1. YAZARLAR

  2. Ali Fikri IŞIK

  3. Kimlik Karakterden Daha Önemlidir!
Ali Fikri IŞIK

Ali Fikri IŞIK

Gazeteci ve Yazar
Yazarın Tüm Yazıları >

Kimlik Karakterden Daha Önemlidir!

A+A-

Bu işte bir tuhaflık var, öyle sanıyorum bu kafamdaki tuhaflıktan kaynaklanmıyor : Eğer hücumcu bir takım, hücum ederken rakibine hücum sayısı kadar kontratak imkanı tanıyorsa, diğer bir deyimle hücum yüzdeniz ile kontratağa maruz kalma yüzdeniz neredeyse eşitse, büyük bir ihtimalle bu sorun benim kafamın içinden kaynaklanmıyor. Bu sorunun kaynağı sahada olup, bitenlerdir. Aslında Beşiktaş'ın başarısı için kendimi gönüllü olarak suçlamaya hazırım. Hatta gördüğüm şeylerin benim hallisünasyonlarımdan ibaret olduğuna da yine gönüllü yemin etmeye hazırım. Ama gerçek bu değil. Gerçeklerin çok pis bir huyu var; bütün baskılamalara rağmen eninde sonunda güneş gibi ortaya çıkarlar.

 

Her deneyimli, akıllı ve ne yaptığının bilincinde olan teknik adam, oynayacağı maçların taleplerine iki büyük hazırlık yaparak tepki verir: İlki ciddi bir oyun planlamasıdır. İkincisi oyun planlamasının yaratıcı uygulamasında yetenekli oyuncuların rakip analizine bağlı olarak, özel taktik düşüncelerle hareket etmeleri için gereksindikleri özgürlükle ve özgüvenle motive edilmelerinin sağlanmasıdır.

 

Oyun planlaması, en daraltılmış ve sıkıştırılmış ifade ile, bütün maç boyunca takımın olası bütün aksiyonlarının standartlaştırılmasıdır. Takım hücumda ve savunmada sabit görevleri yerine getirmeye çalışır, alanı ve zamanı yine oyun planına göre kendileri için daha iyi sonuçlar verecek bir disiplinle kullanır. Buna göre topun olduğu bölgeye bağlı olarak; atağın hangi koridorda sürdürüleceği, koridor rakip tarafından kullanılamaz hale getirildiğinde ikinci seçenek olarak hangi yapıların aracılığıyla topun ikinci koridora taşınacağı önceden belirlenmiştir. Oyun planlaması sadece hücum girişimlerinin olası bütün versiyonlarını belirlemekle kalmaz, aynı zamanda olası rakip atak ve kontrataklarında rakibin nerede ve nasıl karşılanacağını da belirler.

 

Futbolun bu temel prensipleri dikkate alındığında Beşiktaş'ın karakterli ama o ölçüde “dengesiz” bir takım olduğunu söylememiz gerekiyor. Daha da ileri giderek, Beşiktaş hücumlarının Beşiktaş defansı tarafından neredeyse desteklenmediğini söylemek de, ne İsmail Köybaşı'nın ne Andreas Beck'in ne de Atiba'nın çabalarına bir haksızlık, mesnetsiz bir iftira sayılmaz. Çünkü Beşiktaş hücumu organize ederken Oğuzhan ve Sosa, öncelikli olarak Gomez, Quaresma ve Olcay'ın pozisyonunu dikkate alıyor ve mümkün olan en dik ve en hızlı biçimde, sözü edilen oyuncular topla buluşturulmaya çalışılıyor. Bu yaklaşım çok doğal olarak Beşiktaş defansını sadece defansif görevlerle sınırlandırıp, pasifize ediyor.

