Bank Asya 1.Futbol Ligi 2010-2011 Futbol Sezonunun 32 haftalık lig maratonunda Boluspor maçı ile beraber 22'inci maçını da oynadı Diyarbakırspor.
2-0'lık mağlubiyet artık şaşırtmıyor bizleri.Galibiyete olan özlemin hasreti her ne kadar da çekilmez olsada, takımın kapasitesini bildiğimiz için vede artık günü birlik sonuçlar ile avunmayı unutup klübün geleceğine yönelik kafa yormamız ve çözüm için insiyatif alma ve girişimlerde bulunma çabamız bizlere günü birlik sonuçları önemsememeyi öğretti.Tabiri caizse Büyük sorunlar ile uğraşır iken,Küçük sorunları dert etmemeye başladık bizlerde…
Malum klübün sorunlarını,içinde bulunduğu süreci hepiniz biliyorsunuz.Klübün ne gibi tahribatlara uğratıldığı,nelerin hesabı içinde olunulduğunu kestirmeyeniniz yoktur.
Şu günlerde en sevindirici haber İçişleri Bakanlığından Denetmenlerin gelip klübün hesaplarını incelemeye alması oldu.Günü birlik takip ediyoruz,Denetmenler çok sıkı çalışıp Diyarbakırsporun hesaplar ile ilgili detayları en derine indirerek araştırıyorlar.
Cuma günü T.F.F'den Diyarbakırspor ile ilgili dosyalar talep edildi,Dosyaların gelmesinden sonra Kişiler üzerinde araştırmalarını yoğunlaştıracak Denetmenlere çalışmalarında titizlik istemekten başka bir beklentimiz yok.
Her ne kadar klübün son 10 yılının sorgulanmasını beklerken bu sürenin son 5 yıl ile sınırlı kaldığını öğrenmemiz biraz olsun umutlarımızı kırsada yinede yargıya olan güvenimiz sonsuz olduğu için iyi niyetimizi koruyor ve hesapların incelenmesinde hassasiyetleri bekliyoruz.
Bank Asya 1.Futbol Ligi 2010-2011 Futbol Sezonunun 32 haftalık lig maratonunda Geride kalan 22 maçın bilançosu; 1 Galibiyet,7 Beraberlik,14 Mağlubiyet,Atılan 9 gole karşılık Kalemizde gördüğümüz 28 gol ve bunun puan karşılığı sadece 10
Şüphesiz 43 Yıllık Diyarbakırspor tarihinin en kötü,en başarısız vede en başarısız istatistiki sonuçlarına imza atıldı bu sezon.
Eski sistemde adı Türkiye 3.ligi olan şimdilerin 2B ligine adım adım yol alır iken,tarihe de klübün kuruluşundan itibaren üst üstte 2 lig birden düştüğümüzün notu eklenecek.
Bu utanç tablosuna yol açan sebepler,klübü bugünkü hazin hale sokan hatalar ve bizleri Diyarbakırsporu sahada boş gözlerle vede gözlerimiz buğulanarak seyretmeye iten sebepler tabiki çok!
Başarısızlığın nedenleri; süregelen ve 2000 yılından sonrada hortlayan ehilsiz yönetim kadrolarının klüp üst makamlarında söz sahibi olmaları,Endüstri haline gelen ve ticarileşen futbol sektörü ve akabinde rant'a dayalı etik olmayan yönetim zihniyetinin egemen olması adeta klübümüzün adım adım yok olmasına zemin yarattı.
Kentin kozmopolit durumuna bağlı olarak Taraftar profilinin değişmesi,siyasilerin klüp üstünde olan aşırı etkinliğine bağlı olarak klübün adeta orta noktada kalması ve kutuplaşmaların başlaması,taban taraftarın tribünlerden ve takımdan uzaklaşması,tribünlere gelen taraftarların bir çoğunun takıma ceza verdirtmek için davranışlara girişmeside bu zemini hazırlayan diğer sebepler oldu.
Öyleki,tribünlerde oto kontrol sistemi diye bir şey kalmadığı gibi,kulüpsever taraftar sayısıda bir hayli azaldı.Maça gelen taraftar yaş ortalaması şimdilerde 15-16'lı yaşlara düştü.
Geçmiş yıllarda özellikle benimde içinde olduğum yaş grubunun iyi hatırlayacağı 80'li yıllarda tribünlerde azınlıkta bulunan bu yaş grupları şimdilerde ise çoğunlukla tribün hegemonyasını eline almış görünüyor.
Klübe bağlı olan,geçmiş başarıları şimdilerde göremeyen ve tribünlerin yozlaştığını ve klübün eski misyonunu şimdilerde kaybettiğini düşünen asıl Diyarbakırspor taraftarı ise takıma küsmüş bir halde köşelerine çekilmiş bulunuyorlar.
Taraftar ilkeli bir duruş sergileyemiyor,temsil ettiği Kent ve Takımın ağırlığını taşıyamayan bir taraftar yapısı oluştu.En ufak bir olumsuzlukta sahaya atlamayı marifet sayan,takımın ceza almasına sebep olacak hadiselere imza atıp asıl tepki göstereceği yerde sessiz kalmayı yeğleyen ve zamanlama hatası yapan bir taraftar yapısı oluştu.
