1. YAZARLAR

  2. Adnan ŞİMŞEK

  3. PARİS'ten DİYARBAKIR'a...
Adnan ŞİMŞEK

Adnan ŞİMŞEK

Gazeteci / Genel Yayın Yön.
Yazarın Tüm Yazıları >

PARİS'ten DİYARBAKIR'a...

A+A-

PARİS'ten DİYARBAKIR'a:  

Paris saldırısı, barış, kardeşlik, umut ve huzur girişimleri ve buradan gelişecek inanç üzerinde ikilem oluşturma çabasıdır.

Saldırı Avrupa'nın ortasında işlenmesine rağmen etkisi ve sonuçları en çok Türkiye'yi daha özelde bölge halkı ve Diyarbakır'ı ilgilendiriyor. Lafı evirip çevirmeden şunu söyleyeyim:

Dünyanın neresinde bölge halkının beklentilerini ilgilendiren bir olay yaşansa, buna ister Doğu sorunu, Kürt sorunu, PKK sorunu deyin, ister İmralı, Kandil yaklaşımı deyin, bu meselenin merkezinde Diyarbakır'ın ağırlığını göz ardı etmek mümkün değil.

Cenazelerin Maraş, Mersin ve Tunceli'de defnedilecek olmasına rağmen taziye ve törenin Diyarbakır'dan başlaması bunun en bariz göstergesi.

Diyarbakır, Kürt sorunun doğal merkezine dönüştü. Son zamanlarda yeniden hız kazanan çözüm çabalarını kolaylaştıran bir durum bu. Sorun Diyarbakır'da yoğunlaşmış ve merkezileşmiş durumda. Bu nedenle çözüm de Diyarbakır merkezli olmak zorundadır.

Geçtiğimiz Çarşamba günü (9 Ocak 2013) Paris'te işlenen cinayete yine Diyarbakır üzerinden çok doğru bir cevap verildi.

Cinayetin kendi içerisinde kodları var.

Fransız makamları, cinayetlerin 1 dakika gibi çok kısa bir sürede işlendiğini açıkladı.

Çok kısa sürede, büyük bir soğutkanlıkla ve kitlelerde öfke ve intikam duygusunu harekete geçirmek için acımasızca kafaya sıkılan kurşunlar. Yapılan suikast doğrudan “tahammül sınırlarını” hedef alıyor. Bu nedenle öfke, kızgınlık veya hesaplaşma amacı taşımıyor. Ve bu açıdan bakılınca da doğrudan cinayetlere bir misyon güklüyor.  

Fransız AFP ajansına yansıyan otopsi raporuna göre Sakine Cansız'ın kafasına 4 kurşun, Fidan Doğan ve Leyla Söylemez'e ise üçer kurşun isabet ediyor.

Fransız yetkililerin suskunluğunu koruması oldukça dikkat çekici. Bu temkinlilik suikastın çok profesyonelce yapılmasından kaynaklanıyor.  

Benim aklıma, biraz da gazetecilik tecrübesiyle 2010 yılında Dubai'de bir otelde Hamas askeri kanat lider Mahmud El Mabbuh'a yapılan suikast geldi. 11 Mossad ajanı değişik ülke pasaportları (İngiliz, Fransız, Alman ve İrlanda pasaportları) kullanarak Dubai'ye ve otele giriş yapmış Mahmud El Mabbuh'u infaz etmişlerdi. 11 ajanın görüntüleri kameralara açıkça yansımıştı, ancak ajanların belli ki bunu hiç önemsemişlerdi. Pasaport sorunu İsrail ve diğer ülkeler arasında diplomatik bir soruna dönüşmüştü. Bu cüretkâr eylemde şahısların açıkça görüntüleri olmasına rağmen bir ilerleme kaydedilmemişti.

Dediğim gibi Paris saldırısı, gazetecilik refleksiyle aklıma Dubai'deki saldırıyı getirdi. Ancak bunun sadece bir çağrışım olduğunu ve konuşmak için erken olduğunu da biliyorum.

