1. YAZARLAR

  2. Ramazan TOPRAK

  3. O hal, muhal mi?
Ramazan TOPRAK

Ramazan TOPRAK

Yazar
Yazarın Tüm Yazıları >

O hal, muhal mi?

A+A-


O hal, muhal mi?
Yani 350 yıl önceki hal..
Hâlâ muhal mi.. imkansız mı? Yoksa,
O dönemdeki hal.. mümkün müdür hâlâ?
Okuyun, kararı siz verin..

"...Diyarıbekir'in havası gayet hoş olup
Hamravât denilen suyu içtiklerinden
Halkının yüz renkleri kırmızımsıdır..
Hesapsız, sevilen ve beğenilen gençleri vardır ki
Güzel yüzlülük, letâfet ve iyi huylulukta eşsiz olup
Güzel görünüşlü, peri yüzlü, ay yüzlü gençlerdir..
Doğulu oldukları için.. kelimeleri açık seçik konuşurlar..
Hepsi zarif ve nükteci gençlerdir..
Erkekleri ayırım yapmadan samur libaçe ve kürk giyer..
Atlas, kemha ve diğer atlas çeşitleri giyerler..
Fakirleri levandora çuka,
Orta halli olanları prankona, saye çuka ve kontuş giyerler..
Kadınların hepsi beyaz çarşafa bürünüp ..
Başlarına sivri gümüş ve altından takke giyerler..
Kadınları, temiz, namuslu, altın ve ziynete sahip kadınlardır.."
***
"İlkbaharda Şat(Dicle)'ın taşkınlığı geçip normal akmaya başlayınca
Diyarıbekir halkının bey ve fakir tüm aileleri,
Şat kenarına göçerler,
Dedelerine ait yerlere çadır kurup yerleşirler..
Bostanlarına kavun, karpuz, çeşitli sebze ve çiçekler ekerler..
Burada herkesin yerinde bir çeşit reyhan yetişir ki
Bir ayda sanki orman olup mızrak boyu büyür,
O reyhanlıktan içerisi asla görünmez..
Şat kenarında bütün evlerin duvarları, kapı ve sofaları fesleğendir..
Fesleğeni ... ateşte yakınca mis gibi kokar..
Her kulübenin havuz ve şadırvanı olup suları saftandır..
Bağ ve bostanlar arasında
Şat'ı kol kol ayırıp bostanlara akıtmışlardır..
Tam yedi ay Şat kenarında.. gece-gündüz şenlik içinde,
Herkes, eşi ve dostuyla eğlenir..
Bütün sanatçılar, bostan fasıllarında sanatlarıyla uğraşırlar..
Binlerce kişi şehre gidip işlerini görür,
İkindi vaktinden sonra Şat kenarındaki bağlarına dönerler..
Diyarıbekir'in kavunu gayet iri, sulu ve tatlı olup misk gibi kokar..
Bunların kırkar ellişer okka(takriben 55 ilâ 75 kg.) gelenleri vardır..
Diyar diyar hediye olarak götürülür..
Pek çok kimse bu kavundan tarçın, karanfil ve pirinç ile
Kokulu kavun zerdesi yaparlar ki
Rum diyarında Atina balından bile böyle zerde yapılamaz..
Halk, her gece Şat kenarında,
Kandiller, fener ve kokulu mumlarla meşaleler yakar..
Binlerce yağ ve bal mumları, tahtalar üzerine konup
Bir taraftan bir tarafa meşaleler akıtılır..
Gecenin karanlığı gündüz gibi olur.. taa sabaha kadar,
Akla kaleme gelmeyen eğlenceler düzenleyerek
Devletin devamı için dua ederler.."
***
Halkı Kürt, Türkmen, Arap ve Acem'dir.. reâyâsı Ermenidir..
Kürtçe, Türkçe, Arapça ve Ermenice konuşurlar..
Havasının güzelliğinden halkı gayet nazik, çocukları olgun ve temizdir..
Gayet garip dostu, fakir seven, şen, cana yakın kimselerdir..
Nükteli ve tez kalemleri vardır..
Erkekleri hoş, temiz, inançlı ve imanlı..
Kadınları edep sahibi ve saygılı olurlar,
Kadınları ve hatta küçük kızları bile çarşıya çıkmazlar..
Diyarıbekir halkının konuşma şekli de farklı ve güzeldir..
Bağdat fâtihi 4. Murat Han, Irak ve Diyarıbekir'in
Acemvâri ve yeni çeri gibi konuşmalarından hoşlanıp bizzat,
'Men böyle demişem, men heze böyle dememişem' diye konuşurlardı.."
***
UNESCO, doğumunun 400. yılı nedeniyle, geçen yıl,
2011 yılını Evliya Çelebi yılı ilan etmişti.. rüyasında,
Efendimiz(SAV)'in huzurunda iken,
'Şefaat Yâ Resûlallah' diyeceği yerde,
'Seyahat Yâ Resûlallah' dediği için ömrü seyahatle geçen ve
Seyahatnâme adlı eşsiz eseri bizlere armağan eden
Evliya Çelebi'yi anma yılı ve etkinliklerinde..
Geçirilen(...) 10 aylık süreye bakıyorum da,
Nedendir bilinmez(...) toplumun hiç de ilgisini çekmeyen
'Dostlar alışverişte görsün' kabilinden sergiler..
'Olmasa da olur' türünden sunumlar..
'Yasak savma adına' sıkıcı protokol konuşmaları..
Tekrarlana tekrarlana artık iyice bıktıran, kulak tırmalayan..
Protokole tabi zevâtın katılımı nedeniyle zorunlu ama
İsteksiz, zevksiz, coşkusuz, biraz da içerikten yoksun programlar..
Bırakın böylesine özel ve güzel bir şahsiyeti anlatmayı, aksine
Toplumun ilgisini azaltıcı, köreltici hale geldi, çoktandır..