 

Oyunun inisiyatifini ele geçirmeye çalışan bir takım, oyunun iktidarını inşa ederken bütün oyuncularıyla standart bir top ilişkisi geliştirmek zorunda. Oğuzhan ve Sosa, Marcelo ve Alexis ile sadece onlardan, zaten onların ayağında olan topu almak için ilişkilenirler. Bu alış-verişte alanı bu oyuncularla katetme düşüncesi yoktur; sözgelimi Alexis'den topu alan Oğuzhan, Alexis'in oyunun içine girmesine izin vermez. Aynı şeyi Sosa, Marcelo'ya yapar. Atiba'nın Alexis ve Marcelo'dan farklı bir tutum sergilemesi daha çok Atiba'nın kişisel alışkanlığı gibi duruyor ve Atiba da tıpkı  Oğuzhan ve Sosa gibi, Marcelo, Alexis ve Beck'in oyuna katılımını teşvik etmiyor. O da onlara birer “top taşıyıcı” olarak muamele ediyor.

 

Yukarıda göstermeye çalıştığımız top alış-verişi aslında çok temel yapısal bir soruna işaret ediyor. Top Beşiktaş'ta iken Beşiktaş defansı ve orta daha oyuncuları bir planlama dahilinde, iç içe geçip birbirinin içinde eriyerek total bir bütünlük sağlayamıyor. Bu durum rakip için kapılan her topta oynayabilecekleri boş ve geniş bir alana dönüşüyor ve aslında Fenerbahçe dahil Beşiktaş rakiplerinin kontratak girişimlerini iki ya da en fazla üç kişi ile Beşiktaş kalesinde neden büyük tehlikelere dönüştüğünü de anlatıyor.

 

Defansif yapılanmadaki bu büyük yapısal sorun, Beşiktaş hücumlarının gerçek dengesizlik nedenidir. Çünkü Beşiktaş bu problemle birlikte tıkanmış olan bir hücum koridorundan topu rakibe kaptırmadan, rahatlıkla önce orta sahaya sonra diğer koridora dönebilme becerisini gösteremiyor. Örnek olması açısından Barcelona hücumlarını hatırlayın; hücum girişimi eğer sağ koridordaysa ve bir süre sonra rakip o koridor pürüzlü hale getşrmeyi başarıyorsa, Barcelona takımı o kanattan topluca, önce hafif geriye, sonra orta koridora, ondan sonra sol koridora yönelip, orayı zorlar. Eğer rakip sol koridoru da tıkamayı başarmışsa, Barcelona takımı bıkmadan uzanmadan, önce hafif geriye, sonra ortaya, sonra diğer koridora tekrar yönelir ve bunu her seferinde yine bıkmadan tekrar eder. Hücum dengesi denilen şey budur işte.

 

Beşiktaş hücumlarını dengesizleştiren ikinci etken ise Quaresma'nın varlığıdır. Takım daha olgun bir hücum girişimi ve planı içinde hareket etmek yerine, topu biran önce Quaresma ile buluşturup, o'nun aracılığıyla orta yapılması derdine düşer. Quaresma eski çevik ve hızlı Quaresma olmadığı için, kendisine atılan topların %80'ini adam eksiltme arzusuyla kaptırıp, heba eder; diğer %20'lik bölümünü ise, sözüm ona Gomez'in kafasını hedefleyerek, cezasahasına ortalar. Bu davranış, sonuç itibariyle topun rakibe teslim edilmesi anlamına geldiği için, Beşiktaş her zaman kontratak tehlikesiyle karşı karşıya kalır.

 

Elbette Beşiktaş bu iki sorunu çözmeden de Türkiye Süperligi şampiyonluğuna da ulaşabilir. Ama emin olun, bu iki büyük sorunu çözmeden Beşiktaş uluslararası arenada futbolu ciddiye alan takımlar karşısında çetin bir rakip olma kimliğini kazanamaz. Karakter sahibi olmak önemli bir şeydir. Ama ondan daha önemlisi, dengesizlikleri ortadan kaldırıp bir kimlik sahibi olmak hepsinden daha önemlidir.

Bu yazı toplam 8182 defa okunmuştur.
Önceki ve Sonraki Yazılar

YAZIYA YORUM KAT