1. YAZARLAR

  2. Belgin Mete IŞIK

  3. Kötülük Üzerine Aforizmalar
Belgin Mete IŞIK

Belgin Mete IŞIK

Gazeteci
Yazarın Tüm Yazıları >

Kötülük Üzerine Aforizmalar

A+A-

 
Kötülük, hep iyiliğin karşısında yeralan, herkese göre, en tiksinilen veya maruz kalınmaktan en çok korkulan gibi farklı farklı anlamlar bulabilen tuhaf bir kavram. Kötülük hep “tuu kötü”dür, “iyilik” ise en büyük erdemdir ve genel anlayışa göre de sadece kötü olmamak bile iyi'nin sebebi olabilir.. yani o derece de güçlüdür... O halde, insanların “iyi“ olmasını sağlayan birşeyden neden kaçınılır ya da kaçınılmalıdır.. orası da ayrı..
 
Bu yazı kötülüğe övgü veya sövgü değil, sadece kavramın ne olduğu ile ilgili bir tür beyin fırtınası.. bu nedenle siyah-beyaz git-gel'lerden ziyade gri alanlara doğru bir yolculuk. Sözcük anlamı da beni hiç mi hiç ilgilendirmiyor.
 
Susan Neiman “Modern Düşüncede Kötülük” adlı kitabında, XVIII.yy'daki Lizbon depremini, tanrı-din kavramlarının, iyi-kötü bağlamında ilk kez tartışılmaya başlandığı  olay olarak bir milat gibi görmüş. O güne kadar tabu olan ve genellikle kilisenin ve devletin dayattığı kötü kavramı, depremin yıkımlarının dehşeti sonrasında sorgulanmaya başlanmış. Kitaba göre felsefede kötülük konusunda bir diğer mirengi noktası da Auscwitz. Yani insanlar hep başlarına bir felaket geldiğinde oturup gerçek kötü/kötülüğü düşünmeye, o güne kadar kendilerine öğretilmiş kötünün sınırlarını zorlamaya başlamışlar. Tabii bu işin felfese tarihi ile ilgili kısmı, kötülük XVIII.yy'da başlamıyor.
 
Bir görüşe göre dünyaya en büyük kötülüğü yapanlar, topraklara sınırları koyanlar-ki bu mülkiyet, paylaşım, hak, mücadele, savaş,devlet, siyaset, erk vs didişmeleri ve faciaları da açıklıyor aslında. Neyse ne cadı avına çıktık ne de felsefeye dalacağız.
 
Kötü öncelikle insana dair bir kavram, bir hayvan veya bitkiye kötü demiyoruz; vahşi, yırtıcı filan diyoruz da illaki “kötü” demiyoruz. Çünkü aslında üstü kapalı olarak, hayvanın yırtıcılık ve saldırganlığının kendini koruma ve hayatta tutma refleksi olduğunu kabul ediyoruz. Ama bunu insana evirdiğimizde arıza çıkıyor; o zaman o insana “kötü” diyoruz. Bu da ilginç bir durum.
 
Marki De Sade, insanın tüm cinsel ve ilkel güdülerinin enuç noktada nasıl kötülüğe dönüşebileceğini günışığına çıkardığı için tarihin en kötülerden biri olarak damgalanmış ve hem siyasi erk tarafından hem de kendi içsel vicdanı tarafından en vahşi şekilde cezalandırılmıştı. Peki kötülüğü gözler önüne sermek ve insanlığın varabileceği en uç noktayı göstermek kötülük mü? De Sade aslında bu kötülükleri yaptığı için değil, Aristokrasi düzeninde o dönemin erkinin, hiçbir toplumsal tepki almadan, kötülükte gelebileceği noktayı gösterdiği için cezalandırıldı. Netekim (*) en büyük cezayı kendi kendine uyguladı ve yine erkin cezasını da küçümseyerek anarşist bir tavır gösterdi.
 
