1. YAZARLAR

  2. Adnan ŞİMŞEK

  3. Soma vicdanı...
Adnan ŞİMŞEK

Adnan ŞİMŞEK

Gazeteci / Genel Yayın Yön.
Yazarın Tüm Yazıları >

Soma vicdanı...

A+A-
Soma'da yaşanan maden faciasının üstünden bir hafta geçti. Olayla ilgili olarak bir hafta boyunca çok yazıldı, çizildi. Hatta yavaş yavaş unutuldu.  Ben olayın nedenlerini hatırlattıktan sonra işin vicdani boyutundan söz etmek istiyorum.
Facia 13 Mayıs günü yaşandı. 301 insan göz göre göre ölüme gitti.
 
Durup dururken aklıma “Komplo Sevenler Derneği” geldi. Türkiye'de böyle bir dernek var mı, yok mu bilmiyorum fakat kurulursa üye rekoru kırıp, bir anda ülkemizin en kalabalık derneği haline gelir. Ne yazık ki böylesi can yakan bir olaya da komplo penceresinden bakmayı ihmal etmedik. Anında, saflarımızı oluşturduk ve cephe gerisinde bize tahsis edilen mevziimize çekildik. İki ana cephemiz, bu cephelerin gerisinde ise bizlerce mevziimiz var: AK Parti'yi destekleyenler cephesi ve AK Parti karşıtları cephesi.
 
Kaç zamandır hayatı AK yandaşlığı ve karşıtlığı üzerinden anlamaya çalışıyoruz. Bu şekilde olaylara anlam verme tarzı parça parça vicdanımızı tüketiyor. Soma faciasına bile yandaşlık, karşıtlık üzerinden bakacak kadar zalimleşmişiz. Dibine kadar zalimleşmiş, zulmün kör kuyularına inmişiz. Şu anda zulmün kör kuyusunda kaybolmuş durumdayız. Buradan nasıl çıkarız, yolumuzu nasıl buluruz bilemiyorum.
 
Soma'da yaşananların, iktidarın aleyhine bir süreç başlatacağına inanan ciddi bir kesim, ilk günden itibaren bu olay üzerinden AK Parti'ye sabotaj yapıldığını sosyal medya üzerinden duyurmaya başladılar. Olayın üzerinden daha bir saat geçmeden, olayın nedeni, mahiyeti konusunda bir bilgi yokken, trafo patlaması üzerinden sabotaj senaryoları üretildi. Ancak yavaş yavaş nedenler ortaya çıktıkça, failin kim olduğu da anlaşıldı.
Peki kimdi Soma olayının faili?
 
Fail çok açık ortada. Failin bünyesini, hepimizden alınan parçalar oluşturuyor. 76 milyonun her birinin vicdanının toplamından başka bir şey değil aradığımız. Fena halde acımasız, fena halde insafsız ve zalim olduk. Toplum ayrıştıkça merhametimizi daha çok kaybettik.  
Sayın Başbakan seçim kampanyaları sırasında gittiği her şehirde; “biz bu milletin efendisi olmaya değil, hizmetkarıolmaya geldik”. Çok güzel bir slogan, çok güzel bir söz ama ne yazık ki sanki karşılığını kaybediyor gün geçtikçe
Sayın Başbakan, Soma gibi, her eve, her ocağa ateş düşmüş bir yerde bile millete hizmetkar olmayacaksanız, bu sözün ne anlamı olur. Kaldı ki Soma'da hizmetkar olmanız da gerekmiyordu. Sadece ve sadece canı yanan insanların tepkilerini hoşgörü ile karşılamanız yeterdi.
 
Failin toplum vicdanı olduğu söyledik. Çünkü yasanın, hakkın ve hukukun bu toplumun vicdanında yeri yok artık. Madendeyapılan ölçümlerde havadaki karbon monoksit miktarının insan sağlığını tehdit eden 50 ppm  düzeyine çıktığı tespit ediliyor, görmezden geliniyor. Bu oran iki katına yani 100ppm'ye çıkınca, madene hava basılarak bu durumun üstü kapatılmaya çalışılıyor. Tam olay esnasındaki ölçümlerdehavada 500 ppm, yani tehlike sınırının 10 kat üzerinde karbon monoksit tespit ediliyor. İşte alçaklığın tarihini yeniden yazacak kadar zalimce bir olay bu noktada başlıyor. Bütün bu rakamlar yetkililerin önünde duruyor. Tehlikenin farkındalar ama yine de üretime ara vermiyorlar. Bırakın üretime ara vermeyi, böylesine bir yüksek risk esnasında bile iki vardiya madende bir araya geliyor. Zerre kadar vicdan olsa, bu risk dikkate alınarak, içerideki vardiyanın çıkması beklenir, ardından diğer vardiya içeri alınabilirdi. Bunu yapmak için, ancak mikroskoplarla görünecek kadar minicik bir vicdan parçası yeterli olabilirdi. Bu durumda en azından felaketin boyutu yarı yarıya azaltılmış olurdu. Anlaşılıyor ki, en güçlü mikroskopların altında görünecek kadar vicdanımız kalmamış.
 