Akabinde taraftarı tümden potansiyel suçlu gören bir güvenlik gücüde oluşmadı değil.Öyleki en ufak bir hadise ve tepkide güvenlik güçleri orantısız güç kullanabiliyorlar.Taraftar psikolojisinden anlayan ve empati yapmayı becerebilen güvenlik gücü sayısıda azınlıkta kalınca etki- tepki manzaraları ile karşı karşıya kalıp kollektif bir şekilde klübün imajınıda elbirliği ile zedelemiş oluyoruz.
Tabiki Diyarbakırımızda futbol şiddetinin tek sorumlusu ''saldırganlaşan Taraftar değildir.Aynı şekilde şiddet sorununun çözümünün de sadece taraftarın ''uslanmasına'' bırakılamayacağı açıktır.
Bütün sorunlarını Dialogdan uzak ve şidette başvurarak çözmeyi yaşam biçimine dönüştürmüşbir toplumda,taraftarımızın kendine şiddetten büsbütün soyutlamış bir dünya kurması düşünülebilir mi?
Çözümün okullarda gerçek beden ve kafa eğitiminin verilmesi kadar,sözgelimi özellikle Diyarbakırın varoş semtlerinde,emniyet örgütlerini,okulları,valilik ve belediyeleri,futbol klübümüzü,Futbol federasyonunu,sivil toplum kuruluşlarını,hatta okul aile birliklerini bir arada çalışmaya ve klüp sevgisini ve tatlı rekabeti teşvik edici turnuvalar düzenlenmesi gibi daha nice ''vizyon'' içeren yöntemlerde yattığıda unutulmamalıdır.
Kanımca Diyarbakırspor'un düzlüğe çıkması için bir ''Zihniyet Devrimi'' gerekli.
Zihniyet devrimi her alanda olmalı.
-Taraftar bazında
-Yönetim bazında
-Güvenlik güçleri bazında
-İleriye dönük klübün kurtuluş reçetelerinin hazırlanması bazında
-Yerel basın bazında
AYIP OLDU
Bu arada unutmadan; Dünkü basın tribününde yaşanan trajik bir hadiseyi sizlerle paylaşmak istiyorum.Empati ve Bakış açısı babında…
Dün basın tribününde Boluspor maçını takip etmek için yerimiz almış maçın başlamasıyla beraber maçı basın mensubu diğer arakadaşlarımız ile beraber takip ederken arkadan bir ses duyduk ''MAÇ KİMİN MAÇI,KİMLE KİM OYNUYOR'' diye soran orta yaşlı bir bayan sesi duyduk.
Tabi hepimiz dönüp arkamıza şaşkınlıkla bakınca,Bayan birazda mahcup bir halde '' Kusura bakmayın,stadın önünden geçiyordum ve hayatımda ilk defa burada bir maç izliyorum ve kapının açık olduğunu görünce bu maç nasıl bir şeydir diyerek merak edip içeri girdim'' dedi.
Bizler şaşkınlıkla daha bir şey söylemeden basın tribünüde bulunan sivil memur polis arkadaş Bayan'a dışarı çıkmasını ve buranın basın tribünü olduğunu söyledi.
Bu arada arkadaşımız Yılmaz Bay Bayan'a dönerek ''tamam,seyredin hanımefendi'' diyerek naziklik gösterdi ve bayan yaklaşık 5 dakika seyredip istemeyerekte olsa giderken ''Hadi ALLAH'a emanet olun ve kusuruma bakmayın'' diyerek basın tribünüden dışarı çıktı.
Buraya kadar her şey normaldi fakat bayanın dışarı çıkmasından sonra Sivil polisin Arkadaşımız Yılmaz Bay'a tepki gösterip ''buranın sorumluluğu bende,neden Bayan'a kalabilirsin diyorsun'' demesi ve arkadaşımızında ona tepki gösterip ''sen burada görevini yapıyorsan bizimde buranın asıl görevlisi olduğumuzu sana hatırlatırım'' demesi üzerine ufakta olsa biz basın mensupları ve görevli polis memurları arasında bir sözlü tartışma yaşandı fakat kısa sürede tatlıya bağlandı.
Şimdi burada bir şey belirtmek istiyorum;
En masumane bir şekilde hayatında canlı maç izlememiş ve o maçın oynanacağı yeri merak ettiğinden olsa gerek basın tribününün kapısınıda açık görerek içeri girip manzarayı görmek isteyen bir bayan'a gösterilecek tepki bu mu olmalıydı?
Haklı olan Yılmaz Bay'mı? Yoksa Sivil polis memurumu?
Kanımca Yılmaz Bay haklı,Sivil polis memuru ise üslup ve kibarlıkta yanlış.
O bayanı oturtup,çayını ısmarlayıp,yer vermek en doğru olanıydı fakat yöntemde yanlışa düşüldü.
Güvenlik güçleri empati yapabilmeli demiştim yukarıdaki satırlarda,sanırım bu hadise bir kere daha haklılığımı ortaya koydu.
Dedim ya her alanda zihniyet Devrimi,İşte Buyrun size bir örnek…
Saygılarımla.







































