1. YAZARLAR

  2. Ali Fikri IŞIK

  3. Seyircisiz ve Fenerbahçe'li
Ali Fikri IŞIK

Ali Fikri IŞIK

Gazeteci ve Yazar
Yazarın Tüm Yazıları >

Seyircisiz ve Fenerbahçe'li

A+A-

Doğrusunu söylemek gerekirse bu maç öyle yazılmayı filan hakeden, üstünde düşünmemiz gereken oyun hikayesine sahip olan bir maç ve oyun değil. Eğer Amedspor'un Fenerbahçe ile 3 Mart'da oynayacağı rövanş maçı aklıma düşmeseydi, bu maç için kılımı  kıpırdatmak niyetinde değildim. Bu yazıyı Amedspor'a katkısı olur umuduyla yazıyorum. Zaten maçı seyircisiz oynatarak, TFF de, kendince ilgili, ilgisiz herkesi cezalandırmış. Seyircisiz maçlar insanda yaşadığı ülkenin bir hukuk düzeninden yoksun olduğunu hissettirir. Çünkü bütün hukuk kuralları suçun şahsiliğine işaret eder; suç şahsi ise ceza genel olamaz. Ama anlaşılan bu ülkede başka türden bir hukuk var ve bu hukuk hiçbir anayasal meşruiyete bağlı değil; isteyen, istediğini, istediği gerekçelerle cezalandırabiliyor. Seyirci, adı üstünde, seyreden genel ve soyut bir faaliyeti ima eder, çünkü seyirci somut bir kişilik değildir; haftadan haftaya değişen bir topluluğa işaret eder. Ve TFF bu soyut, bu değişken, bu genel kavramı somut, kanıtlanabilir bir eylem yerine ikame ederek herkesi cezalandırıyor.

 

Anlaşılan cezalandırılanlar dahil herkes bu hukuksuz yaptırımlardan memnun ki hiç kimse meseleyi bir insan hakkı ihlali meselesi olarak görmüyor ve toplumsal mutabakatımızı zedeleyen bu onur kırıcı yaptırımı Anayasa Mahkemesi'ne ya da Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi'ne taşımayı düşünmüyor. Çünkü seyretme özgürlüğü tıpkı seyahat etme özgürlüğü gibi, çalışma özgürlüğü gibi, bilgi edinme hakkı ve özgürlüğü gibi temel bir anayasal haktır. Pasolig palavrasına rağmen hala askeri bir mantıkla, bir suçtan ötürü herkesin cezalandırılması sadece ilkellik değil, anlaşılan o ki bir spor yönetimi politikasıdır da.

 

TFF'nin seyircisiz maç oynatma kararı ne kadar hukuksuz ve ahlaki normlardan uzaksa; sahada sergilenen oyun da bir o kadar futbol aklından, o aklın bizden talep ettiği estetik değerlerden uzaktı. Vitor Pereira'nın geçen hafta ayrıntılarıyla izah ettiği Fenerbahçe oyun planından artık birinci elden haberliyiz. Fenerbahçe'nin neden gol kısırlığı çektiğini, topla daha fazla oynayan taraf olmasına rağmen neden bir oyun iktidarı oluşturamadığını daha iyi biliyoruz.

 

Fenerbahçe belirli bir pas dolaşım modeliyle oynamıyor. Dolayısıyla ne savunmada ne hücumda esasen topu nasıl dolaştıracağını, alanları nasıl katedeceğini öngörmek mümkün olmuyor. Fenerbahçe savunması hücum girişimlerine toplam bir destek sunmadığı için, hücum girişimleri daha çok kanatlara taşınan ve oradan en fazla bir-iki oyuncunun eşlik ettiği basit bir operasyona dönüşüyor. Nitekim sağda Gökhan Gönül, solda Caner Erkin, orta sahayı geçer geçmez rakip ceza sahasına doğru koşmaya başlayan Fernandao'ya top kesme telaşına giriyorlar.

 

Oysa Vitor Pereira maçı domine etmekten sözediyordu, basın toplantısında. Bir maçı domine edebilmeniz için önce rakip yarı sahasına yerleşmeniz ve oyunu belirli bir pas dolaşım modeli ve belirli bir pas tipiyle oynamanız gerekiyor. Ama bu iki futbol niteliinden yoksun olan Fenerbahçe, kazandığı her topu rastlantısal olarak rakip ceza sahasına taşıma çabası içine giriyor ve bu durum hücumu cılızlaştırdığı gibi, çok kolaylıka her hücumu önlenebilir hale getiriyor.

 

Nitekim, Hamza Hamzoğlu da bu basit planı farkettiği için Fenerbahçe'nin Bursaspor ceza sahasına kestiği her topu karşıladığı ve bu topların Vitor Pereira'nın en korktuğu şey olan kontratağa dönüşmesini sağladı. Ama tıpkı Vitor Pereira gibi Hamza Hamzaoğlu da sadece kendini savunmakla meşgul olduğu için, o da Fenerbahçe ceza sahası içinde ne üretken olabildi ne de sonuç alabildi.

 

Sizi bilmem ama bana kalırsa Fenerbahçe ve Bursaspor'un yapıp ettikleri şeyin adı futbol değil.

Önceki ve Sonraki Yazılar

YAZIYA YORUM KAT