Nerden baksan vicdansızlık, nerden baksan ahmakça.
21. yüzyılın adı, “sosyal medya çağı” olacak gibi görünüyor. Sosyal medya yavaş yavaş, bir namus ve vicdan ekseni oluşturmaya, toplumun hafızsının biriktiği bir platforma dönüşmeye başladı. 
 
Başta söylediğim gibi Soma faciası gibi yürek dağlayan olaylara bile karşıtlık üzerinden bakar olduk. Bu karşıtlığın en bilinen sözcülerinin, yüreği en fazla karamış olanlar olduğunu görüyorsunuz. Kömür karası bu insanların yüreğini zifiri karanlık yapmış. Bir kesim (çoğunlukla havuzdaki kalemler) sağa sola savrulan her türlü pisliği özenle temizliyorlar. Sanırsınız ki bu kesim evrim geçirerek, elektrikli süpürgeye dönüşmüş. Fişi zaten takılı olduğu için, her an her türlü çöpü yuta yuta ilerliyorlar. Bu mide bu kadar çöpe ne kadar dayanır bilinmez. Belki midelerinde, çöpün enerjiye geri dönüşümünü sağlayan bir sistem vardır.
 
Bir yanda çer çöpü yutan havuzcular, diğer yanda ise işi gücü kindarlık ve öfke üretmek olan karşı cephenin silahşorları…Neyse ki hayatın adil olduğu bazı zamanlarda, bu insanların kendi yaktıkları ateşe yakalandıkları da oluyor. Mesela YılmazÖzdil'in, mesela Yazgülü Aldoğan'ın başlattıkları yangına yakalanmaları gibi…
Yılmaz Özdil, Halk TV'de telefonla Soma hakkındaki görüşlerini şu sözlerle ifade ediyor; “Burada Başbakana katılıyorum. Bu olan biten normaldir hatta müstahaktır bile denilebilir”. Yılmaz Özdil, Başbakanın, “bu işin fıtratında var” sözünü eleştirirken göz çıkartıyor ve açıkça bu ölümlerin müstahak olduğunu söylüyor.
Yazgülü Aldoğan ise, attığı bir tweet'le “Onlar ne şehit ne gazi kar yoluna gitti Niyazi” diyerek yüreği kararmışlar arasında yerini alıyor.
 
Soma olayıyla tanık olduğumuz bir diğer ilginç olay da, Sayın Başbakanın, 150 yıl öncesinden başlayan örneklerle faciayı normal gösterme çabasıydı. Buradan da anlaşılıyor ki, bu tarz facialar artık bu çağda yaşanmıyor. İnsanlık bu konuda ciddi ilerlemeler kaydetti. Biz geçmiş asırları bırakıp, kendi asrımızdan meseleye baktığımızda, Soma faciasının madencilik açısından bu yüzyılın en büyük felaketi olduğunugörüyoruz. Son 50 yılı taradığımızda ise 1975'de Hindistan'da 372 madencinin ölümüne yol açan olayın ardından, en büyük ikinci felaketin Soma olduğunu görüyoruz.
 
Lafı evirip çevirmeden söylersek, hükümet bu meselede açıkça sınıfta kalmıştır. Enerji Bakanı Taner Yıldız, Soma'da sabrını ve metanetini yitirmeden, hatta böylesi bir büyük acı yaşanırken, milletin efendisi değil, hizmetkarı olduğunu fiilen göstermiştir. Sayın Yıldız bu çabalarıyla, millethizmetkarlığının sözden ibaret olmadığını göstermiştir.
Bu yüzyılın en büyük maden faciasının hepimiz için ders olmasını diliyorum. Diyarbakır'ın en önemli sektörü olan mermerciliğin, ağır ve tehlikeli işler sınıfında olduğunu unutmayalım.
 
Bu yazı toplam 8098 defa okunmuştur.
Önceki ve Sonraki Yazılar

YAZIYA YORUM KAT