Safinaz; kedim Şopen'in sevgilisi. Bir mart akşamı soğuğunda, mutfak pencereme dayandı. Camın altındaki kalorifere büzüşmüş, akşam çayımı içiyorum… Sarılı grili zayıfça bir kedi silueti beliriverdi camın dış kenarında. Burnunu cama sürterek mırıldanıyor… Camı açtım, Şopen için sakladığım mama kaplarından birine kuru mama koyup verdim. Nasıl da acıkmış!!! Onu seyrederken fark ettim hamileliğini. Böylece, aramızda bir yakınlık doğdu. Ben ona Safinaz ismini koydum, o da her gün camın önüne geldi.
Bir gece… Uykuya daldıktan bir iki saat sonra derinden gelen cılız bir 'vik!' sesiyle açtım gözlerimi.Yataktan sıçrayarak kalktım, yorganı açtım; ne göreyim… yatağımın içinde üç minik yeni doğmuş yavru yatmıyor mu?.. O anki şaşkınlık ve yavruları incittiğimi sanmanın korkusuyla dehşet içinde bağırmaya başladım. Böylece Mızmız, Çatlak ve Matrak ailemizin yeni üyeleri oldular. Onlara bir sepet hazırladık, çalışma odamı emirlerine tahsis ettik. Elbette anneleri Safinaz da baş konuğumuz… Şopen'i de unutmuyoruz tabii. Evde beş kedi, bir de biz…
Hayatımız yeni baştan onların günlük davranışlarına göre düzenlendi. Bir tarafta annelerine ihtiyaç duyan miniminnacık, şirin mi şirin bebekler, bir yandan sokakta yaşayan Safinaz'ın dört dörtlük anne olmasına rağmen hijyenik ev hayatına uyum sağlayamayışı, diğer yandan Şopen'in şaşkınlık içerisinde kendini kral ilan ettiği bir alanı bebekler ve Safinaz ile paylaşma zorlukları… Ev halkının 'ev' olmaktan yavaşça sıyrılmakta olan yaşam alanlarını geri alma konusunda benimle ve evdeki iki yetişkin kediyle verdikleri mücadele…
Bebekleri hep birlikte bu sirkvari görünüm içerisinde birer 'soytarı' kimliği kazanana kadar büyüttük.Sonunda da en sevilecek anlarında onları bir başka aileye bırakmak zorunda kaldık mecburen. Ev halkı kendi üstünlüklerini kedilere karşı bir zafer olarak kabullendiler. Ben mutsuz… Bir yandan Safinaz'ın bebeklerin ardından yaktığı ağıtlar, diğer yandan hiç tepki göstermeyeceğini sandığım Şopen'in kırgın, beni umursamaz tavırları… Derin bir sessizlik…
Dün akşam duygusal açıdan benim için zor bir akşamdı. Bebekleri yeni sahiplerine dün verdim. Diyarbakırspor ligdeki son şansını dün akşam herhalde tamamen yitirdi. Yaşlı, geçmiş anılarından başka hiçbir şeyleri kalmayacak kadar gelecekten beklentisi olmayan kadınlara benziyordum dün akşam. Tüm hayallerini yitirmiş… Kuru bir boşluğa takılı gözleri…
Gözyaşları gözlerimin dibinde… Bebekler ayaklarımın dibinde takla atıyorlar, odanın kenarındaki çam ağacını deviriyorlar, Şopen onlara hırlıyor gibi…
Sanki Diyarbakır ilk maçına çıkıyor, ben koltuk tepelerinde… Gökteki tanrılardan güç alıyor gibi, bin bir duayı pelesenk edip dilime… Öyle gibi… Bir ilk gibi… Son değil de, sanki son aslında bir başlangıç gibi…
Ne bileyim. Dün akşam başkaydı sanki. Sanki futbol değildi de… Futbol'dan öte bir şeydi sanki!







































































