1. YAZARLAR

  2. Ali Fikri IŞIK

  3. Kiralık antrenman takımına yenilmek
Ali Fikri IŞIK

Ali Fikri IŞIK

Gazeteci ve Yazar
Yazarın Tüm Yazıları >

Kiralık antrenman takımına yenilmek

A+A-

Mersin İdman Yurdu, Endonezya'dan bir günlüğüne kiralanmış idman takımı gibi rahat başladı maça. Alan ve adamı umursamıyor, uçaktan yeni inmiş serüvenci bir gezgin gibi esneye esneye Trabzonspor'a eşlik ediyordu. Mersin İdman Yurdu bir futbolcu gurubundan çok, kocaman bir tepsi baklavanın etrafında kümelenmiş, daha çok damağındaki lezzetle ilgili bir tür tadımcı gurubu gibiydi. 

Trabzonspor ise rakibinin bu durumunu görüp ondan sarsıcı biçimde etkilenen ve bu etki ile narkoz yemiş hasta gibi şaşkın ve çaresiz bir görüntü sergiliyordu. Belki de aslında Trabzonspor'un bu görüntüsünü en iyi ifade edecek deyim “lodos yemiş balık” benzetmesi olur. 

Bu maçı bu kadar gevşek ve futbola dair olmayan sözcüklerle anlatmaya çalışmamın nedeni bizzat iki takımın da futbolun hiçbir temel ilke ve prensibine maç içinde sahip çıkmayışıydı. Bir süperlig maçından çok alt liglerdeki iki takımın antreman maçı havasında oynanan bu oyunu başka türlü ifade etmek zaten olası olamazdı. 

Ama galiba Şota'ya basit bir soru sorarak bu maçın içine girmeye çalışmak faydalı gibi görünüyor: Takım savunmasının niteliğini belirleyen esas aksiyon, orta-saha oyuncularının defansa yardıma gelmesi mi, yoksa defans oyuncularının orta-saha oyuncularıyla bütünleşerek oyunun gerisini maçın taleplerine göre şekillendirmeleri midir? 

Eğer Şota gibi düşünüp “orta-saha oyuncuları defansın yardımına gelmelidir” diyenlerdenseniz, defans ve orta-saha ayırımını ince kırmızı bir hatla birbirinden ayırdığınız için, takımınızı boyu çok uzun bir alanda oynamaya mahkum edersiniz. Defans ve orta-saha arasındaki ilişki yardımlaşmaya dayalı bir ilişki olamaz. Futbolun ileri düzeyde oynandığı bütün futbol ülkelerinde defans ve orta-saha bir bütünlük içinde değerlendirilir. İlişki yardımlaşma temeline dayalı değildir, ilişki dayanışma temellidir. Yardımlaşma kavramı “ihtiyaç duyulduğunda” orada bulunmayı gerektirir; dayanışma kavramı ise zaten orada olmayı bir “zorunluluk” olarak içselleştirir. 

Anlaşılan o ki Şota takımını keskin çizgilerle üç bölgeye ayırmış; her üç bölgeye de ayrı ayrı görevler vererek takımın hem düşünsel hem de pratik olarak bölünmüşlüğüne imza atmış. Bu tespitin inkar edilemez en büyük kanıtı, Mersin İdman Yurdu gibi futbolun asgari planlarına bile sadık kalmayı başaramayan bir takım karşısında takımının bu kadar uzun ve geniş bir alanda oynamasına seyirci kalmasıdır. Futbol adına cinayet sayılabilecek bu akıl tutulmasına müdahale etme ihtiyacı duymamasıdır. 

Bu maçın analize muhtaç diğer bir dizi detayına girmeye ve oradan teknik direktör Şota'nın sorumluluğunu hafifletmeye hiç gerek yok. Bu maçın tek sorumlusu var, o da Şota Arveladze. 

Önceki ve Sonraki Yazılar

YAZIYA YORUM KAT