17. yüzyılın fotoğrafını çeken,
Bu müstesna şahsiyeti.. Evliya Çelebi'yi anma adına..
Herkesin kolayca bulabileceği ansiklopedik bilgileri
Alıntılayıp sunmak.. insanımıza ayıp olmaya başladı artık..
Böyle yapmak yerine hiç yapılmasın daha iyi..
Mesaja boğmak yerine.. hiç verilmesin daha iyi..
Özellikle son zamanlarda artan şiddet olaylarında,
Sembolik ilimiz olan Diyarbakır'ın
1654 yılında çekilmiş yukarıdaki fotoğrafını sizlerle paylaşırken,
'Neredeen nereye..!' demekle birlikte,
O dönemin huzurlu, mutlu, barış ve kardeşlik fotoğrafı ile
Sizlerin hergün bizzat çektiği bugünlerdeki fotoğrafını
Yanyana koymak suretiyle,
İnsanımız açısından,
Nelerin kazanılmış.. nelerin kaybedilmiş olduğunu..
Gelinen ortamdan,
Kimlerin kazançlı.. kimlerin kayıplı çıktığını, çıkacağını
Düşündürecek ve gösterecek özgün çalışmalar yapmak varken..
Bu özel ve güzel, mübarek zâtın şahsında,
O ve onun gibi şahsiyetlere..
'Eseri var kendisi yok insanlara' nisbet yapar gibi,
'Kendisi var eseri yok insanların'
Salt protokoler anlayışlarından arındırılmış..
Mesajlarını, toplumla en iyi yöntemlerle buluşturacak
Etkinlikler ortaya koymak varken..
Bu anlamsız.. sonuçsuz.. sıkıcı zahmetler..
Gösteriler, gösterişler.. abesle iştigaller niye?

Bu ucu açık konuyu, şimdilik bir kenara bırakıyor ve
Mümtaz, müstesna, mübarek şahsiyet Evliya Çelebi'nin
Seyahatnâme'sinde yer alan.. bir kısmını ıttılaınıza arzettiğim
'Ateşte yakılan fesleğen misali mis gibi kokan'
350 yıl önce çekilmiş 'Diyarıbekir fotoğrafı' ile
350 yıl sonra herkesin çektiği 'Diyarbakır fotoğrafını'
Yanyana koyuyor ve soruyorum:
Siz, hangi fotoğrafın
Gerçek olmasını arzu ederdiniz?

E-Posta: ramazantoprak19@gmail.com

Önceki ve Sonraki Yazılar

YAZIYA YORUM KAT