1. YAZARLAR

  2. Ali Fikri IŞIK

  3. Oyun mu Oyuncu mu!
Ali Fikri IŞIK

Ali Fikri IŞIK

Gazeteci ve Yazar
Yazarın Tüm Yazıları >

Oyun mu Oyuncu mu!

A+A-
Yeni sezon hazırlıklarının kamplarda hız kazandığı şu günlerde, futbol oyununa ilişkin kimi temel prensipleri yeniden hatırlatmakta fayda var. Oyun, oyuncu ikileminde yaygın inanış, oyuncuyu ve onun paha biçilmez yeteneklerini hem kutsuyor hem de sanki oyuncuyu oyuncu(virtiöz) yapan, oyunun kendisi değilmiş gibi, oyuncu, bağımsız, kendi kendine oluşan, mefafizik bir boşluktan gelen kozmik bir değermiş gibi, bu zihniyeti başat alan bir kültürden besleniyor. ''Büyük takım, büyük oyuncularla mümkündür'' deyişi tam da bu ideolojik bakışı anlatır.
 
Oysa kazın ayağı hiç de öyle değil! Söz gelimi transfer arayışında olan bir teknik adamın ya da bir kulüp yöneticisinin ilke olarak hareket ettiği temel düşünce, kafasındaki oyun anlayışına uygun olarak, transfer edilecek oyuncu bulma arzusudur. Dikkat edin! Burada varsayım nedir? Önce zihinlerde planlanmış bir oyun var ve sonra da bu oyuna uygun düşecek oyuncu arayışı!
 
Demek ki hepimiz, oyuncu transferi yapan birilerinin kafasında önce bir oyun planının olduğuna inanırız! Doğrusu da bu! Ama gerçek böyle mi? Hayır! Peki bunların böyle olmadığını nereden biliyoruz? Sezonun başlamasıyla birlikte, önümüze konan bayat yemekler gibi hazmı çok zor oyunlara tanıklık ettiğimiz için. Hiç kimse zekamızla alay etmesin; çünkü kötü oyun konusundaki tecrübelerimiz yaklaşık 60 yıllık bir geleneğe dayanıyor.
 
Şu berbat, kötü kokan geleneksel futbol anlayışından kurtulmanın neredeyse ilk yolu, adı futbol karnavalı olan bu oyunda, ilk sıraya( hiç hak etmediği halde en saygın yeri işgal eden) oyuncu paradigması yerine oyun paradigmasını koymakla mümkün olabilir. Oyuncuyu tahtından indirin ve yerine oyunu koyun.
 
Çünkü en kötü oyun dünyanın en yetenekli oyuncusundan daha yeteneklidir. Basit bir sözdür bilirsiniz; ''Bir elin nesi var iki elin sesi var'' Ve burada tam da 11 el söz konusuyken.
 
Son dünya kupası hepimize bir şeyler öğretmiş olmalı. Şahsen ben bu kupa tecrübesini paha biçilmez sayanlardanım. En iyi oyunculara sahip ülkelerin nasıl da dağılıp, döküldüklerini, nasıl da iyi kurgulanmış oyunlar karşısında hiçleştiklerini görme fırsatı sundu bize. Messi, Ronaldo, Neymar ve ismini şimdi sayamadığım diğerleri . Bu oyuncuların her biri, gezgenin yetiştirdiği en görkemli yeteneğe sahip. Buna hiç kuşku yok. Ama Sabella, Scolari ve Van Gaal'ın elinde birer plastik oyuncağa dönüştüler.
 
Eğer iyi kurgulanmış bir oyununuz varsa yeteneklerinizi o oyunun hizmetine sunarsınız, ama iyi kurgulanmış, iç düzeni iyi planlanmış bir oyununuz yoksa, yetenekli oyuncuların iyi eğitilmiş bileklerinden bir oyun devşirmeye çalışırsınız ki, bunun adı oyun olmaz. Bunun ''adı topun peşinde koş'' olur!
 
Bütün bunları niye anlatıyorum. Şunun için. Şu anda bütün yarışmacı takımlar kamplarda ve sözüm ona bir hazırlık çalışması çabası içinde. Herkesin gözü yeni transferlerin göstereceği ilahi mucizeler de. Ama gel gör ki, haziran ayında yapılan dünya kupasında bile o mucize oluşmadı. Yeni transferlerden mucize beklemek ham bir hayal! Mucize oyuncuda değil, oyunda çünkü.
 
Oyuncunun mucizeler yaratma potansiyeli yoktur ama oyunun var. En baba oyuncunun bile 90 dakikada topla buluşması, topla haspihal etmesi en fazla 3 dakikadır. Oysa oyun 90 dakika. Ve eğer eşitlik bozulmamışsa 120 dakika. Şimdi basit bir matematik sorusu, futbol maçı 3 dakika mı?
 
Oyun mu oyuncu mu? Ürün mü işletme mi? İşçi mi iş mi? Hangisini temel alacağız. Hangisi daha sistematik, daha kalıcı ve sürdürülebilir bir imkan sunuyor?
Bu yazı toplam 10322 defa okunmuştur.
Önceki ve Sonraki Yazılar

YAZIYA YORUM KAT