Toplumda bilinen en uç kötüler sübyancılar, kalleşler, sapıklar, kardeş katilleri, gambazlar, ikiyüzlüler  vs.. Aslında bunların herbirinin etki alanlarına bakıldığında, hepsi çok sıradan münferit vakaların kahramanları. Asıl kötülük kötülüğü kurumsallaştırmak. Adam öldürmek kötüdür, ama “savaşmak kutsaldır hele devlet, din, Tanrı içinse”.. Cinayet cinayettir. Devlet veya dinin bunu alıp “kutsal” bir amaç uydurarak savaş adı altında sunması ve “meşrulaştırması” cinayeti haklı çıkarmaz. Netekim (*) savaştan sağ çıkanların yaşadıkları psikolojik bozukluklar ve normal hayata uyum zorlukları da bu nedenledir.
 
Bir diğer boyutu ile, toplum için kötü olarak bilinen şeyleri suç-ceza mekanizmasına sokmak ve bunun yönetimini devlete vermek de kötülüğü kurumsallaştırmaktan ve bir toplumsal rant yapmaktan başka bir işe yaramaz. Devlet, kendi erkini sürdürmek ve artırmak amacına kilitlenmişken suç-ceza mekanizmalarını sağlıklı işletemez. Kötülük, çıkarların çatıştığı durumlarda ad bulan bir kavram haline gelir ve devlet bu suç-ceza mekanizmalarını  hep bir çıkar grubu lehine veya aleyhine işletme yetkisini kendinde bulur.
 
Muhafazakar, dindar toplumlardaki en belirgin kötülük türü, cinselliğe yönelik kötülüklerdir; sübyancılık, tecavüz, taciz, kadın düşmanlığı, LGBTİ düşmanlığı.. Toplum kapandıkça, cinsel kimlikler bastırıldıkça ve kötülük devlet tarafından belli çıkar guruplarının pozisyonuna göre cezalandırıldıkça bu kötülükler pirim bulur.
 
Farklı uluslara, ırklara, dinlere, cinslere, doğaya karşı kötülük yine devlet politikasının kendini konumlandırdığı çıkar guruplarınca yönetilir ve devletin “kötülük” dozuna göre nefret suçlarına kadar yönlenir.
 
Eğer, 16 yaşındaki birine tecavüz eden onlarca kişi yargılanıyor ve yargı tecavüze uğrayan için “kendi isteği ile” sonucuna varıp, bu onlarca tecavüzcüyü sırf bu gerekçe ile, başka kötülüklere yelken açmak üzere serbest bırakıyorsa ve böylece bu kötülüğe de toplum gözünde meşru bir zemin yaratıyorsa, o zaman gerçek kötünün o onlarca kişiden ziyade yargı ve yargı erkine hükmedenler olduğu sonucuna da varabiliriz.
 
Aslında; tarih içinde din ve devletin “kötülük” konusunda birbirleriyle yarışan bir sicile sahip olduklarını biliyoruz.
 
Peki psikopatlığı nasıl bilirdiniz? Iğğğğ kötülüğün dibi değil mi? :
 
Oxford Üniversitesi'nden Prof. Kevin Dutton'un Olağan Psikopatlar adlı bir kitabı var; kitabın arka yüzünden bir alıntı yapacağım:
            “Psikopat. Bu kelimeyi duyar duymaz katiller, sapıklar, intihar bombacıları üşüşüyor zihnimize. Ama her psikopat şiddet yanlısı değil. Araştırmalara göre her 10 CEO'dan biri psikopat. Cerrahlar, avukatlar, gazeteciler ve politikacılar arasında da psikopatlık oldukça olağan..”
            “Korkusuzluk, öz güven, cazibe, acımasızlık ve odaklılık gibi psikopatlarda öne çıkan özellikler 21.yy'da başarı kelimesinin üzerine terzi dikimi ceket gibi uyuyor”.
 
Winston Churchill de “Büyük ve İyinin aynı kişi olduğu nadirdir.”  demiş.
 
Psikopatlığın şiddete dönüşmüş haline kötü derken, şiddet yanlısı olmayan pasif psikopatlarla iç içe yaşadığımızı bilmek ürtücü olabilse de, pasif psikopatların da en az şiddet yanlısı olanlar kadar derin yaralar açabileceği ve yarattıkları yan etkiler bakımından kötü olarak nitelendirebileceği bir gerçek.
 
(*) bu kelimeyi sadece yeri geldiği için yazıyorum, kusura bakmayın .. bu kelimeyi beyinlerimize kazıyanların bu Kötülük konulu yazıda bir şekilde anılması da gerekir diye düşünüyorum.
 
 

Önceki ve Sonraki Yazılar