1. YAZARLAR

  2. Ali Fikri IŞIK

  3. Korkunun Bedeli Yenilgidir
Ali Fikri IŞIK

Ali Fikri IŞIK

Gazeteci ve Yazar
Yazarın Tüm Yazıları >

Korkunun Bedeli Yenilgidir

A+A-

Benim anlamakta zorlandığım ve hakikaten bir anlam veremediğim şey maçı “oynayarak” kazanmayı düşünen bir teknik direktör –ki bu Şenol Güneş oluyor- nasıl olur da oyunun gerisinde Necip gibi ayak içi temiz olmayan, top kontrolünde zorlanan ve defansın en gerisinde durup kompakt oyunun bütün dengelerini bozan bir oyuncuyu sahaya sürer? Maçı oynayarak kazanmayı düşünen bir teknik direktör; ofans, defans ve orta saha gözetmeksizin sahanın her santimetrekaresinde topun kendisinde olmasını arzular. Oyunun alanı bütün sahadır. Dolayısıyla topu en çok sakinleştirip, ona teknik direktörünün taktik düşüncesine göre akıl verecek, diğer bir deyimle aklileştirilecek bölge defanstır.

Kasımpaşa'nın golünde Şenol Güneş'in en korktuğu şey başına geldi; takımın dolayısıyla da sahanın en gerisinde duran Necip, defansın sağ tarafına atılan yüksek ve uzun topta ne Beck'in kademesine girebildi ne de gol vuruşu yapacak olan Kasımpaşa'lı oyuncuya baskı uygulayabildi. Sözüm ona esasen böylesi anlar için oyunda kendisine ihtiyaç duyulan Necip, tam da ihtiyaç duyulduğu bir anda buharlaşıp, adeta sahadan yokoldu.

Kasımpaşa'nın taktik planı o kadar belliydi ki buna karşın yaratıcı çözümler bulmak yerine adeta Kasımpaşa'nın ekmeğine yağ sürercesine, stoper olarak Necip'i görevlendirmek ancak Rıza Çalımbay'ın rüyasının gerçekleşmesine yardımcı olmak anlamına gelir. Çalımbay Oğuzhan, Atiba ve Sosa arasındaki pas bağlantısını kesmek için oyuncularının neredeyse yarısını görevlendirmişti. Alanı daraltıp, bu oyuncuların pas yüzdelerini düşürmeye dönük bu taktik planlama oyunu merkezde sıkıştırırken, çeperlerde Veli Efendi Hipodromu'nu aratmayacak boş alanlar kalıyordu. İşte bu anda ayak içi temiz, top kontrolü iyi ve pas alış verişlerini soğukkanlıca yapabilecek stoperlere ihtiyaç vardı. Ama Şenol Güneş kenarda Tolgay gibi bir adamı oturtarak Necip'i bu maçın kaderini belirleyecek adam olarak sahaya sürdü.

Tuhaf bir şanssızlık varsaysak bile, bu maçta attığı golün dışında Sosa, gerek duran top atışlarında gerekse de hem uzun hem de kısa bütün pas atışlarında son derece isabetsiz bir yüzdeyle oynadı. Eğer Sosa'nın kullandığı onca pasın sadece dördü bile yerli yerine ulaşabilseydi, Rıza Çalımbay takımının bütün ihtişamıyla çirkinleştirdiği bu maç, Kasımpaşa adına büyük bir hüsranla sonuçlanabilirdi. Rıza Çalımbay gibi dönem dönem hakkında iyi yazılar yazdığım bir teknik direktörün bu maçı anti-futbol, anti-oyun düzleminde yorumlayıp, takımını sadece bozmak ve uzaklaştırmak üzere sahaya sürmüş olması inanlır gibi değil.

Rıza Çalımbay ve o'nun gibi düşünen teknik direktörlerin böyle oyunlar kurgulayarak takımlarını sahaya sürmeleri neticesinde ellerine ne geçiyor, anlayabilmiş değilim. Üç puan uğruna bu kadar sefil bir oyunun altına imza atmak gururlanacak birşey olmasa gerek.

Aslında bu maçın taktik açıdan  Şenol Güneş'in hanesine yazılacak üzünlü sonucu, son dakikalarda Atiba'yı oyundan alıp yerine Mustafa Pektemek'i oyuna sokmasıydı. Eğer Kasımpaşa gibi bir takımdan bu kadar çekinip, topu ve oyunu bu kadar geride kabul edersen ve bunu açılış planın olarak ısrarla uyguluyorsan Kasımpaşa'ya yenilmen kader olmaz, bal gibi futbol oyun hatası olur.

Bu yazı toplam 7069 defa okunmuştur.
Önceki ve Sonraki Yazılar

YAZIYA YORUM KAT