1. YAZARLAR

  2. Belgin Mete IŞIK

  3. Toplumsal Uzlaşı ve Meydanlar
Belgin Mete IŞIK

Belgin Mete IŞIK

Gazeteci
Yazarın Tüm Yazıları >

Toplumsal Uzlaşı ve Meydanlar

A+A-

Nasıl ki iyi bir insanın bir kötülük yapması o kötülüğü iyi yapmıyorsa, kötü bir insanın iyi bir şey yapması da o iyiliği kötü yapmaz. Asl'olan “iyi” ve “kötü” kavramlarına atfedilmiş değerlerdir, bunları kimin gerçekleştirdiği veya reddettiği bu kavramların değerini düşürmez veya yüceltmez. Ne ki biz, her ne kadar objektif ve evrensel bir bakış açısına sahibiz desek de, genellikle bu kavramların bize değen veya değmeyen anlamları üzerinden yargılar veriyoruz ve çoğunlukla kendimizi bu yargılar üzerinden toplum içinde konumlandırıyoruz. Bu yüzden de bir eylem veya fikir toplumun farklı katmanları arasında çok farklı algıları gıdıklayabiliyor.
 
Toplum hayatında barış ve huzur içinde yaşamanın sağlanması; bireylerin toplumsal taleplerini ve beklentilerini özgürce ortaya koyabilmeleriyle ve bu taleplere sahip çıkabilmeleriyle mümkün olabilir. İnsanlar kendilerine çarpan “iyi”ler ve “kötü”leri bu taleplerine erişme veya taleplerinden uzaklaşma ölçüsünde ayıklar ve siyasi tercihler yaparlar.
 
Siyasetin fikir düzeyi belki de ahlakın siyasetle bütünleştiği o “iyi” ve “kötü” kavramlarını değerlendirip yorumlamada kendimi siyaset sahnesinin bir öznesi olarak görebilirim. Ama direk erki ele geçirmenin yegane amaca dönüştüğü, sert ve örgütlü siyaset -itiraf etmeliyim ki- bugüne kadar hiç mi hiç ilgimi çekmedi. Herhangi bir lider, parti, zümre, inanç sistemi sultasının peşine takılmadım; içinden geldiğim sosyoloji, eğitim, çevre ve inançlarımın da bundan sonra takılmamın önünde engel oluşturabileceklerini umuyorum. Toplumsal hayattan beklentim demokratik, laik, insana, hayvana, ağaca ve doğaya saygılı, farklılıkların ötekileştirilmediği, asimile etmeden bütün değerleriyle zenginleşmiş, kimsenin kendi yaşam tarzını bir diğerine dayatmadığı, şiddetten uzak, basit ve huzurlu bir yaşam.

İçinde bulunduğum toplumun yönetilme şeklini ve disdurunu, kendi tercih ve taleplerim doğrultusunda onaylasam da onaylamasam da, her koşulda bu taleplerimi dile getirebileceğim bir ortama ihtiyaç duyarım. Eksik gedik de olsa demokrasi, bu bakımdan benim için vazgeçilmezdir. Çünkü her ne kadar eksik gedik de olsa, enazından siyasi ve toplumsal taleplerimi ve iyileştirme adına önerilerimi sunabilme yollarım vardır; sesimi cılız da olsa çıkarabilme imkanına sahibim. Ve sesimi çıkarma, talep etme veya reddetme ve reddettiklerimle mücadele etme kararlılığını gösterip göstermemek benim inisiyatifimdedir.
 
Darbeler demokrasinin kesintiye uğradığı süreçlerdir. Bu dönemlerde toplumun talepleri bir kenara bırakılır ve öncelikler silah ve şiddet tehditini eline geçirmiş zümrenin lehine kayar, bu önceliklerin önünde engel teşkil edeceği düşünülen herşey de yokedilir. Nitekim darbelerin hemen ardından alel acele çıkarılan darbe yasaları da bu yeni erkin taleplerini ve bu uğurdaki eylemlerini meşrulaştırmak içindir. Artık hukuk yoktur. Haksızlıklarınızı dile getirebileceğiniz anayasal organlar ve yollar çökmüştür. Savunmasız bir şekilde tamamen “darbe yasaları”nın elindesinizdir.
 
Bu darbe, benim toplumsal ve siyasi beklenti ve taleplerimle hiç örtüşmeyen, derme çatma bir demokrasi içinde seçilmiş bir partinin yönetimde olduğu bir dönemde veya ona karşı yapılmış izlenimi veren bir darbe olabilir. Ve hatta bu darbenin elebaşları ile bu siyasi parti arasında geçmişe dayalı organik bağlar da olabilir. Eee peki.. Filler dövüşürken çimenler ezilmek zorunda mı? Ya da filler dövüşürken, ben, siyasi ve toplumsal taleplerimi rafa kaldırıp, “ne yaparsa yapsınlar, bana ne” mi demeliyim? Yoksa adına, sanına, amacına, kimin kime yaptığına, ardındaki kumpaslara, kimin karşı çıktığına, kimin desteklediğine, hesaplaşmalara bakmadan kendi inanç ve toplumsal beklentilerimin takipçisi mi olayım?
 
15 Temmuz'da gerçekleştirilmek istenen darbe benim savaşımdır. Çünkü benim bu toplumdan ve rejimden beklentilerim var, taleplerim var. Onlara sonuna kadar sahip çıkabilmek için ben bu darbeye karşıyım ve bu benim de savaşım. Sokaklarda, meydanlarda ben de sesimi duyurmalıyım. Sokaklardan, meydanlardan gelen tek parti, tek lider sloganlarının arasında benim sloganlarım da duyulmalı ve bu demokrasi arenasını belli bir parti ve lidere bırakmamalıyım. Sevmediğim, rahatsız olduğum sloganların yanına kendi sloganlarımı ve sesimi de koymalıyım, yüzlerce insanı gözünü kırpmadan vahşice öldüren ve hepimizin hak ve özgürlüklerine ipotek koymak için yola çıkan bu ilkel girişime karşı olduğumu duyurmalıyım. Bu tarlada benim de izim olmalı ki hasat için yüzüm olsun.
 
Darbe karşıtlığını, “benim Kürt arkadaşım da var” veya “Ermenileri de severim iyi insanlardır” kıvamında üstten bakmacı samimiyetsiz bir demokratlık sakızına dönüştürmeden, samimiyetle dillendirmek ve eyleme dökmek benim insani görevim. Niyetim ise bu tehdit sonlandırıldıktan sonra kendi toplumsal ihtiyaçlarımı ve isteklerimi, kaldığım yerden, sahiplenmek ve bunlar için direnişimi sürdürmek.
 
(Aristo: Doğamızı kendi türümüzden diğer insanlarla paylaşmaya başladığımızda, ahlak doğal olarak siyasete dair bir konu haline gelir.)
 
 

Önceki ve Sonraki Yazılar