1. YAZARLAR

  2. Ali Fikri IŞIK

  3. Pep Guardiola ve Man City
Ali Fikri IŞIK

Ali Fikri IŞIK

Gazeteci ve Yazar
Yazarın Tüm Yazıları >

Pep Guardiola ve Man City

A+A-

 

Zamanın gergin ipi üstünde bir oyun hazırlamak ve zamanla arana mesafe koyup, bütün alanları belirli belirsiz bir incelikle ve hızla rakip kaleye ilerleyerek kat etmek: bir mimarın, bir mühendisin, bir toplum bilimcinin zekasını gerektir. Pep Guardiola’yı anlatırken göze alman gereken risklerin ötesinde, felsefi olarak, bir şeyin doğası ile o şeyin nasıl oluştuğu arasında bir ayırıma giderek, savunulması oldukça güç bir yumuşak karın oluşturduğumun farkındayım.. 1) Bir şeyin bir bilgi özüne göre, kendi doğası içinde nasıl oluştuğunu bilmek ve istemek ile, 2) Bir şeyi yeniden oluşturmak, aynı türden bir şey yapmak için nasıl oluştuğunu bilmek… Çok kafa karıştırıcı, biliyorum ama başka türlüsünü denemek de elimden gelmiyor. Çıplak bir indirgemeye başvurarak sözgelimi Guardiola’yı Terim’le aynı seviyede kategorileştirmek ödümü patlatır. Futbolu Terim seviyesinde algılamak ile Guardiola seviyesinde izah etmek, ak ile kara kadar birbirine yabancı iki olgudur. Terim, akıldışı basitliğin bir örneği ise; Guardiola varoluşumuzun rasyonel aklını temsil eder.

Ya varlığın estetiğe uygun olarak tadını çıkarmalı ya da varlığı ahlaka uygun yaşamalı. Bu tercih ilk bakışta biraz problemli gibi görünse de, çağrıştırdığı gerçeklik çok doğrudan ne olduğunuzu açıkça ima eder. Varlığın estetik tadını çıkarmaya uygun bir özgüven geliştirmemişseniz, otomatik olarak varlığın varoluşsal ahlakına da uymayı göze alamazsınız. Çünkü estetik tat da belirli bir düzeyde ahlaki bir duruş gerektirir. Pozisyonunuz ikisine de uygun değilse tıpkı Terimgiller gibi yozlaşırsınız. Özetle hikaye budur.

İlk Guardiola yazılarımın birinde düşünsel olarak, oyun aklının dayanaklarını daha iyi izah etmek için şöyle bir genel çerçeve çizmiştim: ‘’Guardiola, denklikten veya uygunluktan çok, konsensüse dayalı bir oyun kuramına bağlıdır; yani oyunu, akıl ve rakip arasındaki bir tür uygunluk olarak düşünmektense, onu rakip ile serbestçe diyaloga girebilecek ve her oyuncunun yeteneklerini sergileyeceği bir iddia sorunu olarak görmeyi tercih ediyor.’’

Guardiola’ya göre oyuncuları tahakküm altına alıcı statik konumlara itmek, onları nevrotik davranış kalıplarına mahkûm etmek demektir. Ve oyuncu, üstüne çöken sınırlamaların acımasız güçleri altında, doğal ve özgün yeteneklerini kaybeder. Bu durum kendini geliştirmek isteyen oyuncunun ihtiyaç duyduğu ‘’eleştirel’’ özdüşünüm yollarını tıkar.

Oyunu akıl ve rakip arasında denklik ve uygunluk için konumlandırdığınız zaman, asla hiçbir zaman özgün bir oyun karakteri inşa edemezsiniz. Futbol oyununda aklın uyum ve denklik üstüne bina edilmesi, bu oyuna sadakatsizlikten başka bir sonuç vermez. Çünkü rakibinizi alt etmeye ihtiyacınız varsa rakibe uygun ve denk bir karakterle sahaya çıkmazsınız. Çıkmamalısınız. Zafer ya da galibiyet kefesinin sizden yana dönmesi için denklik ve uyumu aşmak, onun üstüne çıkmak zorundasınız. Guardiola’nın en belirgin farkı, bunu maç başlamadan ilan etmesidir. O diğer teknik adamlar gibi maç başladıktan sonra buna yeltenmez.

Rakibi tanımak, onu doğru düzgün analiz etmek ve kimi zaaf ve zayıf noktaların altını çizmek elbette önemli, ama bundan bir oyun devşirmek tembel işi. Kendine dair fikirsiz olma hali yani. Siz, ne yapacağınızı bilmiyorsanız, rakip size ne yapmanız gerektiğini söylemez. O zaman sizin önceden tasarladığınız sağlam bir oyuna ihtiyacınız olur. Man City’in oynadığı oyun bütün rakiplerinin varlığına rağmen tasarlanmıştır. Ve bu oyun rakip kim olursa olsun kusursuzca her maçta uygulanır. Yazı biraz uzadı başka zaman devam edeceğim.

Önceki ve Sonraki Yazılar

YAZIYA YORUM KAT