Öncelikle şunu söyleyerek son yazıma başlamak istiyorum. Yazdıklarıma belki çoğunuz duygusallık, hatta çocukluk diyebilir.
Günlerdir yaşadığımız travmayı, kelimelere dökmek inanın çok zor. Bir insan sevdiğine bu şekilde kıyabilir mi?. Bir insan en sevdiğini, hiç anlayamadığım ve anlam veremediğim bir şekilde kurban edebilir mi.
Evet, dostlar hep beraber elbirliği ile koca çınarı kökünden kestik. Elimize geçirdiğimiz satırlarla Bismillah bile demeden, Diyarbakırspor'u kurban ettik. Burada suçlu aramıyorum, çünkü bu işte herkesin kendine göre suçu var. Bu kadar sağduyu sadece 15 dakika işe yaramış. Bu nasıl kin, bu nasıl intikamdır, bunun adını koymak mümkün değil.
Düşünebiliyormusunuz, staddan yağan o taşlar, farzı mahal gitti, Bursasporlu oyunculardan birini öldürdü veya sahaya atladık hepsinin boğazını teker teker kestik, mutlu mu olacaksınız, tatmin olacakmısınız, rahatlayacakmısınız.
Bu işi top yekün savaş haline dönüştürmek, kime ne şekilde fayda getirdi, kimden ne götürdü bunu hiç düşündünüzmü?. Bu işi götürüp, Türk-Kürt savaşı haline getirmek hangi akla, hangi mantığa, hangi insanlığa, dine, düşünceye sığar, bunu anlatabilirmisiniz.
Şimdi düşünüyorumda, bizler neye, niçin, hangi amaca hizmet etmişiz. Kimse sakın bu olayı bir kaç münferit olay olarak geçiştirmeye kalkmasın. Çok iyi anladım ki, bu kentte birileri düğmeye bastığı an, taş üstüne taş kalmıyor.
Sakın ola, Bursa'da bizlere yapılan haince insanlık ayıbını unuttum sanmayın. Evet orada faşist zihniyetin ürünü olduğu apaçık ortada olan büyük bir kıyıma tabi tutulduk. Bunu inkar etmek, mümkün değil. Hatta daha da ileri gidelim, mevcut sorumlu kurumların, işin içinde Diyarbakır sözcüğü geçtiği an, bir çok konuda haksızlığa, çifte standarda maruz kaldığımızı da çok iyi biliyorum. Bu yazdığımız, cümleleri hayatın hemen her anında yaşıyor, yaşamaya da devam ediyoruz. Tüm bunlara rağmen, bunun karşılığı olarak, bu kadim kentin insanının vereceği cevap asla bu olmamalıydı, ister kabul edersiniz ya da etmessiniz bu seçilen yol, bizi tüm dünyaya madara etti.
Yaşanan bu zulme karşı verilecek cevabın yeri asla yeşil sahalar, olmamalıydı. Bu işe hele Diyarbakırspor gibi bu halkın tek sevgilisini alet etmek hiç olmamalıydı.
Evet dostlar, bu iş bitti. Bu saatten sonra süslü cümlelerle kendi kendimizi avutmaya kalkmayalım. Bu takımı maalesef elbirliği ile bitirdik. Demek ki, birileri bu kentte insanların kafalarının futbol ile meşgul olmasını da arzu etmiyordu, onlarda başarılı oldular, kutlarım.
Sonuç olarak, 2 tane çocuğum, küçücük bir dünyam vardı. Bu küçük dünyamı aydınlatan, sabah kalkınca hayata onun pencerisinden baktığım pırıl pırıl bir umudumuz, bir sevdamız olan Diyarbakırsporumuz vardı. Şimdi bir evladımı kaybetmiş kadar üzgün olduğumu yazsam belki bir çoğunuz inanmayacaksınız. 2-3 gündür hayatımın nasıl karardığını söylesem belki bir çoğunuz yine inanmayacaksınız bana. Çünkü Cumartesi günü, ben bütün ümitlerimi, Diyarbakır Atatürk stadına gömdüm. O atılan taşlar, asla Bursasporluları değil, bilakis o taşlar volkan olup bir bir Diyarbakırspor'u parçaladı.
Bugüne kadar bir çok sorunu aşmak için, senelerdir değişik şekilde mücadele verdim. Yeri geldi, Diyarbakırspor sevdası için, ailemi bile ikinci plana attım. 43 yaşındayım, ömürümün neredeyse 35 yılını Diyarbakırspor'a adadım. Çok zorluklar yaşadım, hatta gün geldi, bu büyük sevdaya itiraz ve isyan eden ailemi bile dağıtacak günleri yaşadım. Yeri geldi küfür yedik, dünyanın hakaretine maruz kaldık, aşağılandık, ağladık, üzüldük, bunların hepsini zamanla aştım, ama bu yara bana çok ama çok ağır geldi.
Demek ki 2005 yılından bugüne bir adım bile yol alamamışız, demek ki verilen tüm emekler hepsi boşunaymış.
Uzun bir süre hiç bir şekilde, bu sitede ki görev ve sorumluluklarım dahil olmak üzere, artık aranızda olmayaacağım. Çünkü yaşadığımız travma beni derinden sarstı. Bu kararımdan dolayı belki birileri çok sevinecek, belki kınaları hemen almaya yola koyulacaklar.
Naapalım, şimdilik ben ve benim gibi düşünenler kaybetti, onlar kazandı.
HOŞÇAKALIN SEVGİLİ DOSTLARIM...






































