1. YAZARLAR

  2. Ramazan TOPRAK

  3. gezi, tozu..
Ramazan TOPRAK

Ramazan TOPRAK

Yazar
Yazarın Tüm Yazıları >

gezi, tozu..

A+A-
gezi olayları ve duran adam bi'şey gösterdi,
yeni nesil, sosyalist olsun, muhafazakar olsun, 
liberalist olsun, milliyetçi olsun, ne'ci olursa olsun
sadece insan ve hayvan sevgisi, çevre gibi 
duyarlılıklar taşıyan değil aynı zamanda 
özgürlükler ve yaşam biçimi konularında duyarlı.. 
bu duyarlılık sadece bireysel anlamda değil, 
ülkesel ve küresel anlamda geçerli.. 
hiçbir yanlışa duyarsız kalmıyor, 
birtakım gerekçelerle karşı duruş sergiliyorlar..
bunu da giderek şiddetten uzak, aklı vicdanı 
ve düşünceyi öne çıkaran yöntemlerle yapıyorlar,
mevcutla yetinmiyor, yeni bir çığır açma peşinde 
gençliğin verdiği dinamizmle tepki veriyorlar,
haksızlığa tepkileri giderek şiddetten uzaklaşıyor,
böyle olunca daha fazla toplumsal kabul görüyorlar.. 
 
hangimiz gençliğinde benzerini yapmadıkki.. 
gençliğimizin aşırılıklarına anlayış bekleyip 
aynı anlayışı onlardan esirgemek
en azından kendimizle çelişkiye düşmek değil mi..? 
haksızlıklara, yanlışlıklara başkaldırıp 
statükolara, sistemlere, yönetimlere yüklenmedik mi..? 
biraz empati biraz sempati yeter, gençleri anlamaya..
gençlik, ülkenin geleceği ise  
ülkenin geleceğine niye kulak verilmiyor..?
manzaralar salt protest bir görünüm arzetse de 
kulak verildiğinde hak verilecek 
o kadar çok argüman ortaya çıkıyorki.. 
toplumsal akıl/sağduyu/bilinç gibi ağır işleyen 
toplam değerler için olumlu anlamda 
itici bir güç oluşturacak, görülebilirse.. 
 
yakın geçmişte 
hassasiyet aynılığına karşın terminoloji farklılığıyla
-birinin emek dediğine ötekinin alınteri dediği dönem-
aynı dinamizm, aynı enerjiler karşı karşıya getirilerek 
çatıştırılıp yokedilmedi mi..? böyle yapmak yerine 
aynı hassasiyetleri taşıyan yeni nesile kulak vermek, 
anlamak, destek vermek.. dinamizmlerini birleştirerek 
enerjilerini sinerjiye dönüştürmek, yanlıştan dönmek değil mi..? 
içlerinde birilerince ve hatta dış mihraklarca 
doldurulan/kandırılan/yönlendirilenler olsa bile, 
en az "onlar" kadar gençleri dinleyerek.. anlayarak..
yanına alarak "onların oyunlarını" boşa düşürecek 
adımlar atılması gerekmez mi..? 
öyleyse şimdi tam zamanı.. dem bu dem.. 
bu kez bu tarihî fırsat kaçırılmamalı.. 
dış mihrakların, bilmem ne lobilerin etkisi, 
tarihî sorumluluğu, uhrevî vebâli kaldırmıyorki.. 
gençler herhangi bir ardniyet olmaksızın 
doğruluğuna inandıkları konuları, samimiyetle, 
dürüstçe savunuyorlar, istisnalar her zaman saklı.. 
savunduklarında yanılıyorlar da olabilir.. 
öyle bile olsa doğrusuna inandırmak gerekmez mi..?
biriler! yanlışları doğru diye inandırıyorsa, 
niye doğrular gösterilmeye çalışılmıyor..? 
 
bahar rüzgarları estirilen ülkelere dikkat ettiniz mi..? 
ekranlarda.. ilk baharın ılık ılık, çiçek açtıran 
meltem rüzgarları eserken/estirilirken.. 
sokaklarda.. sert soğuk rüzgarlar estiğini.. 
ekranlarda.. mevsim ilk baharken 
sokaklarda.. mevsimin sonbahar olduğunu.. 
yaprakların/müslümanların sararıp solduğunu, 
onbinlerin yüzbinlerin hatta milyonların 
toprağa düştüğünü/düşürüldüğünü.. 
gelinen noktada.. bir kısmında mevsimin 
kışa dönüştürüldüğünü ibretle seyrederken
aynı manzaranın başka ekranlarla
ve ülkelerle sınırlı kalacağı mı sanılıyor..?
dış güçlerse onlar işlerini(!) yapıyorlar.. 
onları suçlayıp durmak meseleyi çözmüyorki..! 
onların/olanların gereğini(!) yapmak gerekmez mi..?
sadece şikayet, zaafiyet ve acziyet olmaz mı..?
kirli senaryoya karşı siz de karşı senaryo! yazarsınız..
 
