1. YAZARLAR

  2. Ali Fikri IŞIK

  3. Liverpool: Gerçek Fırtına
Ali Fikri IŞIK

Ali Fikri IŞIK

Gazeteci ve Yazar
Yazarın Tüm Yazıları >

Liverpool: Gerçek Fırtına

A+A-

Dişlerini gıcırdata gıcırdata, büyük bir öfkeyle, herşeyin üstüne kabus gibi çöken karabulutları tam ortasından yaran bir şimşek gibi oyuna başladı Klopp'un Liverpool'u. Klopp bu başlangıçları seviyor ve kim ne derse desin bunun meyvelerini de topluyor. Nitekim 16. dakikada gelen gol bunun en büyük kanıtı. Liverpool, adeta 11 Pegasus'un kanatlarını çırpa çırpa oluşturdukları yoğun ve katı türbülans içinden, hiç soluk almadan, Chelsea kalesini kuşattı. Dövdü, dövdü ve golü attı. Bu belki de avını yakaladıktan sonra, bütün bedenini avına sarıp, onu soluksuz bırakıncaya kadar  kaslarını gevşetmeyen bir pitonun avlanma biçimiydi.

Klopp'un oyun dehasının özü, o'nun cesaretine dayanır. Eğer Klopp gibi cesur bir teknik direktör iseniz, rakibinizin arkanıza sarkabileceği endişesi sizi titrek bir kör fareye dönüştürmez. Eğer bir rakip sizin bütün defansif tedbirlerinizi aşarak, savunmanızın arkasına sarkıyorsa, artık onu alkışlamaktan başka da birşey gelmez elinizden. Klopp da buna inanıyor. O nedenle Klopp, maçın ilk düdüğüyle birlikte kendi takımına önde öyle bir yıldıran pres talimatı veriyor ki bütün takımı sadece hücumu düşünen birleşik bir üç haline geliyor. Zaten önde yapılan bu bayıltıcı baskı, rakiplere kolayca Liverpool'un arkasına sarkma fırsatı vermiyor.

Pep Guardiola ve Barselona'nın oynadığı dominant, hegomonik oyununun panzehiri olarak, Diego Simeone'nin Atletico Madrid'de geliştirdiği presci oyun ile, Klopp'un daha önce Dortmund'da şimdilerde Liverpool'da yapılandırmaya çalıştığı “önde baskı” oyunu, futbol oyun teorisi içinde bulunabilecek en doğru ve en gerçekçi yanıtlardır. Çünkü hem Barselona hem de Pep Guardiola'nın takımlarını eğer kendi ceza sahaları içinde meşgul etmezseniz, onlarla başetmenize imkan yoktur. Dolayısıyla hem Diego Simeone hem de Klopp çok doğru ve yaratıcı bir çözümlemeyle, adına “tiki-taka” denilen oyunun alternatifini üretmeyi başardılar. Kategorik olarak Simeone ve Klopp'un oyunları, oyun yapıları bakımında kısmen ayrışsalar bile, oyunn stratejileri aynı paradigmaya bağlıdır. Bu aslında ter-yüz edilmiş bir savunma anlayışıdır. İronik olarak, hücum oyuncularına rakip defansa savunma yaptırmaktır. Kısaca hücumcularınızla rakibi kendi yarı sahasında ya da mümkünse ceza sahasının çeperinde baskılamak değil, kelimenin tam anlamıyla savunma yapmaktır. Bu konuyu bir başka yazıda kendi başına irdelemeyi düşünüyorum; o nedenle şimdilik burada bırakıyorum.

Lallana, Coutinho, Sturridge, Firmino ve Manê.. Bu hücumcu beşlinin ilk görevi, top rakipteyken tipik savunmacı refleksleriyle –ki hücumcu olmalarına rağmen savunmacı bir refleksle- rakip savunmasının topla oynamasına engel olmak, o topu kapmak, rakibin oyun alanını daraltarak takımın geri kalan kısmıyla bağlantısını kesmek ve mümkünse oyunu bu dar koridora sıkıştırıp, rakibin oyun planını işlevsizleştirmektir. Topu bir kez kaptıktan sonra da, aynı beşli, dar alanda alanı katetmek için paralel üçgenler kurup oluşan boşluklardan gol vuruşu yapmak, eğer bu mümkün değilse soldan Milner ile oyuna genişlik katıp, hücumu yeniden başlatmak ya da sağ taraftaki  Clyne'a topu aktararak hem Liverpool oynunun gerisindeki savunmanın alan içinde dengeli yerleşimine imkan tanımak hem de Clyne'ın geriye doğru oynayarak Liverpool savunmasını da hücum planına dahil etmeyi amaçlıyor.

Bu planlama esasen Liverpool için futbol oyun problematiğinin iki esaslı sorununa çözüm olabiliyor: Liverpool hem topun olduğu bölgede daha baskın, daha fazla olabiliyor hem de topun atılacağı muhtemel bölgelerde kontrolü kaybetmiyor. Yine bu oyun anlayışıyla, Liverpool, hem top rakipteyken dengeli durabiliyor, hem de top Liverpool'a geçtiğinde bu topun içinde olduğu pozisyon süreci kaleye kadar taşınarak, kazasız belasız sonlandırılabiliyor.

Doğrusunu söylemek gerekirse, Chelsea teknik direktörü Antonio Conte kenardan oyunu şaşkın bakışlarla izlerken, benim gördüklerimi o'nun da gördüğünü sanıyorum. Ama tıpkı benim gibi, bu oyuna nasıl bir karşılık verilirin yanıtına sahip olduğunu düşünmüyorum ve galiba bu sorunun cevabı için hepimiz Pep Guardiola'nın önderliğindeki Manchester City maçını beklemek zorunda kalacağız. Kendi adıma şu kadarını söyleyeyim; şu saat itibariyle büyük bir heyecanla Manchester City-Liverpool maçını şimdiden dört gözle bekliyorum.
 

Önceki ve Sonraki Yazılar

YAZIYA YORUM KAT