1. YAZARLAR

  2. Belgin Mete IŞIK

  3. Spor ve Yaşamda Denge.
Belgin Mete IŞIK

Belgin Mete IŞIK

Gazeteci
Yazarın Tüm Yazıları >

Spor ve Yaşamda Denge.

A+A-

Başlığa bakıp da sakın “eyvah sıkıcı bir sağlıklı yaşam yazısı” sanmayın bu yazıyı. “Spor yapın sağlıklı yaşayın” bilmişliği yapıp, sıkıcı ve sürdürülebiliriliğinin sadece geçici bir hevesle sınırlı olduğu önerilerde bulunup, ahkam kesmeyeceğim. Bu spor işini, kendi tembel perspektifim içinden süzeceğim.

Evet anladınız; ben hiç sportif bir insan değilim. Çocukluğumda, her çocuk gibi, spor olarak algılamadan oyun niyetine ya da heveslenme seviyesinde yeltendiğim birkaç sportif aktivite oldu elbette. Ama bunların hiçbiri ileri yaşlarımda da sürdürdüğüm bir tutkuya dönüşmedi. Yürümeyi, bisiklete binmeyi, yüzmeyi çok sevsem de bunların hiçbiri düzenli olarak sürdürebildiğim ve yapamadığım zamanlar kendimde eksiklik duyduğum eylemler olamadı. Ya da spor, kendimi zayıf, kötü, enerjisi düşmüş hissettiğim zamanlarda sığınma ihtiyacı duyacağım bir kale olmadı. Keşke olsaydı.

Ben sanırım sporun, sadece bir dizi fiziksel aktiviteler yapma yönünü değil de daha ziyade kendi kuralları içinde yaşam kalitesine kattığı disiplinle ilgileniyorum. Burada kasdettiğim disiplin; rekabet, kazanma, ergen enerjisini savrulmaktan kurtarıp ehlileştirme veya madde bağımlılıklarını azaltmak için başvurulan bir dizginleme disiplini değil. Kastettiğim; sporun, insanın kendi bedenini keşfetmek ve onu korumak için koyduğu kuralları ve reflekslerimizi yönetme ve onları kendimizi koruyacak biçimde yönlendirme disiplini.

Misal; yüzerken kafanı, bedeninle uyumlu biçimde hafifçe sudan çıkarıp, yandan nefes alırsan su yutmazsın, boğazına su kaçmaz, boynunu zorlamadan bir kerede daha fazla nefes alabilirsin. Eğer başını gövdenle uyumlu olarak döndürmezsen, o zaman ya ağzının yarısı suda kalır, su yutarsın, ya da boynunu gereğinden fazla zorlayıp, incitirsin. Boğulma riskine veya boynunu incitme riskine karşı başın, kolların ve gövden arasında bir uyum olması gerekir. Tıpkı dans eder gibi, yumuşak, tatlı bir senkron.

Rahmetli babam kardeşimle bana bisiklete binmeyi öğretirken ilk olarak şunu söylemişti: Bisikletin üstünde hangi yöne devrilecek gibi olursanız, gidonu o tarafa doğru hafifce kıvırın. Sertçe değil, hafifce.. Aksi yöne kıvırırsanız, dengenizi hepten kaybedersiniz.” Gerçekten de bisiklet kullananlar bilir; sağa devrilme riski varsa gidonu hafifce sağa kıvırıp doğrulabilirsiniz ancak. Ya da sola devrilirken, sola. Aynı yöne sert ve keskin hamle yapmakla, gidonu tam tersi yöne döndürmek arasında, sonuçta, hiçbir fark yoktur; iki durumda da düşersiniz.

Doğa yürüyüşleriyle ilgili bir belgeselde izlemiştim; dik bir yamaçtan aşağıya doğru yuvarlanmadan inmenin birincil kuralı, gövdeniz ile bastığınız yer arasında dik bir açı oluşturmakmış. Bir refleksle, gövdeyi geriye doğru ittiğinizde bu açıyı bozduğunuz için kayıp düşme riskiniz artarmış. Bir başka deyişle, düz yolda yürürken vücudunuzla yer arasındaki açı ne kadarsa, dik bir yamaçtan inerken de aynı açıyı korumak gerekirmiş. Eğimin tam tersi yönünde poziyon aldığınızda veya baş ağırlığınızı eğim yönüne verdiğinizde düşmeniz kaçınılmaz.

Bu ve bilmediğim bunlar gibi bir çok kural, aktif olarak spor yapanlar için sporu bir eziyet değil de bir zevk nesnesi yapan disiplinler şüphesiz. Ama benim gibi aktif sporla alakası olmayanlar için de yaşama dair çok değerli öneriler sunuyor.

Kimi zaman duygu ve akıl dünyamız arasında savruluruz; yoğun duygular içindeykenki duygusal reflekslerimiz aklımızı devreden çıkarabilir. Ya da tam tersine aklımızı egemen kılmaya çalışırken duygu dünyamızı ihmal edip kendi benliğimizle hiç de örtüşmeyen, bir süre sonra yabancılaşacağımız kararlar alabilir, hatalar yapabiliriz. Uç noktalarda çözümler ararken, gidonu sert hamlelerle sağa-sola savururken, devrilmemek için yoldan çıkıp, hayatımıza istemeden veya farketmeden şiddet gibi yıkıcı bir duyguyu veya tam tersine sinme gibi bir çaresiz çözümsüzlüğü davet edebiliriz. Oysa gidonu sert hareketlerle sağa sola kıvırmak yerine, hafifçe savrulduğumuz yöne kıvırıp yeniden iki tekerlek üstünde sağlam durana, dengemizi bulana kadar, minik hamlelerle, yoldan çıkmadan, güvenli bir sürüş sağlayabiliriz.

Bu tabloyu içinde bulunduğumuz topluma da uyarlamak pekala mümkün. İdeolojilerin sürekli gel-gitlerle aşınıp yozlaşması, kelimelerin içinin boşalıp, değerlerin yokolmaya yüz tutması hep bir “denge” sorununu işaret ediyor. Dik bir yamaçtan aşağıya, gidonu sağa sola savurtup, bedenimizi geriye atmış bir durumda hızla inerken, derelerde boğulmamak için gövdemiz sabit, kafamızı 180 derece döndürmeye çalışarak nefes almaya çalışıyoruz. Panik içindeyiz, toplumsal hayatımızı anlık reflekslerimizle yönetmeye çalışıyoruz. Bu yıpratıcı ve tüketici çabamıza rağmen o yamaçtan aşağıya kazasız belasız inmek pek mümkün gibi görünmüyor.

Önceki ve Sonraki Yazılar