1. YAZARLAR

  2. Av.Aysel ABA KESİCİ

  3. İDEALLER Mİ EGO MU?
Av.Aysel ABA KESİCİ

Av.Aysel ABA KESİCİ

Yazar
Yazarın Tüm Yazıları >

İDEALLER Mİ EGO MU?

A+A-

Bazen, yoğun iş temposunun içinde, adeta kaybolduğumu hissederim. Davalar, duruşmalar, dava dosyalarının detayları, Dünyalar tatlısı kızım Havin’nin bitmek tükenmek bilmez enerjisi ve talepleri, sanki bu koca evrende kendime ayıracak zamanım hiç olmayacak duygusuna savurur beni. İşte tam bu anlarda, film izlemek, sığınacak bir liman gibi gelir bana. Nefes alabileceğim, kendimi dinleyip dış dünya ile empati yapacağım nefis bir şölene dönüşür film izleme anları.

 

Dün bir film izledim ve filmin her karesinden, sinemacı diliyle söylersem filmin her sahnesinden çok etkilendim ve bu etkiyi mutlaka sizinle paylaşmam gerektiği sonucuna vardım. Umarım sizde en kısa zamanda bu filmi bir yerde bulur ve izlersiniz. Filmin adı “LİON” yani aslan demek, Hintçede Şaroo diye tellafuz edilir . Film 5 yaşında kaybolan küçük Şaroo’yu anlatır.

 

Filmi izlerken, bir soru bütün şiddetiyle beyni mi işgal etti ve film boyunca peşimi bırakmadı. Soru şuydu; Hayatın amacı nedir? Hayatımızın amacı ideallerimizi gerçekleştirmek mi yoksa salt egolarımızı tatmin etmek mi?

 

Biliyorum bir çoğunuz bu soruya idealler diye cevap verecek, belki de bir kaçınız ego diye cevap verecek, bu oranı şimdiden tahmin etmek istemiyorum. Beni bu soruyu sormaya ve sorgulatmaya iten neden, elbette izlediğim filmin etkileyici içeriği oldu. Film, Hintli bir ailenin ŞAROO adındaki oğlunun kaybolup, yetimhaneye düşmesi ve Avusturalyalı bir ailenin ŞAROO’yu ve başka bir çocuğu da evlat edinip, onları hiç ayrım gözetmeksizin kendi çocuklarıymış gibi içtenlikle büyütmeleriyle ilgilidir.

 

Filmin beni en çok hatta diyebilirim ki, saatlerce düşündüren, sorgulatan bir yandan da hüzünlendiren, birkaç dakikalık sahnesinde; evlat edinen anne yıllar sonra evlat edindiği oğluyla konuşurken “Ben çocuk doğurabilirdim, çocuk doğurmamayı tercih ettik, Babanızla, dünyada yeterince insan olduğuna inanıyorduk, çocuk doğurmak hiçbir şeyi düzeltmeyecekti, fakat sizler gibi acı çeken iki çocuğu alıp size bir şans vermek, anlamlı olan budur”

 

Film gerçek bir hayat hikayesinden alındığı için, bu dünyada egolarından arınıp , başka insanlara bir şans vererek, hayatlarına dokunabilen insanların da olduğunu bize göstermiş oldu. Böyle ulvi davranışlar içerisinde olan insanların etrafımızda onlarca, yüzlerce, binlerce olduğunu, olabileceğini bir an bile hayal etseniz, Dünya’nın canlılar için ne kadar huzur verici bir yer olduğunu görebilirsiniz.

 

Fakat insan türünün, benliğini koruma, kendi çıkarını üstün tutma, ihtiyacından daha fazlasını isteme, önemli olma egosu, anlamlı olanı, görmemizi galiba engellemektedir. Dünyanın bazı yerlerinde hala açlık sebebi ile ölen yada ölmek üzere olan, savaşlar sebebi ile yerinden yurdundan edilen, insanlar var, ve bunların hayatlarına dokunabilmek, anlamlı olan gerçekten de budur.

 

Yıllar önce, evlat edinilmiş bir çocuğun, isim değiştirme davasına bakmıştım. Yaklaşık 15 yıl önceydi mesleğime başlayalı 3 yıl olmuştu. Uzaktan akrabamın ve eşinin yıllarca çocuğu olmamıştı. Evlat edinme yolunu seçtiler. Alperen bebeği evlat edindiler. Alperen’e

kendilerince anlamlı olan Devran ismini koymuşlardı. Hani şöyle bir deyim vardır ya “gün olur devran döner” zannımca onlarda devranlarının döndüğünü düşünmüşlerdi. Devran onların mutluluk kaynağı oldu.

 

Aslında film biraz empati ile bu dünyayı herkes için yaşanabilir kılacağımızı fısıldıyor kulaklarımıza. Kim bilir belki de kanımızdan canımızdan olmayan birilerini bile sanki kanımız ve canımızın bir parçasıymış gibi sevebileceğimizi, onlarla bütün imkanlarımızı paylaşabileceğimizi, önemli bir ahlaki üstünlük içinde anlatıyor.

Önceki ve Sonraki Yazılar