bütünü bir parçayla tanımlamaya kalkışmak veya
sorunu örtbas etmek için söylenen asılsız iddialar.. 
'gözdağı vermezsek devam ederler'den medet ummak.. 
kendinize revâ görmeyeceğinizi revâ görmeler, genellemeler, 
sönmeye yüz tutan yangına benzin dökme işlevi görüyor.. 
şiddetin yangına körükle gitmek olduğunu artık görmek.. 
şiddetin dili yerine şefkatin dilini kullanmak.. 
döverek değil severek yaklaşım..  
yanlışı hep dışarıda değil biraz da içeride aramak.. 
eleştiri yerine özeleştiriye yönelmek gerekmez mi..?
referans değerlerimiz ve büyüklerimiz, 
dokuz yanlışın arasındaki tek doğrudan iyimserlik çıkarırken, 
dokuz doğru arasındaki bir yanlıştan kötümserlik çıkarmak, 
manzara-ı umumiyeyi değil hâl-i pürmelâli gösteriyor..
 
marjinaller bir yerde değil her yerde.. 
dün gezi'de, ertesi gün mitingde, sonra sokakta.. 
hiç eksik olmadıki, olmayacak da.. bu mazeret değil..
gösterilere katılanların çoğunluğu marjinal olsaydı 
ülke çoktan kaotik ortamın içine düşmüştü.. 
yeni nesil gençlik,
özgürlükler, yaşam biçimi ve çevre merkezli 
bireysel ve toplumsal duyarlılıkları öne alırken 
sanılanın aksine değerleri, ilkeleri olan bir nesil.. 
her inançtan, her din/dil ve ırktan, her mezhepten, 
her ideolojiden, her politik düşünceden olsa da
aynı ortak eksende buluşabilen bir nesil.. 
artık yeni nesiller geçmiş nesiller gibi
dar bir kulvarda körü körüne yürümek istemiyor.. 
analitik düşünce yapısına doğru bir evrilme..
değişim ve dönüşümün ipuçlarını doğru okumak, 
geçen neslin bakış açısıyla mahkum etmeye kalkışmak, 
yeni nesilin dilini kullanan dış mihrakların 
kirli emellerine hizmet etmez mi..? 
 
dış mihrak deyip orada kalınca 
top taca atılmış gibi oluyor ve oyun duruyor.. 
kimse topa giremiyor, oyuna girilemiyor.. 
sorunu ve çözümü konuşmak mümkün olamıyor.. 
kısmen haklılık payı içine saklanmış çokça haksızlık payı.. 
ortak akıl gücünü kullanamadığı için 
karmaşıklaşan olayların içine düşenlerin 
düştüğü kuyudan çıkabilmek için sarıldığı ip 
işlevi görmeye başladı, dış güçler kavramı.. 
bunlar dün vardı, bugün var, yarınlarda hep olacak.. 
kuyuların varlığından şikayet acziyet itirafı olmaz mı..?
 
gençler arasında biber gazı yemenin, 
tazyikli suyla ıslanmanın, olay izi-eseri-anısı taşımanın 
arkadaşları arasında bir "gençlik kariyer!", 
bir ayrıcalık! gibi algılanmaya başlaması bile 
başlı başına sosyal psikolojinin ilgi alanına girdiği.. 
çevre ve şehircilik bakanı veysel eroğlu'nun bile, 
"beşiktaş'ta çapulcuların(gülerek) arasında kaldım, 
ben de biber gazı yedim" diye övünmesi görülmeli..
gezi kayıp/hasar tesbit raporu: 
4 ölü, 100'e yakını ağır 8.000'e yakın yaralı, 11 kişi gözünü kaybetti..
sayın başbakan'ın "maliyeti 100 trilyonu aştı" dediği
kayıplardan en azından bu tarihî derslerin çıkarılması
en büyük kazancımız olmaz mı..?
 
E-Posta: ramazantoprak19@gmail.com
 
 
Ramazan Toprak
28 Haziran 2013 - Cuma
Önceki ve Sonraki Yazılar

YAZIYA YORUM KAT