1. YAZARLAR

  2. Tayfun TALİPOĞLU

  3. İçimizdeki yalanlar
Tayfun TALİPOĞLU

Tayfun TALİPOĞLU

Diyarinsesi.Org Yazarı
Yazarın Tüm Yazıları >

İçimizdeki yalanlar

A+A-

 

Yolculuklar “kaçış”olmaya başladığında
dünya'nın yuvarlak olduğunu hissediyorsun
ve başladığın yere dönmekse fazla vakit almıyor.
O güne kadar sorguladığın her şeyin
“iç dünyanın” kapılarını kapatmak için
bir kılıf olduğunu fark ettiğinde
yolun yarısını çoktan geçmiş oluyorsun.
“keşkeler”çoğunluktaysa
iki yolun var...
Ya cesaretle üstüne üstüne gideceksin
ve acımasızca yargılayacaksın
kendini ya da kolayını seçip yeniden kaçmaya
başlayacaksın...
Başkalarının hayatını düzenlemeye çalışacaksın
mesela...
Bazen bir sivil toplum kuruluşu, bazen bir
siyasi partide sosyalleşmek adına 
“talebi olmayan “birilerini kurtarmaya 
soyunduğunda “amansız ve vazgeçilmez”
bir kavganın içinde olduğuna inandırarak 
kendinden saklayacaksın kendini.
Aşklarındaki, iş ve ev yaşamındaki
başarısızlıklara bir “kılıf” bulmakla geçireceksin
ömrünün geri kalanını da.

“Saldırı en iyi savunmadır” tezi genlerine
işlediyse bir kere, kendine yaptığın 
haksızlıklara haklı gerekçeler bulup kafanda,
“yalan” üstüne kurduğun dünyanda
mutluluk oyunu oynayacaksın.

Kimse fark emiyor inanın; çünkü herkes
o yalanın içinde az ya da çok hapsetmiş kendini.
“özel yaşam” denilen “kafes” ten
entrika ve yalanlarla uzattığında kafanı
bunun adına “özgürlük”diyeceksin.
Oysa artık  itiraf etmesen de biliyorsun...
“ÖZGÜRLÜK, YALAN SÖYLEMEDEN
YAŞADIĞIN ORTAMDIR”

Kadın erkek ilişkilerinin “bastırılmış cinsellik”
üzerine kurulduğu bir zaman diliminde
hep toplumun koyduğu kurallara göre 
yaşıyormuş gibi yaptığın onca yılın
anlamsızlığını, yalanlarla yaşayanın
tek sen olmadığını gördüğünde,

ya kendinin de yalancı olduğunu 
kabullenecek ya da inkar edip
toplumun ne kadar “dejenere” olduğundan
dem vuracaksın...

Başkalarının özel yaşamından “örnekler”
vererek yaptığın konuşmalarda, 
“gizli özne” olduğun fark edilmiyor gibi 
görünse de fark edilmediğinden değil,
yüzüne vurulmadığındandır.

Elbet yazının bir çıkış noktası vardır.
Bu sefer “balayı çiftleri” takıldı, 
havalimanında gözüme, hemen belli ederler
kendilerini, bantta yürürken, bavul beklerken
hep el eledirler ve birbirlerine sevgi 
gösterisi yaparlar.
Bu ilk günler, aylar çok az çiftte de yıllar,
“tuvalete bile beraber gitme” dönemidir.
Sonrası mı! belli olur zaten...
Ben hangi çiftin evli, 
hangilerinin sevgili, hatta hangilerinin
kaç yıllık beraberliği olduğunu anlarım
siz de anlarsınız...
Bu dönem ise “tuvaletin yolunu bilmiyor musun”
yıllarıdır ki, kabul etmesen de ilişkin eskimiştir.
Eski günleri aramaya başlamak vakit kaybıdır.
Çünkü bu eskime, doğanın kanunudur.

O zaman işi gücü bırakıp “başkalarının hayatını
yönlendirmeye” adarsın.
“mutluluk masken” artık cebindedir...
Magazin programlarının çok seyredilmesinin 
altında da bu kabul etmediğin “bıkkınlık ve arayış”
dönemi yatar ki...
Yaşayamadıklarını senin adına yaşayanları
severmiş gibi görünür, aslında nefret edersin.
Ben, bizi yönetmeye kalkan her kimse
önce aile içi yalanlarını merak ederim.
“iç barışını” sağlayamayanların
“kobayı” olmayı kabullenemiyor gönül.
Önceki ve Sonraki Yazılar

YAZIYA YORUM KAT