1. YAZARLAR

  2. Ali Fikri IŞIK

  3. Şenol Güneş ve Pürüzler!
Ali Fikri IŞIK

Ali Fikri IŞIK

Gazeteci ve Yazar
Yazarın Tüm Yazıları >

Şenol Güneş ve Pürüzler!

A+A-

Oyunun koridorlarını, pas tüketimini kolaylaştırmak üzere, pürüzlerinden arındırmak mümkün müdür? Mümkünse bu sorunlu geçit nasıl pürüzsüz hale getirilebilir? Bu sorunun cevabı büyük ihtimalle “arındırılamaz”dır doğal olarak; çünkü geçidin her koridorunda oyuncuyu oyunun “ebesi” ilan eden o ünlü yalana son vermeden bu olanak dışıdır. Tam yüz yıldır bu oyunun yüzeyine tutunan o yılışık gölgeye, ''büyük maçlar büyük oyuncularla oynanır'' palavrasına itiraz etmeden bunu yapmak, pek mümkün gibi görünmüyor.


Şenol Güneş, ebelik mitinin tahtından oyuncuyu indirip onun yerine olması gerekeni, doğal olanı, teknik adamı oturtmaya gayret ediyor. Bunu yaparken de kavramın otoriterliğine vurgu yapmadan, kendi varlığını “alçakgönüllülükle” gizliyor.


Oyunun “öncelikli” gerçekliğini koruma kaygısı duyan Şenol Güneş; ver-kaç'ın icadından sonra en az ver-kaç kadar bu oyunu temelde etkileyecek bir buluşa imza atmaya hazırlanıyor. Üç bölgeli, miadı çoktan dolmuş sancak beyliği oyununun , bizzat maddi temellerini yavaş yavaş “eriterek”, iki bölgeli oyuna dönüştürme çabasında.


Yuvarlak topun oyuncular nezdinde seksi cazibesini kaybetmesi ve top dâhil, zaman, alan ve bütün pas tüketim olanaklarının fena halde bir kurgusal akla ihtiyaç duyar hale gelebilmesi, Şenol Güneş'in bu dev görevi başarıyla yerine getirmesine bağlıdır. Derinlemesine ve genişlemesine yaşanır hale gelecek olan oyun, kendi “hegemonyasını” ilan ederek oyuncuyu tahtından indirecek ve çoktan hak ettiği saygın birincil önem ve değerdeki yerini alacak.


Artık merkezî pratikler, anlamlar ve değerler sistemi tepeden tırnağa değişecek. Ve futbol oyunu, ''oyuncudan oyuna'' bir geçit değil, tam tersine ''oyundan oyuncuya'' bir geçit haline gelecek.


Şenol Güneş bütün bu devasa işleri başaracak mı? Bekleyip göreceğiz? Ama daha şimdiden başardıkları -Trabzonspor ve Bursaspor'da yaptıkları - bize Şenol Güneş'e pekala güvenmemiz gerektiğini söylüyor.


Trabzonspor, Bursaspor ve şimdilerde Beşiktaş'ta kurguladığı hızlı hücum stratejisi, o'nu Türkiye'nin diğer bütün teknik adamlarından ayrıştırıyor. Bu yıl hiç kimse o'nun takımından daha hızlı bir şekilde topu kanatlara taşıyamadı. Ve yine hiç kimse, kanatlara taşınan top sonrası o'nun takımı kadar ceza sahasında çoğalamadı. Son Gençlerbirliği maçı hariç, yine hiç kimse top kanatlara taşındıktan sonra o'nun takımı kadar ceza sahası içinde çok alternatifli olamadı.


Şenol Güneş'in birkaç aydan daha kısa bir sürede Beşiktaş'a kazandırdığı yeni kimlik, eğer Gençlerbirliği maçında olduğu gibi, oynattığı yüksek tempolu oyun, kimi oyuncuların pürüzlü ritim zaafına takılmasaydı, bugün bambaşka şeyler konuşuyor olacaktık.


Gençlerbirliği maçında Şenol Güneş'in geleneksel oyununu zaafa uğratan beş önemli pürüz vardı. İlk pürüz Gökhan Töreydi; Töre iki kenar koridorunun akışkanlığını, şımarık bir çocuk gibi, her seferinde elindeki topaçla tıkıyordu. Oysa, Töre pekala Beşiktaş'ın Messi'si rolünü oynayabilir ve tıpkı Messi gibi karşında biriken oyuncu gurubunu geçmek yerine, o oyuncu gurubunun karşısında birikmesiyle birlikte boşaltıkları alanı diğer Beşiktaş'lı oyuncular için oynanabilir, boş ve geniş alanlara çevirebilir.


İkinci pürüz Quaresma'ydı. Üstelik Gökhan Töre'den daha güçsüz olduğu için, sadece pas koridorlarını tıkamakla kalmıyor, binbir bela ile kendisine ulaştırılan her topu, final topmuş gibi, ünlü ''trivelasına''  kurban ediyor. Nitekim Güneş de o'na ancak bir devre tahammül edebildi.


Üçüncü Pürüz Mario Gomez'in statik durağan, hamlesiz ve hareketsiz oyunuydu. Şenol Güneş oyunlarında hücumun final pas oyuncusu hareketli olmak zorunda; çünkü Şenol Güneş final vuruşun bile pas örgülü olmasını talep ediyor -ki bu çok doğru bir yaklaşımdır. İkinci yarıda oyuna alınan Cenk, sanıldığının aksine ikinci santrfor ihtiyacı için değil, hücumda hareketlilik, zenginlik ve derinlik içindi.


Dördüncü Pürüz Beck'in sağ koridor hücumlarına etkin bir karakter kazandıramayan tipik savunmacı zihin yapısıydı. Ne Olcay ne de Cenk ile bir ritmik ilişki kuramadı.


Ve son olarak Ersan Gülüm'ün bildik tek ayaklı, tek yönlü ve Beşiktaş defansının orta saha ile kompakt oynamasına imkan tanımayan korkak ürkek oyunuydu. Ersan Gülüm gözü sürekli kendi kalesinde olan tipik bir kesici ve bu yanlış oyun algısından ötürü de her zaman rakip oyunculara oynayacak alan bırakan bir defansif karakter. Oyuna katılım ve hücuma destek bu oyuncunun kitabında sanki hiç yok, yazılımında buna yer verilmemiş ve bana kalırsa Şenol Güneş'in en büyük pürüz ve problemi.


Oyuncu oyunun ebesi olamaz; çünkü oyun ile oyuncu arasındaki zihinsel ilişkiyi oyun belirler, oyuncu değil ve bunlar arasındaki mutluluk verici “çoğulcu” anlam ilişkisi, yuvarlak topun insafına terk edilemez. Her oyunun bir sahibi var o da teknik direktördür.

Bu yazı toplam 8768 defa okunmuştur.
Önceki ve Sonraki Yazılar

YAZIYA YORUM KAT