1. YAZARLAR

  2. Ali Fikri IŞIK

  3. Kötü Futbol, Kötü Teknik Direktör
Ali Fikri IŞIK

Ali Fikri IŞIK

Gazeteci ve Yazar
Yazarın Tüm Yazıları >

Kötü Futbol, Kötü Teknik Direktör

A+A-

Hiç şüphe yok ki Sergen Yalçın ve Şota Arveladze herbiri yek diğerinden daha değerli, harika oyuncularıydı kendi zamanlarının. Adı futbol olan o gizemli ve kara kaplı defterde “harika topçudan harika teknik direktör olur” zorunlu koşulu yazılı değil elbette; iyi topçu olmak bambaşka yetenekler gerektirirken, iyi teknik direktör olmak daha başka vasıflar gerektiriyor. Biriyle diğeri arasında otomatik bir geçişkenlik yoktur. İyi oyuncudan, eğer gerçekten iyiyse, iyi teknik direktör çıkma ihtimali var, ama unutmamak lazım ihtimal ihtimaldir, gerçek ise gerçektir. 

Sergen Yalçın, harika bir topçuydu. Çok vasat bir yorumcu ve Sivasspor'da sergilediği teknik direktörlük performansına bakılırsa, çok kötü bir teknik direktör olduğu da tartışma götürmez. Şota Arveladze de Sergen Yalçın gibi harika bir topçuydu. Ama Sergen Yalçın gibi yorumculuğa bulaşmadığı için bu kulvardaki kapasitesini ölçme imkanımız hiç olmadı ve bu sezon Trabzonspor'daki teknik direktörlük performansına bakılırsa, o'nu da kötü teknik direktörler listesinde anmak gerekir. 

Sokakta bir gurup çocuğun ortasına bir top attığınızda çocuklardan bazıları topu kapmaya, bazıları ise kaptırmamaya çalışırlar. Futbolun doğasında de-facto olarak bu ikili hareket var. Teknik direktör bu ikili hareketi pasif biçimde izleyen kişi değildir. 

İyi teknik direktör olmanın bir dizi kriteri var kuşkusuz. Ama bunların içinde en başat olanı takımın iç ilişkilerini organize etme becerisidir. Eğer bir takımın hem gerisi (defans) hem ilerisi (hücum) ilişki ve seçenek oluşturma açısından şaşkınlık belirtisi gösteriyorsa, bu şaşkınlık oyunun devamında ciddi bir kararsızlığa dönüşüyorsa ve hem şaşkınlığın hem kararsızlığın neden olduğu basit bireysel hataların sayısı artıyorsa böyle takımların teknik direktörleri “kötü teknik direktör” klasmanında yerlerini alırlar. 

Sivasspor-Trabzonspor maçının ilk yarısı, kelimenin tam anlamıyla iki takım açısından körebe oyunundan farksız bir körleşme içinde geçti. İki takım da defanstan çıkarken top yapamıyor, orta-sahada rastlantısal olarak önlerinde buldukları topu hücum için kullanmıyor, çay ikram eder gibi birbirlerine sunuyor ve maç bir oyun olmaktan çıkıp “dostlar alışverişte görsün” muhabbetine dönüşüyordu. Her iki takımın hatalarından doğan bu karmakarışık kaotik durum sadece bedenleri yormuyor, aslında olmadığına inandığımız o aklı da kendisine tutsak ediyordu. 

Futbol oyununu oyun yapan temel prensipler bakımından maçın ikinci yarısı birinci yarısından hiçbir bakımdan ayrışmadı. Sanki bir fotokopi makinesi 90 dakika boyunca, aynı kareleri sürekli aynı şekilde görüntüleyerek, çalıştı durdu. 

Futbol bu değil, bize oyun diye yutturulmaya çalışılan bu keşmekeş futbol oyunu hiç değil ve bu maçta gördüğümüz bu itiş kakışın ayrıca teknik direktörlere ihtiyacı yok. Teknik direktörler olmasa da  bu ayak tepişmesini oynamak mümkün. 

Önceki ve Sonraki Yazılar

YAZIYA YORUM KAT