1. YAZARLAR

  2. İhsan YILMAZ

  3. Gözlerdeki fırtınanın adıdır “Boran”
İhsan YILMAZ

İhsan YILMAZ

Gazeteci ve Yazar
Yazarın Tüm Yazıları >

Gözlerdeki fırtınanın adıdır “Boran”

A+A-

Bir ilk bahar sabahıydı, yine düştüm ölümün kol gezdiği yollara, ilk duraktı benim çocukluğumun geçtiği sokaklar. Aralarında ürkek adımlarla dolaşmaya başlamıştım. Ve aşk sokakların alnına doğrulan çocuk dudaklarıydı, kumral teniyle. Baharın ardından gelen kavurucu yaz sıcağının ortasında esen “BORAN” fırtınaların estiği kadim Mezopotamya toprakları yerle bir edilirken, Moğolların tecavüzüne uğramış bakir bir rahibe gibi acı çekiyordu bedeni. Yükseliyor toz dumanları bulutlara karışıyor gökyüzündeki bulutlarla dans edercesine şimşekler çakıyor, top seslerine karışıp kayboluyordu insanlığın var olduğu topraklarda. Feryat-i figanlar, acının gözyaşlarıı, sevginin yok olduğu, kardeşliğin bittiği kirli senaryoların yönetmenlerinin yine işe koyulduğu kötü karakterlerin oynamak için sıraya girdiği, geçmişten geleceğe süre gelen inkârcı bir anlayış hâkimdi; Kötü ruhlu senaristlerin ürettiklerini sahnelerken. Mezopotamya'da yaşanan bu vahşeti de gözler önüne sermişti. Ve sevgili sen kaç zaman oldu, çocukluğumuzun geçtiği, kötü karakterli senaristlerin sergisinden sonra kaç yıl oldu gidişinin 'BORAN'ı.
Sevgili, ve sen kaç sokak ötede bekledin dünyanın güzelliklerini yaşamak için, şimdiler de ben sensizliğin baharını yaşıyorum kanlı toprakların çatışmaların ortasında, yaşlı ve yorgun bedenler, siper olmuş fidanlar toprağa dökülmesin diye…

Gidişinin ardından kaçak bir ruh haliyle yudumladım kaçak çayı, yaşadım diye bilmekse sensiz geçen günlerim, hayatımın en acımasız günleriydi yaşadıklarım. İnsanın insanı sattığı bu çirkin dünyada satılacak başka bir şey kalmamıştı. Oysa biz aşkımız için mücadele verirken, insanlar da başka aşkları için adam satmaya başlamışlardı. Yine bir kasvetli bahar havasıydı sokağınızdan geçerken kapınıza ilişti gözlerim, hani kırmızı şapkan vardı ya, takınca kafana mahallenin tüm gençleri hayranlıkla bakardı, gözleriyle taciz ederlerdi beynini, sen aldırış etmeden yoluna devam edip diğer mahallenin köşesini dönerdin. İşte o köşe başında bekledim ve seni, dün gece yaşadığım bunca acılardan sonra ve sen yoktun. Geçmedin bir daha o köşeden kimse taciz etmiyordu artık beynini, ruhların satıldığı bu coğrafyada beyinler çoktan satışa sunulmuştu. Sonralar alıştım yokluğuna, gittiğin o yıllara dönmüştü bu kadim topraklar. Kardeşin kardeşi vurduğu, amca, dayıların yeğenlerini sattığı bu kahpe dünyada savaşın hüküm sürdüğü, ölümün kol gezdiği sokaklara dönüşmüştü aşk sokaklarımız. Kırmızı güller yerine mermiler uzatılıyordu sevgiliye, tıpkı kurbanın cellâdına âşık olduğu gibi. Artık kardeş kardeşi satıyordu.

        Ve sokalarda yürüyorum arayışlar bunalımında, bir çıkışı olmalı bu bunalımların. Sanırım aradığım buydu evet ölümlerin yaşandığı mahallelerimizin arka sokaklarında göçe giden küçük çocukların gözlerinde yakaladım tek çıkışı. Masumiyeti, teslimiyetsiz bir bakış, yaşamın anlamı ve emeğin sonuç vermesini gözlerimin içine dalan küçük bakışlarda buldum. Birde bu coğrafyada büyümenin, çocuk olmanın ne kadar zorlu bir yaşam olduğunu anımsattı o küçük bakışlar. Çocuk olmak zordu tek çözüm onlar gibi olmak ve bakabilmekti artık. Yaşamın kendisi olan toplum, o bakışlara teslim edilmeli, barış o bakışlara, sevda o bakışlara ve hüzün yine o bakışlara teslim edilmeli. Tertemiz geleceğimiz, o bakışlar bu günlerde tek gerçeğimiz ve acımasız…          

Önceki ve Sonraki Yazılar

YAZIYA YORUM KAT