Geçtiğimiz yıl hiç kimsenin beklemediği mucize bir şekilde süper ligin kapısını aralayan Diyarbakırspor şampiyonluğu elde etmişti. Çok zor ekiplerle, büyük bütçelerle yola koyulan, hatta büyük lobilerin savaşını kazanmak elbette kolay olmamıştı.
Geçen yıl da aynı hakemler, aynı TFF görevdeydi. Yine maçlarımıza alenen taraflı hakemler gönderiliyor, hatta sahamızda kapatılıyordu. Ama daha işin en başında bunları bertaraf edecek çok güçlü bir yönetim vardı.
Para mı? had safhadaydı. Oyuncular para alamadıkları için antrenmanlara çıkmamakla tehdit ediyorlar, öte yandan gizli gizli idmanlarına devam eden o çocuklar bu kente olan vefa borçlarını şampiyonlukla süslemişlerdi.
Şampiyonluğun ardından sezon içerisinde kendisine verilen hiçbir desteği ya da vaadi arkasında göremeyen Başkan Yakut, görevi bırakmıştı. Bu Türkiye liglerinde bir ilkti. Süper ligde birkulübün Başkanlığını reddeden bir başkasını bulamazsınız. Çünkü hesabını, kitabını yaptı, bu işin altından tek başına kalkması mümkün değildi. O zaman yapılacak tek bir şey vardı, kulübün önünü açmak için, kongre kararı aldı ve bıraktı. Bakalım bu erdemi, başkaları da gösterebilecek mi?
Sayın Yakut ile, yıl içerisinde defalarca beraber olduk, bu işin sırrını, bu azmi nereden bulduğunu hep sordum. Devamlı söylediği tek bir şey vardı, dürüstlük ve inanç. Ayrıca Türkiye liglerinde o kadar çok şeye şahit olmuştu ki, bunların da kendisi ile birlikte mezara kadar gideceğini bizlere anlatmıştı. Futbolun sadece sahada oynanmadığını, bu işin mutfağının çok önemli olduğunu bilen bir başkanlık profili bizlere çizmişti.
Gün oldu sabahın 5'in de kulüp binasına yürüyerek gittiğini, aşçısından, bekçisine kadar kontrolümde olmalıydı diyen bir başkandı o. Bu kulübün parasının 1 kuruşunun dahi boğazından geçmeyeceğini, onun bir ateş olduğunu çok iyi bilen biriydi. Allah o günü bana nasip edeceğine o gün canımı alsın diyecek kadar da dürüst biriydi. Gün geldi kükredi ortalık allak bullak oluyordu, gün gelir taraftarın arasında, sahada doktor, teknik adam, yerine göre bir abi ya da baba, ama yerine göre de bir Azrail kadar da acımasızdı. Futbolda asla duygulara yer yoktur. Bu işi yapamayan kişi babam dahi olsa eğer onu orda tutarsam benden namerdi yoktur derdi.
Bu ülkede kulüp yöneticiliğinin, hele Diyarbakırspor gibi bir kuruş geliri olmayan bir kulübe başkanlık yapmanın ne denli zor olduğunu anlatırdı. Bu işin asla sadece para ile yapılamayacağını en iyi bilenlerdendi. Akıl, zeka, pratik, deneyim ve bir de Allah vergisi bazı meziyetlerin yoksa işin çok zordur derdi. Bazen öyle işler yapardık ki, kulübe bir çırpıda trilyonlarca kaynak kazandırırdık. Bunlar için en önemli meziyetinde dürüstlükten geçtiğini hep belirten bir başkanlık gösterdi herkse.
Halen bile gençler onu yolda gördüklerinde gözleri yaşararak bizi neden bıraktın gitti diyorlardı. Onu halen omuzlara almak istiyorlardı. Çünkü halkın Efsane Başkanı olmak kolay değildi, o kişi sadece Abdurrahman Yakut'tu.
Şimdi düşünüyorum da, geçen yıldan bu güne dağlar kadar fark var. O güçlü başkan gitmiş, yerine gelen zat-ı muhterem'in idaresinde bir çığ gibi aşağılara yuvarlandık. Ortaya çıkan enkaz o kadar vahim ki, bu işin acısı biraz daha zaman geçince daha net anlaşılacak. Şu anda ki tabloya göre de bu işin altından kalkmak hiç kolay olmayacak. Bu gidişat Bank Asya ile kalsa iyi, böyle giderse 2.lig çok uzak görünmüyor.
Geçen yıl ki o anamızın ak sütü ile kazandığımız şampiyonluğa çok yazık oldu. Keşke böyle olmasaydı, diyeceğimiz günler herkesi bekliyor.







































































