1. YAZARLAR

  2. Ali Fikri IŞIK

  3. Klopp vs Guardiola
Ali Fikri IŞIK

Ali Fikri IŞIK

Gazeteci ve Yazar
Yazarın Tüm Yazıları >

Klopp vs Guardiola

A+A-

Liverpool, Man City ile oynadığı bu inanılmaz maçta bir ara 4-1 öne geçmesine rağmen Klopp’un yüzünde beliren umutsuzluk ifadesini ‘’ucuz bir iyimserlikten’’ uzak olan bir inancın varlığına yorsak bile, son kertede bunun sarsılmaz ve hayat dolu bir güven duygusu olduğunu söylemek, Klopp’a haksızlık sayılmaz. Kesin zafer beklentisinin, her zaman şevk ve sebatla öne çıkan, huzursuz ve sabırsız bir bekleyişin içinde şekillendiğini unutmamak lazım. Bu son ifadedeki kendinden memnuniyeti rahatsız edici bulanlara, Hıristiyan inancında küstahlığın umutsuzluk kadar büyük bir günah olduğunu bilmem hatırlatmak gerekir mi?

Klopp, Man-City’in olmasa bile Guardiola’nın her an ve her durumda neler yapabileceğini çok iyi bilir. Nitekim takımı 4-1 önde iken bedenini saran o huzursuzluğu, başka bir dış etkiye bağlamak değil de, bu bilişe yormak yanlış olmaz. Liverpool her gol attığında, gol sevincinin bitiminde Klopp’da oluşan duygu dalgalanması, rakibinin aklını iyi tanıyan endişeli bir aklın doğal tepkileriydi.

Kimi maçlarda rahatlığın sağladığı konfor, maçın kaderini belirliyor; tersi de doğrudur. Kimi maçlarda en fazla rahatsızlık belirtisi gösteren takım, makus kaderinden kaçamıyor.

Maçın ilk devresi biterken sanal medyada şu notu düştüm: Bu maçı daha rahat olan taraf, daha çok ironi yapabilen taraf kazanır dedim. Bu mantığımın basit bir nedeni vardı; çünkü iki teknik adam da rakibin rahatını kaçıracak bir stratejiyle takımını sahaya sürmüştü.

Klopp, Man City’nin hazırlık ve açılış paslarına öyle şiddetli bir pres yaptırıyordu ki, top ikinci bölgeye taşınmadan mutlaka kazanılıyordu. Bu strateji Man City konforuna indirilen en büyük darbeydi. Man City bu presten ötürü alışkanlığı olan akıcı oyunu inşa edemiyor ve rakibini en son adamına varıncaya kadar kendi yarı sahasına hapsedemiyordu.

Oyunun en temel planı bu olmasına rağmen, Klopp ayrıca Man City’in kenarlara kadar inip oyunu yeniden oradan da başlatmasına izin vermiyordu. Bu iki harika çözüm ya da tedbir, Man City’in alıştığımız kısa dar alan paslarından uzun paslarla oynamaya mecbur ediyordu.

Maçı Man City yarı sahasında oynamanın Klopp açısından başka bakımdan da çok büyük önemi vardır. Özellikle John Stones ve Danilo’nun ürkek ve öz güvensiz oyunları, ikisini de olağan şüpheli hale getiriyordu. Bu iki oyuncunun ayak içleri hem temiz değildi hem de bu oyuncuların top kontrolünde büyük zaafları vardı. Dolayısıyla maçı Man City yarı sahasına yığmak bu iki oyununun mutlak biçimde hata yapmaları demekti.

Nitekim ikinci yarıda atılan iki gol, bu iki oyuncunun söz konusu hatalarından doğduğunu söylemek yanlış olmaz. Ama bu durum gollerden daha büyük bir avantaj sağladı Liverpool’a. Baskı ile baş etmekte yetersiz kalan bu oyuncular Man City oyununun dengesini tümden bozup, oyun inisiyatifini Liverpool’a altın tepside sundular.

Ama bütün bunlara rağmen Man City maçı 4-3 e getirmeyi de bildi. Bu durum da o büyük zafer anlarında Klopp’un yüzünde beliren endişenin ne kadar haklı bir endişe olduğunu kanıtladı.

Önceki ve Sonraki Yazılar

YAZIYA YORUM KAT

1 Yorum