1. YAZARLAR

  2. Mücahit CAN

  3. Kısa Kısa ve Kıssadan Hisse...
Mücahit CAN

Mücahit CAN

Diyarinsesi.Org yazarı
Yazarın Tüm Yazıları >

Kısa Kısa ve Kıssadan Hisse...

A+A-

Geçen hafta Diyarbakır'da bir taziye evindeydik. Suriçi Belediye Başkanı Sayın Abdullah Demirbaş da taziye için geldi. Açlık grevinde olanların kritik durumlarından dolayı mahzun ve endişeliydi.

Başkan, okunan Fatiha ve dualardan sonra yaklaşık yüz kişinin bulunduğu burada, duygulu ve etkili kısa bir konuşma yaptı. Konuşmasının bir yerinde, Ak Partili eski bir milletvekilini (ismini zikrederek) aradığını, açlık grevleri konusunda Sayın Başbakan'ın nezdinde yardımcı olmasını rica ettiğini anlattı.

Eski milletvekilinin telefonda kendisine cevaben; son zamanlarda Başbakan'ın Türk- İslam sentezi düşüncesine kaydığını, etrafını da bu fikre sahip kimselerin sardığını, artık bölgeyle ilgili kendisinin bir şey yapamadığını, umutlarının kırıldığını ve bunun için üzgün olduğunu söylediğini ifade etti. Ertesi günü açlık grevi bitince hepimiz rahat bir nefes aldık. Bence Sayın Başbakan bu sorunu çözecektir.

***

Bölge insanının ekseriyeti Sayın Bülent Arınç'a sempati ile bakıyor. Kendilerini anlayabilen, acılarını paylaşan bir 'ağabey' olarak görüyor. Bana göre de Sayın Arınç, 'rahmanî' bir yürek taşıyor. Bölgeyi sık sık ziyaret etmesinde fayda vardır. İnşallah benzerlerinin sayıları artar...

***

Sayın Oktay Vural, Arap asıllı Siirtli bir hemşerimizdir. Diyarbakır Anadolu Lisesinde okumuş. Ama maalesef konuşurken bölge insanının hissiyatını göz önünde bulundurmuyor. Sözleri inciticidir. Abisine 23 yıl önce Diyarbakır'da yaptığım ve ismini 'MEM-Û-ZİN' koyduğum apartmandan bir daire satmıştım. Nazik ve kibar biriydi. Keşke Sayın Oktay Vural da ağabeyi gibi nazik ve kibar olabilseydi...

***

Hintli bir ermiş, öğrencileri ile gezinirken Ganj Nehri kenarında birbirlerine öfke içinde bağıran bir aile görmüş. Öğrencilerine dönüp, "İnsanlar neden birbirlerine öfke ile bağırırlar?" diye sormuş. Öğrencilerden biri, "Çünkü sükûnetimizi kaybederiz" deyince ermiş, "Ama öfkelendiğimiz insan yanı başımızdayken neden bağırırız?" diye tekrar sormuş.

Öğrencilerden ses çıkmayınca anlatmaya başlamış: "İki insan birbirine öfkelendiği zaman, kalpleri birbirinden uzaklaşır. Bu uzak mesafeden birbirlerinin kalplerine seslerini duyurabilmek için bağırmak zorunda kalırlar. Ne kadar çok öfkelenirlerse, arada açılan mesafeyi kapatabilmek için o kadar çok bağırmaları gerekir."

"Peki, iki insan birbirini sevdiğinde ne olur? Birbirlerine bağırmak yerine sakince konuşurlar; çünkü kalpleri birbirine yakındır, arada mesafe ya yoktur ya da çok azdır. Peki, iki insan birbirini daha da fazla severse ne olur? Artık konuşmazlar, sadece fısıldaşırlar çünkü kalpleri birbirlerine daha da yakınlaşmıştır. Bir süre sonra konuşmalarına bile gerek kalmaz, sadece birbirlerine bakmaları yeterli olur. İşte birbirini gerçek anlamda seven iki insanın yakınlığı böyle bir şeydir."

Daha sonra ermiş, öğrencilerine bakarak şöyle devam etmiş: "Bu nedenle, tartıştığınız zaman kalplerinizin arasına mesafe girmesine izin vermeyin. Aranıza mesafe koyacak sözcüklerden uzak durun. Aksi takdirde mesafenin arttığı öyle bir gün gelir ki, geriye dönüp birbirinize yakınlaşacak yolu bulamayabilirsiniz."

Önceki ve Sonraki Yazılar