1. YAZARLAR

  2. Ali Fikri IŞIK

  3. Oyunun ileri ile gerisini 10 metre birbirine yaklaştırmak!
Ali Fikri IŞIK

Ali Fikri IŞIK

Gazeteci ve Yazar
Yazarın Tüm Yazıları >

Oyunun ileri ile gerisini 10 metre birbirine yaklaştırmak!

A+A-
Galiba bütün mesele geleneksel “defansif oyun sınırını” 10 metre ileriye almaya cesaret edip etmemekle alakalı. Defans sınırını 10 metre ileriye almadan, topun olduğu bütün bölgelerde,“rakipten bir kişi daha fazla” oyuncu bulundurmak eğer mümkün değilse, –ki değildir– geriye, avuçlarımızı gökyüzüne doğru açıp, mucizevi bir şeyler beklemekten başka bir şey kalmıyor.
 
Kolay olmayan bir işten söz ettiğimin pekâlâ bilincindeyim, ama kolay olmayan şey ile mümkün olmayan şeyi birbirine karıştırmayalım. Özdeş şeylerden söz etmiyoruz. Kolay değil ama mümkün. Birini gülümseyip gülümsemediğini anlamak için, yüzüne bakmamızın yeterli olduğu söylenir, bu bir izlenim ama yeterli değil, o gülümsemeyi “taklit ettiğimizde”anladığımız her neyse kabul görür.
 
Genel olarak Türkiye futbolu ve özel olarak hem Trabzonspor hem de Beşiktaş, defans hattını, diğer ve doğru bir deyişle oyunun gerisini ilerde sabitlemeden, oyuna dair akli şüpheleri ortadan kaldıramaz. “Kendini açtığı söylenen” (aştığı değil) o oyunun içinde her zaman var olamazlar. Eğer skoru garanti edecek şey, şans, rastlantı gibi şeylerin yanı sıra esas olarak bir oyun modeline sahip olmaksa, o zaman o oyunu oynamak gerekli değil mi? Peki, ama nasıl?
 
El Clásico sonrası basın toplantısında Guardiola, zaferin stratejisini şöyle açıklıyordu her defasında: “Topun olduğu bölgede rakipten bir kişi daha fazla olmaya gayret ettik.” Guardiola'nın altını çizdiği strateji yeni futbol devriminin en temel paradigması. Bu paradigma oyun içinde nasıl inşa edilecek? Klasik anlamıyla o bir fazla kişi hangi bölgeden seçilecek ve topun olduğu bölgeye yollanacak. Bu kişi belirli bir kişi midir? Belirli ve sabit bir kişiyse, topun dolaştığı bütün alanları nasıl dolaşacak? Bu mümkün mü?
Tek bir oyuncunun topun seyrini izlemesi olanaklı değilse, geriye bir seçenek kalıyor, o da“bütün takımın” topun olduğu bölgeye yakınlaşması. Topun olduğu bölge tehdit alanıdır ve yeryüzünün eski/yeni bütün savunma stratejileri tehdidi etkisizleştirme üstüne kuruludur. O zaman topun olduğu bölgeye bir fazla kişi yollamak sanıldığı gibi ofansif bir strateji değil? Tehdidi etkisizleştirmek topa yakın olmakla mümkün hale geliyorsa, demek ki bu strateji defansiftir evvel emirde.
 
Daha iyi fikir edinmek için, söz gelimi Sivok ve Pedro'nun pozisyonunu 10 metre ileri ve Demba ba Gökhan, Sosa ve Oğuzhan'ın pozisyonu beş metre geriye alındığında topun olduğu bölgeye, her yerden fazlasıyla oyuncu göndermek daha olanaklı değil mi? Yoksa şu meşhur “savunma güvenliği” elden gidiyor safsatasıyla itiraz mı ediliyor? Konuştuğumuz şey zaten savunma güvenliğinden başka bir şey değil ki? Üstelik bu stratejiyle hücum oyuncuları bile savunmanın bir parçası ve topa yakın.
 
Oyunun ilerisini (ofans) ile oyunun gerisini (defans) yakınlaştırıldığında “aklı da yakınlaştırmış” olursunuz? Teknik adamları kaçtığı sırt döndüğü yer burasıdır. Çünkü bu yakınlaşma oyun örüntülerini zorunlu kılar. Yani örgütçü aklı devreye sokmak zorunlu hale gelir. Modern bir işbirliği, şaşmaz dakik ve doğal bir işbölümü ve daha da önemlisi modern tam zamanlı organizasyon kapasitesi sahne almak mecburiyetinde.
Elbette bu bir iş yükü ve şanstan çok kesinliğe yakın bir bilgiyi gerektirir. Öyle parçalı bulutu, üç bölgeli, sabit görevli kafanın basmayacağı bir zemindeyiz artık.
 
216... “Bir şey kendisiyle özdeştir.. her şey kendi içine uyar da diyebiliriz. Şu renkli leke, beyaz çevresine uyuyor mu?”(*)(*)Wittgenstein. Felsefi soruşturmalar.
 
Önceki ve Sonraki Yazılar

YAZIYA YORUM KAT