,
Dünlerde bir veya iki hâkimin vicdanları nasıl oluştuysa,
Bugünlerde de öyle oluşuyorsa, ki temenni etmeyiz,
Öncekiler gibi ileride kara bir leke olarak anılacaksa,
Bu lekeyi silmenin tam zamanıdır..

T.C.Anayasası 9. maddesi uyarınca,
Millet adına karar veren bir mahkeme, milleti rahatsız eden,
Kurumları kara kara düşündüren bir karara imza atıyorsa,
Herşey sorgulanmaya başlanır.. buna,
5237 sayılı TCK.288 ve 5187 sayılı Basın Kanunu 19. maddelerinde
Düzenlenen yargıyı etkileme suçuyla korkutanlar dahil..
Takdir hakkı, sınırsız değildir..
Yasaların açık hükümleri ve objektiflikle sınırlıdır..
Hele hele keyfî kullanılan bir hak hiç değildir..
Takdir hakkı objektiflikten uzak, subjektif kullanılırsa,
Aynı konuda çelişkili, zıt kararlar çıkar.. bu ise,
Adaletin tesisi için çalışıldığı inancını zedeler..
Sistemi ve kurumları, çaresiz ve âciz gösterir..
Toplumun gözünde ak iken mahkeme kararıyla mahkum edilenleri de,
Toplumun gözünde mahkum iken mahkeme kararıyla aklananları da,
Toplum da tarih de unutmuyor.. gün geliyor,
Toplum ve tarih, bu kişilere hakettiği yeri veriyor..
Ne temiz kişi lekeleniyor, ne de lekeli kişi aklanıyor..
Böyle kararı veren hâkimleri de mahkum ediyor.. ama,
Toplum vicdanıyla çatışan hâkimlere, mahkemeye, yargıya,
Adalete ve sonunda devlete duyulan güven zedeleniyor..
Yargıdan ve adaletten umudunu kesenler de,
Ya ihkak-ı hakka ya da yasadışı arayışlara yöneliyor..

Amaç üzüm yemek ise, üzüm yemenin çok yolu var..
Amaç bağcıyı dövmekse, bağcıyı dövmenin de çok yolu var..
Bağcıyı dövmek isteyen olmadığı hüsn-ü zannıyla,
Acilen yapılması gereken şey,
Toplumda dip dalga oluşumuna da engel olacak
Basit, sade, çözüme yönelik adımlar atmak..
Tutuklama "tedbirini", hem "cezaya" hem de "infaza"
Dönüştürmekten kaçınmak, başta ilgili hâkimler olmak üzere,
Herkesin görevi ve sorumluluğudur..

E-Posta: ramazantoprak19@gmail.com

Önceki ve Sonraki Yazılar

YAZIYA YORUM KAT