Adnan ŞİMŞEK

Adnan ŞİMŞEK

Gazeteci / Genel Yayın Yön.
Yazarın Tüm Yazıları >

M.Ö - M.S

A+A-

 

21 Mart 2013'de Diyarbakır Newroz alanında İmralı'dan gönderilen
mektup, alandaki mahşeri kalabalığa ve ekranların başındaki milyonlara
okundu.
 
Mektubun içeriği PKK ile başlayan 30 yıllık dönemin yeni bir aşamaya
taşındığını gösteriyor.
 
Yazının başlığına koyduğum MÖ ve MS, "Mektuptan Önce" ve "Mektuptan
Sonra"ya dikkat çekmek istedim.
 
Kürt meselesi açısında bir dönemi kapatıp, yeni bir dönemi açan
mektubun, "Milattan Önce" ve "Milattan Sonra" kavramları kadar önemli
olacağını düşünüyorum.
 
İmralı, bu mektubu ile sadece Türkiye Cumhuriyetine değil, Kürt
meselesinin çözümü konusunda uzun zamandır çaba harcayan diğer
aktörlere ve devletlere de çözüm için çok uygun bir zemin
oluşturmuştur.
 
Mektuptan sonra Kürt sorunu artık farklı bir düzlemde tartışılacaktır.
Mektupta Kürt sorununun, ulus-devlet paradigması dışında
tartışılmasına özellikle vurgu yapılmaktadır. Bunun için de Kürt
sorununun uluslar arası boyutu öne çıkartılmaktadır.
 
Kürt sorunu üzerinden yeni fırsatlara dikkat çeken, uluslar arası
yaklaşım, Ankara'nın da elini güçlendirmektedir.
Neden Ankara'nın elinin güçlendiğini de birkaç açıdan anlatmak mümkün
 
1. Kürt meselesinin ulusal düzeyde tartışılması, Sinop örneğinde
görüldüğü hem güçleşmiş, çok küçük çabalarla üzerinden provokasyonlar
üretilebilecek bir kırılganlığa ulaşmıştı.
2. Özellikle son yirmi yıl içerisinde, özel bir gayretle güçlendirilen
milliyetçi hassasiyetler, ırkçı bir mecraya kayarak, devletin kolayca
kontrol edemeyeceği bir düzeye ulaşmıştı.
3. Şiddet övgüsü içeren dizilerin, milli hassasiyetleri kolayca
harekete geçirecek kodlara sahip olması, devletin bir yayın
politikasına dönüştürüldü.
4. Kürt sorunu, Türkiye'nin batısında öfkeli, kırılgan, kolayca
yönlendirilen ve mantıktan çok duyguların yönlendirdiği bir vatandaş
profilinin oluşmasına yol açtı.
5. Özellikle Türkiye açısından ortaya çıkan en önemli fırsat,
Irak Kürdistan bölgesindeki 45 milyar varil petrol ile trilyonlarca
metreküp doğalgaz rezervidir. Türkiye'nin yıllık petrol ihracatının
yaklaşık 250 milyon varil olduğu düşünülürse, bu rezervin önemi
anlaşılabilir. Mektuptan sonra, Ankara, ulusal çıkarları doğrultusunda
daha aktif bir politika izleyebilir.
 
Yukarıda sıralanan beş madde, etnik çatışma ihtimalini bir araç olarak
yedeğinde tutmak isteyen devletin, bilinçli bir tercihle ve toplum
mühendisliğiyle oluşturduğu öfkeli vatandaş kitlesi, en basit çözüm
girişimini bile dışlayan bir kırılgan bir kimliğe dönüştü. Çözüm
kapıya dayandığında, kırılgan vatandaş tipolojisinin, devletin
beklentilerini de aşan bir şekilde, en küçük adımlara bile tepki
geliştirdiğini gözlemledik.
 
İmralı'nın mektubunun en büyük başarısı, Kürt meselesini öfkeli
vatandaşın gündemi olmaktan çıkarmasıdır. Bu yönüyle en başta
hükümetin elini rahatlatmıştır.
Daha düne kadar, "bizim iç meselemizdir" denilen Kürt meselesinin, iç
mesele olmadığı "mektup" üzerinden deklare edilmiş oldu. Yine mektup
üzerinden Kürt sorununun uluslar arası boyutuna ve bunun içerdiği
fırsatlara dikkat çekilmesine, hükümetin onay verdiği anlaşılıyor.
Mektuptan sonra, Kürt sorunu konusunda atılacak adımlarla ilgili
olarak, Türk kamuoyunu hazırlamak ve onayını almak bir zorunluluk
olmaktan çıktı.
 
Yükselen milliyetçilik üzerinden öfkesi iyice kabarmış kitlelerin,
Suriye'deki Kürtler (Rojava), Irak Bölgesel Kürt yönetimi, Amerika ve
İsrail ekseni, petrol ve doğalgaz gibi meselelere dikkatini
yöneltmesi, hükümete, atılacak adımlar konusunda uygun bir zemin
sunuyor.
 
