1. YAZARLAR

  2. Adnan ŞİMŞEK

  3. KARACADAĞ KALKINMA(MA) AJANSI...
Adnan ŞİMŞEK

Adnan ŞİMŞEK

Gazeteci / Genel Yayın Yön.
Yazarın Tüm Yazıları >

KARACADAĞ KALKINMA(MA) AJANSI...

A+A-

Türkiye'de kalkınma ajansları, 08.02.2006 tarihinde yürürlüğe giren 5449 sayılı Kanun ile kuruldu.
Kanunun en önemli amacı,  kamu kesimi, özel kesim ve sivil toplum kuruluşları arasındaki işbirliğini sağlayarak bölgesel gelişmeyi hızlandırmak ve bölgeler arası ve bölge içi gelişmişlik farklarını azaltmaktı.
Kalkınma ajanslarının amacını tartışmak yersiz olur. Asıl tartışılması gereken bu amaçlarını gerçekleştirip, gerçekleştiremeyecekleridir.
Karacadağ Kalkınma Ajansına veya Türkiye'nin 26 ilinde örgütlenmiş diğer ajanslara bakalım. Hepsinin de bir atımlık barutu var: Hedefleri çok büyük, güçleriyse çok küçük.
“Cürmün kadar yer yakarsın” denir. Bizim ajanların durumu da bu. Hepsine güzel binalar yapıldı veya kiralandı, janjanlı tabelalar takıldı, akıllı zeki, okumuş çocuklara istihdam edildi, başlarına kariyerli genel sekreterler getirildi… Allah var, cilası, boyası iyi, sesi de gür çıkıyor ama ötesi yok.
Bu ajanslardan ne köy olur, ne kasaba. Şu anda açıklanan programlara bakıldığında, durumun, atın önüne bir tutam arpa koymaktan daha beter olduğu görülecektir.
Çok güzel bir Kürtçe söz vardır: Pîrê nemre bihar tê kerêmin nemre qîbal tê, dayanın ölmeyen bahar gelecek' gibi bir anlamı var. Ajansınki de bu hesap, ancak ölmeden bahara çıkanlara bir dermanı da yok
Dünya Bankası'nın kalkınma ajanslarıyla ilgili tanımı da farklı değil. Dünya Bankasına göre kalkınma ajansları; kalkınmayı sağlayan yapılar oluşturarak, istihdam yaratmak, küçük ve orta ölçekli işletmeleri (KOBİ) geliştirip desteklemek ve bölgenin genel ekonomik durumunu ve fırsatlarını iyileştirmektir.
Yani ajansların amacı Avrupa'da ve Amerika'da ve Türkiye'de değişmiyor. Amaç aynı olmasına rağmen, ajansların kuruluşu Türkiye'de tartışmalı başladı. Ajanslar, bizim hassas, alıngan, kırılgan ve duygusal yapımıza pek uymadı. Önce kalkınma ajanslarını kullanarak birilerinin bizi bölmeye çalıştığını zannettik.
Türkiye'nin bölünme fobisi başa bela bir durum. Biz zannediyoruz ki bütün dünya yemiyor içmiyor gece gündüz Türkiye'yi düşünüyor. Neyse ki bu küreselleşme ve internet dünyası dünyanın zannettiğimiz kadar bizimle ilgilenmediğini anlamamızı sağladı.
İnternet icat oldu, insanlar ve ülkeler birbirine yaklaştı. Dünyada neler olup bittiğini öğrenmek kolaylaştı. Bu nedenle anladık ki Türkiye sadece haber olması gereken zamanlarda haber oluyor. Yani Suriye ile ilgili yaşanan gerilimler gibi önemli olaylarda, ya da Van'da yaşanan depremde BBC ve CNN gibi kuruluşlarda normal olarak gündeme geliyor. Onun haricinde dünya vatandaşı uykusundan uyanır uyanmaz “bir bakalım Türkiye'de ne oluyor” demiyor. Bu konuda herkesin içi rahat olsun, başkaları için zannettiğimiz kadar önemli değiliz.
Kalkınma ajansları da Türkiye'de gündemi gelir gelmez, halkımızın alıngan ve kırılgan yapısı otomatik olarak devreye girerek; “eyvah bölünüyoruz” diye bir kaygı başladı. Bu psikoloji ile olan kalkınma ajanslarına oldu. Daha yolun başında tökezleme başladı. Önce CHP, Anayasa Mahkemesine ajansların yapısıyla ilgili başvuruda bulundu. Sonraki süreçlerde de ajanslara deyim yerindeyse, deli gömleği giydirildi.
Bu konuyla ilgili olduğu için yapılan bir kamuoyu araştırmasını hatırlatmak istiyorum. KONDA'nın yaptığı bir araştırmada “Türk'ün Türk'ten başka dostu yoktur” cümlesine seçmenlerin ne ölçüde katıldığı sorulmuştu. Bu cümleyi MHP seçmeni yüzde 90, AKP yüzde 76 ve CHP'de ise yüzde 68 oranda doğru bulduğunu söylemiş.
Neticede bütün bu hassasiyetler ajansların iyice budanmasına yol açtı. Tam da halkımızın istediği gibi suya sabuna dokunmayan işlevsiz ve etkisiz ajanslar oluştu.
Ajanslar öyle bir hale geldi ki, sadece Karacadağ Kalkınma Ajansı değil, 26 ajansın tamamı etkisiz hale geldi.
Sözde özerk kuruluşlar olacaklardı. Hemen hemen hepsi valilik ofislerine döndüler. Genel sekreterler 26 ilin neredeyse tamamında valilik memuru gibi çalışıyor.
Ajanslar sadece idari olarak değil, mali olarak da iyice etkisizleşti. Bu durumu, Karacadağ Kalkınma Ajansının son teklif çağrısında da görmek mümkün:
Ajansın çağrısında üç farklı destek türü olduğunu görüyoruz:
1-2013 Yılı Ekonomik Gelişme Mali Destek Programı
2-2013 Yılı Sanayi Altyapısı Mali Destek Programı
3-2013 Yılı Turizm Altyapısı Mali Destek Programı
Bu üç programın toplam bütçesi 19 milyon TL
Toplamda 19 milyonluk bir bütçeyle amaçlanan şeylere dikkat çekmek istiyorum: İstihdamın artırılması, işsizlik ve yoksulluğun azaltılması, üretim kapasitesinin artırılması, yeni girişimciler için altyapısı hazır organize yatırım alanları oluşturmak:  Pîrê nemre bihar tê, yani nenemizin ölmemesi için baharı beklemesi gerekiyor
Burada ajansların niyetlerini sorgulamadan şunu sormak lazım: siz kimi kandırıyorsunuz?
Bu arada bu 19 milyonluk kaynak Diyarbakır ile Şanlıurfa arasında bölüşülecek.
Yani Karacadağ Kalkınma Ajansı eşit bölerse Diyarbakır'da 9.5 milyonluk bir bütçe ile sihirbazlık yapacak. Ajans sihirli değneğini dokunduracak hoop işsizlik azalacak, hoop yoksulluk gerileyecek, OSB'ler, fabrikalar yapılacak.
Anlayacağınız 'Bul karayı al parayı' misali bir hokus pokus oyunu…

 

Önceki ve Sonraki Yazılar

YAZIYA YORUM KAT