1. YAZARLAR

  2. Adnan ŞİMŞEK

  3. Liceli Ağa'dan alınacak dersler
Adnan ŞİMŞEK

Adnan ŞİMŞEK

Gazeteci / Genel Yayın Yön.
Yazarın Tüm Yazıları >

Liceli Ağa'dan alınacak dersler

A+A-

Öğlen saatlerinde Lise caddesinde yürürken yaşı 69 olan çevik olmasa da dinç bir amca ile karşılaştım.

Eskimiş oduncu gömlek üzerine ceket, başında kalın iplikten örülmüş ancak kenarları sökülen takkesi, mercek camı gibi iri ama kirli olan gözlük camlarıyla halka tatlı satmaya çalışıyordu.

Titrek sesiyle  'Datli, datli'diye sesleniyordu!

İlgimi çekti, konuşmak istedim.

'Merhaba amca, nasılsın' 

Duraksadı, tanıdık gibi cevap verdi:

'İyiyim. Sen nasılsın kimsin?'

Seninle sohbet etmek istiyorum dedim.

Gülümseyerek 'Et bahım' dedi.

Meslekten dolayı hemen soru sorma ihtiyacı hissettim.

Sohbete 'Amca niye tatlı satıyorsun' sorusuyla başladım. 

İlk cümlesi gerçekten ilginçti:

'Biliyor musun ben köyde ağaydım'

10 yıl önce köyden göç ettiklerini ve pişman olduğunu söyledi. 'Keşke köyümden çıkmaz olsaydım'

Derin sohbet başladı.

Zamanından çalmamak amacıyla tatlı alıp çocuklara dağıttım.

Oturduk Eski Rıza Dayının çay ocağının yanına…

Çaylarımızı yudumlarken, 'amca hele anlat' dedim.

'Hangi birini anlatayım oğul' dedi.

Anlattı Lice'nin bir köyünde kaldığını, halinin vaktinin yerinde olduğunu, mutlu olduklarını…

'Çohhh özledim oraları' söylenip durdu.

Sonrada başladı hikâyesini anlatmaya…

Köy o kadar verimliydi ki et, süt, sebze, meyve bol idi.

Köye bir gün bir grup PKK'lı gelmiş…

Yemek vermişler, bir gün sonra da askerler gelmiş.

Onlara da yemek vermişler.

Komutan sormuş “Teröristlere yemek veriyormuşsunuz”

Köylülerin cevabı şu olmuş:

 “Evet Komutan veriyoruz. Size de her zaman veriyoruz”

Ve sonra örgütün geçiş güzergahı olduğu için o köy boşaltılmış.

Tabi çoluk çocuk hayvanları ilçede satıp gelmişler güzelim şehir “Diyarbekir'e…

Sonra mı, perişanlık diz boyu.

İlk 6 ay sıkıntı yok, paralar suyunu çekince iş başa düşmüş.

Sabah çıkıp akşam gelen Ağa, artık bunun böyle olmayacağını düşünüp dururmuş.

Ancak çoluk çocuk evde aş beklermiş.

Kendine yedirememiş Sosyal Yardımlaşma ve Dayanışma Vakfına gitmeyi.

Ne iş yapayım diye düşünürken, tatlı satan bir çocuğu gördükten sonra etkilenip tatlı satmaya karar vermiş.

Sonra 40 tatlı alıp, satmış. Sonra çıtayı yükseltmiş şimdi 100 tatlı satıyor.

Ağzından hep “Allah'a Şükürler Olsun” sözü dökülüyordu.

Gözlerinin dolması beni çok etkiledi.

Sordum gidişatı ama önce 'Açılım'ı nasıl buluyorsun'diye soru çıktı ağzımdan...

Cevabı his yüklüydü:

'Biz zaten açılacağımız kadar açılmışız baksanıza halimize…'

'Amca Diyarbakır'ı nasıl görüyorsun' sorumua yine ilginç bir yanıt verdi:

'Biz göreceğimizi gördük, bırak geri kalanını başkaları görsün'

Akabinde de devam etti:

“ Burada işsiz insan yok. İnsanlar alışmışlar çalışmamaya. Kahvehaneleri geziyorum tatlı satarken. Gençler oturmuşlar ceplerinde kaliteli sigara, ütülü elbiseler. Ancak işsizleri biz üretmiyoruz”

Evet, göç olgusunun derin tahribatlarının yaşandığı Diyarbakır'da bir göçzedenin yaşadıklarını aktarmak istedim.

Onun gibi binlercesi var.

Evet, Diyarbakır'da bugün yaşanan temel sorunlarının temelinde göç olgusunun etkileri inkar edilemez. Günübirlik düşüncelerle 1990'lı yıllarda yaşatılan göç dalgasının etkileri kolay silinecek gibi değil.

Köyleri boşaltmak kolaydı.

Peki ya gerisi?

Gerisini şehir olarak bir bütün olarak görüyoruz.

Bu yazı toplam 13721 defa okunmuştur.
Önceki ve Sonraki Yazılar

YAZIYA YORUM KAT