Kürt sorununun muhtemelen hükümetin de onayını alarak uluslararası
arenaya çıkışının tescil edilmesi, sadece "öfkeli vatandaş"ı dışarıda
bırakmakla kalmıyor, aynı zamanda Kürt sorununu uzun yıllardan beri
aynı kavramlar üzerinden tartışan BDP eksenli siyaseti de ilk etapta
dışarıda bırakıyor.
 
Şu ana kadar, anadil, anayasal vatandaşlık, yerinden yönetim gibi
kavramlar üzerinden yapıla gelen tartışmalar, bundan böyle
"diplomasi", "strateji", "lobicilik", "uluslar arası siyaset" gibi dış
politika kavramları üzerinden yapılacak görünüyor.
 
BDP eksenli siyaset ile diğer Kürt oluşumların yeni paradigmayı
kavraması ve bu paradigmanın bilgisini, alt yapısını oluşturması için
neredeyse bütün kadrolarının dönüşmesi gerekiyor.
 
Kürt siyasetinde yeni bir dönem başladı. Yeni dönemin, eldeki
kavramlar, eldeki bilgi ve tekrarlar ile eldeki insan niteliği ve
birikimleri üzerinden yürütülmesi mümkün görünmüyor.
İmralı mektubunun en temel referanslarını bir daha tekrarlamak gerekiyor:
 
1. Kürt sorunu sadece Türkiye bağlamında değerlendirilecek bir "iç
sorun" değildir. Bunu da kapsayan "uluslar arası bir sorun"dur.
2. Uluslar arası Kürt sorunu tartışmalarının en önemli eksenini
"İslam" ve "doğu" kavramı olacaktır.
3. Mektupta ısrarla bir arada vurgulanan "demokrasi" ve modernite"
kavramları ise Kürt siyasetinin en hazırlıksız olduğu "batı" ve
"Avrupa Birliği" de referans alıyor.
4. Kötülüklerin kaynağı olarak öne çıkarılan "Ulus Devlet"in yerine,
bir anlamda Avrupa Birliğini model alan yeni bir entegrasyon
hedefleniyor.
 
Bir daha vurgulamak gerekirse: Kürt sorunu için yeni bir manevra
yapıldı. Kürt meselesi bir eksen kaymasına uğradı. Yeni yolların
açılması kaçınılmaz görünüyor. Ve bu yeni yolda, eski ayakkabılarla
yürümekte ısrar edenler, doğal seleksiyona uğrayacak görünüyor.
Yeni yolda yürüyecekler için en önemli tehlikelerden biri de, Kürt
eksenli siyasetin dil sorunu olacaktır. Dil sorunun iki önemli boyutu
var:
 
 Kürt ekseninde siyaset yapanların bundan sonraki en önemli sorunu
"İngilizce" olacaktır. Uluslar arası düzeyde yoğun bir şekilde
tartışılacak olan Kürt sorununun diplomasisini veya lobi faaliyetini
yürütecek kadroların "yok" denecek kadar az olduğu söylenebilir. Irak
Bölgesel Kürt Yönetimi, yaşadıkları pratikten dolayı İngilizce'nin
önemini kavradı. Ve gençler Kürtçe kadar İngilizce'de de
yetkinleşiyor. Ancak Türkiye'deki Kürt muhalefeti, İngilizce konusunda
zaman kaybına uğrayacak bir görüntü veriyor.
 
 
Bir diğer dil sorunu da, Kürtçe lehçeleri arasındaki kopukluk.
İçerisinde Arapça, Farsça ve Türkçe etkisi olan Kürtçe'yi herkesin
diğerini anlayacağı ortak bir iletişim lisanına dönüştürmektir.
İmralı'dan gelen mektup, hiç şüphesiz Kürt meselesi konusunda şu ana
kadar geliştirilmiş olan hafıza, algı ve bilinci hedef almaktadır.
Zaten içerikte yeni bir paradigmaya özellikle vurgu yapılıyor.
İmralı'dan gelen mektubun "bakışınızı değiştirin" anlamına gelen
içeriği iki önemli gelişmeyle bütünlük oluşturdu:
 
1. Mesut Barzani, ilk kez, Irak yönetimi ile yaşadıkları sorunların
idari olmadığını ve doğrudan "sınır sorunu" olduğunu açıkladı
2. ABD Başkanı Obama'nın kişisel çabaları ve girişimleriyle İsrail
Devleti en üst düzeyde Türkiye'den özür diledi.
Yeni paradigma, daha şimdiden yeni tesadüflerle bizi selamlamış oldu.
Dış politikada ortaya çıkan bu değişiklikler, özellikle de İsrail'in
özür dilemesi ilişkilere farklı bir boyut getirecek.
Bu özür meselesi üzerinden son bir söz: Sayın Başbakan "özür dilemek"
insanın en yüksek erdemlerinden biridir. Özür dilemek, insanın
yüreğine vurduğu kilidi kırmasıdır.
Özür beklemenin ne anlama geldiğini bilen biri olarak, sizden özür
bekleyenleri unutmayın. Özellikle de Uludereli aileleri...
Önceki ve Sonraki Yazılar

YAZIYA YORUM KAT