1. YAZARLAR

  2. Tayfun TALİPOĞLU

  3. Telafisi zor sözler.
Tayfun TALİPOĞLU

Tayfun TALİPOĞLU

Diyarinsesi.Org Yazarı
Yazarın Tüm Yazıları >

Telafisi zor sözler.

A+A-

1990'lı yılların
başındayız.
Türkiye'nin tek özel televizyonu
Star1'de muhabirim.
Yine sert bir kış geçiyor.
Şırnak'ta askerlerin kaldığı
barakaların üstüne çığ düşmüş.
Apar topar uçakla
Diyarbakır'a gidiyoruz.
Havaalanında ne iş yaptığını
hâlâ kestiremediğim
o kriz masalarından biri oluşturulmuş.
Bilgi alıp,
aktarmaya çalışıyoruz.
Bir albay içeri girdi
“her gazeteden bir kişi götüreceğiz
olay yerine” dedi.
Doğal olarak
gazeteler foto-muhabirlerini
biz de kameraman arkadaşım
Mustafa Karca'yı gönderdik.
O zamanlar teknoloji
bu kadar ileri değil.
Bırakın 3G'yi,
şimdi olduğu gibi,
her köşe başında canlı yayın araçları yok,
hatta cep telefonu bile yok.
Kriz merkezindeki
sayılı telefondan
sırayla arkadaşlar gazetelerine
ben televizyona bağlanıyorum.
Ekranın köşesinde
bir fotoğrafım duruyor,
olay yerindeymiş gibi
kaç ölü, kaç yaralı olduğunu
anlatmaya çalışıyorum.
Öğle haberlerine bağlanacağım.
Milliyet Gazetesi'nden
eski mesai arkadaşım Soner Gürel var yanımda.

Arada bir içeri bir subay giriyor,
mezraların adını vererek
ölü ve yaralı sayısını bildiriyor.
Yayına çok az süre kaldığı için Soner'e
“ölü sayısı kaç oldu” diye sordum.
O “125” demiş,
ben 325 anlamışım.
Yayına çıktım “325 şehit var” diye
anons yaptım.
Yayın bittikten sonra
tekrar hesapladığımda
ve uyarılarla “eyvah” dedim
ama iş işten geçti.
“Düzelteyim” dedim,
“şimdi olmaz” dediler haber merkezinden.
Bir sonraki bültende de
aynı yanıltma ile girdik habere.
Saat 15 bülteni hazırlanırken,
garip bir his,
ki sonrasında çok utanmışımdır,
albayın ölü sayısını bildirmek için
her gelişinde “sayı belki gerçekten
325'e ulaşır” diye düşünmeye başladım.
Albay tekrar yanımıza gelip
“üç şehit de … mezrasında” dedi.
İstem dışı olarak ağzımdan
“yetmiyor” sözcüğü çıkmış.
Hayatımda en utandığım anlardan
biridir.
Üç bülten daha aynı şekilde
325 şehit olarak girdi.
Çocukları orada görev yapan
onlarca aileyi tedirgin etmenin
suçluluğunu ve huzursuzluğunu hep yaşadım.
Üstelik hiç kimse bana
“niye yanlış aktardın” demediği halde.
AKP'li Hüseyin Çelik'in
“birkaç Mehmet öldü diye
Meclis'i toplayamayız” sözlerini duyunca,
yaram yeniden açıldı.
Yanlışımda hiç ısrar etmedim,
iktidar olmak nasıl bir duygu
belki hiç bilmediğimden.

Oysa nerede olursa olsun,
normal yaşamda ya da siyasette
eğer ağzımızdan çıkan sözler
birilerini rencide ediyorsa,
yanlışta direnmemek gerek.
Bu ülkenin bir tek çocuğu için bile
bu Meclis toplanabilmeli,
çözüm bulamasa bile,
şehitlerine saygı göstermeli.

Önceki ve Sonraki Yazılar

YAZIYA YORUM KAT