SON DAKİKA:

Kadri GÖRAL

Neredeydik, Nerelere Geldik

21 Mart 2010 Pazar 23:17

 BU ŞEHİR
Ulemanın, “Şehr-i Amid'i bilip de abdestsiz gezenin aklından şüphe ederim” dediği “MÜBAREK ŞEHİR” dir.
BU ŞEHİR
Bir zamanlar dışarıdan gelenlerin ancak kale kapılarının yakınlarındaki hamamlarda yıkandıktan gezip dolaşabildikleri “KUTSAL ŞEHİR” dir.
BU ŞEHİR
Kale kapıları yüz yıl öncesine kadar güneşin doğuşuyla açılan, güneşin batışıyla kapatılan, “destursuz (izinsiz) girilemiyen şehir”dir.
BU ŞEHİR öyle bir şehirdir ki,
Hz. İbrahim'in karısı Katura'dan olan oğlu Medin'den bu yana Medine diye de anılmış medeni insanların yaşadığı şehir olarak insanlık tarihine ŞEHR-İ AZİM olarak damgasını vurmuş şehirdir. (Medine demek, “şehir” demektir.)
Evliya Çelebi “Seyahatname”sinde bu şehri tanımlarken:
“Diyarbekir'in havası gayet hoş olup  “Hamravat Suyu”  da içtiklerinden halkının yüz renkleri kırmızıdır. Çoğu orta boylu kuvvetli yapılı ve gösterişli kimselerdir. Gençleri güzel yüzlülük, letafet ve iyi huylulukta eşsiz olup güzel görünüşlü peri yüzlü, ay yüzlü gençlerdir. Kullandıkları kelimeleri açık seçik konuşurlar. Aşıkların gönülleri hayat bulur. Her cünbüş ve hareketleri, yürüyüş ve duruşları insanı hayrette bırakır. Hepsi zarif ve nükteci gençlerdir. Bu Diyarbekir'de; yüzlerce açık ve anlaşılır olgun şairler vardır ki her biri Fuzuli ve Ruhi gibidirler. Benzerleri bulunmayan birer fazilet sahibi kimselerdir. Kahvecizade adında bir taklitçi yirmi lisan bilip açık seçik konuşmada üstüne yoktur. Hatta Nemse (Avusturya) Leh, Çeh, Frenk ve Moskov Kralları tarafından bir elçi gelse Kahvecizade o elçinin milli kıyafetine girip açık açık tercümanlık eder. Murad Han Kahveci-zade'yi her gelen elçilerin kıyafetine sokup padişah divanında tercümanlık ettirerek söz alıp söz verirdi.
Halkı gayet nazik, çocukları temiz ve olgun, garip dostu, fakir seven, şen, cana yakın  ve şakrak kimselerdir. Nükteli ve tez kalemleri vardır. Erkekleri hoş, temiz inançlı, imanlı; kadınları edeb sahibi ve saygılı olurlar. Kadınları ve hatta küçük kızları bile çarşıya çıkmazlar, çıkan olursa kız ve babası azarlanır. Bu derece namuslu ve ahlaklı kimselerdir.”
Mimar Sedat ÇETİNTAŞ, Amid'e doğru...25-1-1936 de:
“Diyarbakır'lılar fıtraten akıllı olur. Halkının yüksek zeka ve kabiliyetiyle tanınan bu şehire hariçten gelen herhangi bir adam, Diyarbekir'de tatlı bir irfan havasının esmekte olduğunu hisseder.
Diyarbakır surlarının bir seyyaha uzaktan yaptığı tesir çok kuvvetlidir.
Hele trenden inipte araba ile burçlara yürüdüğüm vakit, ninemin efsaneler diyarından bana sunduğu hikayelerin çocukluk ruhumdaki azamet ve dehşeti hep birden hislerime hücum etti.
Benim ne mimarlığım, ne de san'at aşinalığım, hepisi birden silinmiş, ninemin dizinde, onun gözleri içine bakarak sarsıldığım dakikaları aynen yaşıyorum.
YA RABBİ!
SEN BU ŞEHRE DÜŞMAN AYAĞI SOKMIYASIN,
FEYZ-Ü BEREKETİ EKSİK ETMİYESİN,
