1. YAZARLAR

  2. Belgin Mete IŞIK

  3. Sokaklar, Mahalleler, Kediler
Belgin Mete IŞIK

Belgin Mete IŞIK

Gazeteci
Yazarın Tüm Yazıları >

Sokaklar, Mahalleler, Kediler

A+A-

Şimdi oturduğumuz eve taşınalı 2 ay oldu. İlk haftalar yerleşme ile iştigal ettikten ve yeni evde yerleşik  düzene nispeten geçtikten sonra (nispeten diyorum, çünkü hala müzik ve film cd’leri kutularda, yerleşik düzenin bir parçası haline gelemediler), sokak ve çevredeki elemanlara daha dikkat eder oldum.

Taşındığımız semt ve sokak, İstanbul’un diğer semtleri ve sokakları gibi sokak hayvanlarından bir hayli nasibini almış. İyi ki de almış, sokak hayvanlarını pek severim ben. O bağımsız, umarsız ve özgüvenli bir şekilde apartman aralarında, sokakta, bahçelerde salına salına dolaşmalarına, arada birbirleriyle hırlaşmalarına, oynaşmalarına, canları isterse samimi oldukları sokak sakinlerinin bacaklarına dolanmalarına ve o muhteşem anarşist tavırlarına hayranımdır. Birbirimizle doğrudan temasımız olsun olmasın, aramızda sanki bir gizli kan bağı varmış ve bir gün yan yana bir duvara oturup ortak atalarımızdan ve geçmiş anılarımızdan dem vuracakmışız gibi hissederim hep.

Kediler, köpekler, kargalar, martılar ya da güvercinler.. hiç fark etmez.. hepsine aynı derecede hayranım… Sahipsiz, korumasız ve sığınaksız, öylece hayatın tam göbeğinde direne direne, kimseye “eyvallah” demeden yaşama gaileleri hep umut vericidir benim için. Vergi vermezler, askere gitmezler, kredi kartı kullanmazlar, kahramanlık hikayelerinin konusu olmazlar, tarihe adını yazdırmak gibi bir tuhaf hırsları da yoktur. Silah kullanmazlar, taş bile atamazlar. Hileleri hurdaları yoktur, yalan söylemezler (olsa olsa birbirlerine cilve yaparlar). Sevişirler, ürerler, kimseye ahlak budalalığı taslamazlar.  Pasaportları, ehliyetleri, TC kimlik numaraları, annelerinin kızlık soyadı yoktur. Kırmızı ışıkta geçseler de trafikte kusurlu sayılmazlar. Ve hepsinden öte; dert edinmezler, öykünmezler, yaşama motivasyonlarını hiç kaybetmezler.

Bizim sokakta, daha doğrusu apartmanın civarında bir kedi var epeydir kesiştiğimiz. Siyah beyaz ama beyazı kirden griye dönmüş, biraz kavgacı olacak ki tüyleri hırpalanmış, gözleri fişek gibi, pasaklı bir şey.. Göz göze gelince kafasını ters yöne çevirip, “uğraşamam seninle” der gibi ayaklarımın üstünden kayar geçer. Arıza bir tip. Bu akşam da apartmanın kapısını açarken, zırt diye önüme atladı bir yerlerden.. “Ooo merhaba” dedim, yüzüme baktı, mırıl mırıl birşeyler söylendi, sonra yine o umarsız, fingirdek hareketi yapıp ayağımın üstünden kaydı.. “ Eee ne bu şimdi?” dedim arkasından, kulağının birini dikleştirip, kıçını kıvırta kıvırta uzaklaştı. Seviyor mu, kızıyor mu, gıcık mı oluyor belli değil. Aslında en hoşuma gideni de bu belirsizlik halleri.

Sokak hayvanları için bazen yol kenarına yiyecek, su koyarım. Ama öyle yemeği, suyu götürdüğümde “psi psi” diye çağırmıyorum hiçbirini.. Kokuyu alınca zaten gelir, bulurlar. Sadece yolun kenarına dolu kapları bırakıp, yok oluyorum. Artık onu kedi mi yer, köpek mi yer, yoksa gürültücü martılar mı götürür bilemem. Belki bu bizim apartmanın pasaklı arıza kedisi de bundan nasiplenmiştir. Bilmiyorum, bilmek de istemiyorum.  

Bu akşam balkonda sigara içerken, yolun tam ortasında bir karartı ilişti gözüme.. Sokak lambasının ışığında, önce çocukların topu yola kaçmş sanmım.. Sonra daha dikkatli baktım.. Aaa bu bizim arıza, pasaklı, siyah-beyaz kedi.. Yolun tam ortasına çöreklenmiş, mahallenin dedikoducu teyzeleri gibi sağa sola bakınıp, mahalle gündemini yakalamaya çalışıyor; tam zula pozisyonunda. Sonra birden yolun karşı tarafındaki çöp konteynerinden bir kankası fırladı, bu da onun peşinden uçarcasına fırladı, yolun karşısına geçti. Önce sola, sonra sağa, sonra tekrar sola bakmadı bile.

Sokak hayvanlarını seviyorum hem de çok. Yaşamda onlarla tokuşturabildiğim anlar bana huzur veriyor.

Önceki ve Sonraki Yazılar