Tarih 2 Temmuz 2011 Cumartesi Diyarbakır'dayım. Akşam yemek sonrası telefon çaldı, arayan Diyarbakırspor Kulübü eski Başkanı Dr.Abdurrahman Yakut'tu. Yarın için yani pazar sabahı Hasanpaşa hanında kahvaltıda buluşacaktık. Yani kahvaltı yapacağımız günün kuşluk saatinde maalesef gözaltına alınıyordu. Ertesi gün bu haber neredeyse bütün tv ve internet sitelerinden yayınlanıyordu.
Neredeyse Türkiye'de futbolun bütün önde gelen isimleri tek tek alınıyor, sorgulanıyor. Resmen bir futbol depremi yaşanıyordu. Herkes şaşkın, kimsenin olaylardan henüz tam olarak haberi yoktu. Herkes birbirine şaşkın gözlerle bakıyordu.
Yakut'u tanıyalı çok uzun yıllar oldu. Tabi ki kendisini tanımamız Diyarbakırspor'a olan büyük sevdasından geliyordu. Özellikle kulüp başkanlığı sırasında kendisini çok daha yakından tanıma imkanımız oldu. Kendisiyle hemen her gün görüşüyor ve çok çetin geçen bir mücadele sonunda halkın gönlünde neredeyse efsaneleşmiş bir isim olmuştu.
Halen bile Yakut ile ilgili olarak soruşturman hangi iddialara dayandığını, neden içerde olduğunu, ne olacağını inanın ne kendisi, ne de biz tam olarak bilmiyoruz.
Çünkü yayın yasağına rağmen o kadar çok iddia ve haber kirliliği yaşanıyor ki, kime, neye inanacağımızı şaşırdık. Sadece şu kadarından adım gibi eminim ki, Yakut asla ama asla Diyarbakırspor'u bu işlere alet etmez. ve Yine iddia ediyorum, Yakut istemeden de bir işe bulaşmışsa onun o dobralığı, mertliği ve açık sözlülüğünün cezasını çekiyordu. Yoksa ne kendine, yani şahsına en ufak bir maddi çıkar, ne de Diyarbakırspor ismine leke sürecek bir yapıya ya da karaktere asla sahip değildir. Onun o dik ve heybetli duruşu, onun bu kulübe olan sevdasını ben dahil onu tanıyan herkes bilir.
Şampiyon olduğumuz sezon, nasıl çırpındığını futbolculardan, malzemeciden hatta kulüp bekçisinden çok daha çalıştığına ben gözlerimle şahit oldum. Hatta bir gün, sabah 4 gibi uyanıyor, yürüyerek kulüp binasına doğru gidiyor. Kulüp binasına gelince, kapı bekçisinin olmadığını görünce kendisi kulübeye geçerek o gün sabah ışıldayıncaya kadar bekliyordu. Sabah olunca, bekçiyi çağırarak, kendisine 3-5 nasihatte bulunarak, usulünce işine son veriyordu. Kulüp yemeklerini ilk kendi kontrol eder, aşçıya ve kulüp çalışanlarına kadar hâkimiyeti elden bırakmazdı.
Kendi evimizde oynadığımız ve ligin zayıf ekiplerinden Güngören'e karşı 2-0 geri düştüğümüz karşılaşmada gözleri yerinden çıkacak gibiydi. Diyarbakır atak üstüne atak yapıyor, rakibi küçümsemenin cezası mı geliyor derken, golümüz geldi 1-2 oldu. Daha sonra neredeyse tek kaleye çevirdiğimiz Güngören karşılaşmasında bir gol daha bulup beraberliği kurtarıyorduk. Maçın son saniyeleri, neredeyse son atağımız olacaktı, korner kazanmıştık, o an gözler bir an Yakut'a döndü o ellerini açmış resmen dua ediyordu. Korner atıldı yüksek gelen topa Hakan Şükür stilindeki Ömer neredeyse kule gibi yükselerek kafayı patlattı, ve golll.. Tribünler neredeyse yıkılıyor, menajer İsmet Yılmaz tribünlere dönerek bu takım asla maç satmaz diyerek o lafı edenlere saydırıyordu.
Yakut'un gözlerini ilk kez dolu olduğunu görüyoruz, sesi titriyordu. Bu sadece Allahın bir lütfu, emeklerimizin karşılığı diyordu. O sırada nasıl bir dua okuduğunu sormuştum ona. Bana bu memlekette ki evliyaların aşkına, bu memleketteki gözyaşlarının aşkına Allaha lütfen beni mahçup etme ya rabbi diyerek dua etmişti. O maçı 3-2 kazanmıştık. Ligde o kadar çok allem kullem dönüyordu ki, o ligin neredeyse en temizi Diyarbakırspor'du. Ligde hem kulüplerle, hem de hakemlerin zulmüyle mücadele ediyorduk. Bunu da tek başına Yakut ve yönetimi üstlenmişti.
Sonuç mu o kısır ve parasızlığa rağmen evet Şampiyon olmuştuk. Herkes anamızın ak sütü gibi bir şampiyonluk olduğunu üstüne basa basa söylüyordu.
O dönemlerde, Başkan Yakut'un evine, işyerlerine, hatta ailesinin araçlarına bile haciz geliyordu. Göreve gelmeden önce Diyarbakırspor'un imajı yerle Rüksan olmuş, Kimse kulüp çeklerini kabul etmiyordu.
Yakut pes eder mi, çıkardı şahsi çeklerini tek tek kesmeye başladı. Tam 52 yaprak trilyonlarca çek kesmişti. Çeklerin vadeleri tek tek gelmeye başlamıştı. Kulüpte para yok, pul yok, tek kuruş gelir ve yardım eden tek tük bir kaç devlet büyüğünden başka kimse ortada yok. Gelen para bırakın borcu, sezon içerinde oyuncuların primlerine bile yetmiyordu. Oyuncular protesto için antrenmanlara bile çıkmıyorlardı. İşte tüm bu zorluklarla o tek başına mücadele etti.
Evet o şampiyonluğun ardından, bu site kendisi için "Efsane Başkan" yakıştırmasını yapmıştı. Bu başlığı biz kendisine uygun görmüştük, çünkü neler yaşadığını çok iyi biliyorduk.
O bir Diyarbakır aşığıydı, o bir Diyarbakırspor fanatiğiydi. O yolda yürürken
kendisine soru soran ayakkabı boyacısına bile saygı duyar, kendisini canı gönülden dinlerdi. Asla kimseyi küçümsemezdi. Ama bir sözünü devamlı bizlere söylerdi; "Babam dahi olsa, bu kulübe zararı varsa, eğer onu bile reddetmezsem adam değilim" bu sözünü asla unutmadım.
Bayramda bizlere, taraftarlara ve onu sevenlere haber yollamış. En kısa sürede aklanacağım. Sizleri çok özledim demiş.
Efsane Başkan bizler de seni çok özledik. Biz senin suçlu olduğuna zaten asla
inanmadık. Allah büyük, bugün sen içerdesin diye bazıları zil takıp oynasa bile
bizim yüreğimiz hep seninle.
Sen halen bizim gönlümüzde efsanesin...
Seni asla Unutmadık Büyük Başkan, kalbimiz hep seninle...
Senin de bayramın mübarek olsun...







































