HER TÜRLÜ KAZA VE BELADAN MUHAFAZA EYLİYESİN.” derken,
İbn-ül Emin Mahmut Kemal, Diyarbakır'lı bir şairin hayatını anlatırken der ki:
“O zamanlar çok farklı bir Diyarbakır vardı. Herhangi bir namaz vakti, Ulu Cami'nin önüne gelip iki kolunuzu açar, kucaklayabileceğiniz kadar kalabalığı kuşatır, gözlerinizi kapayıp içlerinden birini çekip çıkarırsanız, bu tuttuğunuz adam ya şairdir ya da müşir” demiştir.
Oturup kalkmasına ve konuşmasına dikkat eden bu insanlar için Tarihçi Basri KONYAR şöyle demektedir;
 “Diyarbakır halkının temiz, duru ve içler okşayan bir dili vardır Bu dilin kuralları sanki seçkin bir bilim kurulunca ince ince düşünülüp taşınıldaktan sonra vücuda getirilmiştir.”
Diyarbakır, büyük bilim adamları ve düşünürlerin, şair ve ediplerin yetiştiği bir şehirdir. Diyarbakır İslam yayılmasından beri Bizans ve Haçlı seferlerini de görmediğinden Diyarbakır Anadolunun en büyük Mutasavvıf, bilim, şiir ve sanat erlerini yetiştiren bir kültür merkezi olarak kalmayı başarabilmiştir.
1140 senesinde Amid'de “ulema-hukema ve üdebâdan” pek çok zat bulunduğu fakat Nisanoğullarının zulüm, tazyik ve müsadereleri ve halka tahmil ettikleri ağır teklifler yüzünden ahalinin hicrete mecbur kaldığı, 1232 de Malik al Kâmil'in Amid'in büyüklerinden birçoklarını Suriye'ye ve Mısır'a götürdüğü, bunların oralarda büyük memurluk makam ve memuriyetlere nail oldukları söylenmektedir.
İslam Ansiklopedisi”nin yazdığına göre; “Şehrin burçları zahire, eşya ve silah ile dolu idi. Bilhassa büyük bir kütüphane mevcut idi. Bu kütüphanede rivayete göre bir milyon kırk bin kitap bulunmaktaydı. Salah-al-din  (Selahaddin Eyyubi) bu kütüphaneyi Eyyubi Veziri Kadı Fazıl'a hediye etmiş o da Ulu Cami külliyesindeki güzel kitaplardan seçtiklerini   yetmiş develik bir kervan ile Mısır'a göndermiştir.” (Not: Halk arasında yaygın bir rivayete göre; Diyarbakır'ı  o tarihte bir kadın hükümdar yönetiyormuş. Bu kadın hükümdar, kitapların Diyarbakır'da kalması için Selahaddin-i Eyyubi'ye “bir deve yükü kitaba karşılık bir deve yükü altın” teklif etmiş fakat teklifi kabul görmemiş.)
Camilerinin her birinde birer mektep bulunan Diyarbekir'de Cuma camilerinin çokluğu Evliya Çelebi dönemindeki Diyarbakır'ın ne denli büyük olduğunun göstergesidir.
 
CEVAHİR ÇIKINI devam edecek…

Bu yazı toplam 4047 defa okunmuştur
Yazar makale içeriklerinden sitemiz sorumlu değildir.
YORUMLAR
tşk
recep aydın
hocam anlattığınız mübarek şehir siyasi oyunların arenasına dönüştü,fitne fesat hayasızlık aldı başını gidiyor keşke diyorum RABBİM bana o temiz d.bakır yıllarında yaşam verseydi yinede hakkımda böyle hayırlıymış iyi günler
22 Mart 2010 Pazartesi 10:52
78.165.86.198

SON HAFTANIN SKORU

1
0
Turgutluspor
Diyarbakırspor


Copyright ©2007 Diyarın Sesi. Tüm hakları saklıdır.
Siteden yararlanırken gizlilik ilkelerini okumanızı tavsiye ederiz.
İzinsiz ve kaynak gösterilmeden yayınlanamaz. Yazılım: CM Bilişim - Görsel Tasarım: Capitol Medya