Bir önceki yazımda (Barış Mümkün mü?) Paris'te gerçekleştirilen saldırının Lice'de ortaya çıkan fiili durumla ilgili olduğunu yazmıştım. Lice'de Ethem Karabulut ve ekibine yönelik saldırı, Paris'e zemin hazırlamıştır. Arkasından kim çıkarsa çıksın bu saldırı ilhamını Lice'deki operasyondan almıştır. Bu nedenle hükümetin barış çabalarının sürdürüldüğü bu günlerde Lice benzeri operasyonların yarattığı sonuçları gözden geçirmesi gerekir. Özellikle uluslar arası örgütler bu zeminleri iyi kullanırlar. Saldırı ilk etapta örgüt içi çatışma gibi görünür. Nitekim Sayın Başbakan da hemen bu kapıdan içeri dalıp, biraz da Türkiye'nin suçlanabileceği telaşıyla hemen iç çatışmaya dikkat çekti.

Başbakan'ın yaptığı hatayı dün Ahmet Türk'te başka kaygılar taşıyarak yaptı. Belki de cenazedeki tansiyonu kontrol etmek için, başlayan sürece zarar gelmemesi için işi hemen İran'a yükledi. Ahmet Türk, Türkiye ve Hükümet adına korumacı bir tavırla çok erken bir adım attı, ancak iyi niyetli bir adımdı bu.

16 Ocak 2013 Diyarbakır havaalanında cenazelerin 10 bin kişiyle, bugün de Batıkent meydanında 15 bin kişiyle başlayan süreç bana göre milattır. Çünkü ilk defa insanların ölümünden “devlet” (Te-ce) sorumlu tutulmadı, sloganlar kin ve öfke yerine acı ve hüzün içerikliydi. İnsanlar barış sürecini devlet dışındaki “güçlerin” de istemediğini haykırır gibiydi. Kısacası, bugün Diyarbakır'da toplanan, hepimiz “Sakine'yiz”, “Fidan'ız” “Leyla'yız” diye haykıran 15 bin kişi, Diyarbakır halkı ve diğer kesimler artık bu acı bitsin demek istiyorlar gibiydi. Aslında topluluk şimdiden alınacak bir “eylemsizlik” kararına hazırmış gibi görünüyor.

Cenaze ile ilgili karşılıklı anlaşma ve empati sayesinde karşılama ve tören olaysız sona erdi. Güvenlik kuvvetlerinin sağduyulu ve ihtiyatlı yaklaşımı ile gösterilen anlayış gaz bombası, tazyikli su ve diğer kaba kuvvet olaylarına sebebiyet vermedi. Bu itidalli durumun devamını bekliyoruz. Karşılıklı anlayış ile huzur ile güvenliğin sürmesini istiyoruz. Artık bu şehrin görsel ve yazılı basında şiddet içerikli haberlerle gündeme gelmemesini istiyoruz.

Çok şükür provokasyon uyarıları karşısında Diyarbakır halkı, yetkililer ve polis anlamlı bir sınav verdi. Ancak; kontrol altına alınamadığı söylenen “gençlik” geçtiğimiz akşam Fis mahallesinde bir özel araç yaktı ve müdahaleye gelen polis ekibine silahla ateş açıldı. Şükür ki can kaybı yok. Barış sürecini kimsenin ama hiçbir “kesimin” baltalamaması lazım ve “kontrol” altına alınması lazım. Unutmayalım herkesin “Barış” sürecini tehlikeye düşürecek hareket ve eylemlerden uzak durması lazım ve bu konuda “kesimlerin” üzerine düşen sorumluluğu alması gerekiyor.

Bu konuyu ileride yeniden ele alacağım…

Herkese mutlu ve huzurlu yarınlar diliyorum…               

Bu arada dün gece usta gazeteci M.Ali Birand hayatını kaybetti. Gazeteciler başta olmak üzere herkesin başı sağ olsun

Önceki ve Sonraki Yazılar

YAZIYA YORUM KAT