1. YAZARLAR

  2. Ali Fikri IŞIK

  3. Futbol Oyun Teorisi!
Ali Fikri IŞIK

Ali Fikri IŞIK

Gazeteci ve Yazar
Yazarın Tüm Yazıları >

Futbol Oyun Teorisi!

A+A-

Kabaca hatırlanacağı gibi, kimi oyun kuramcısı (Fabio Capello/ Arsene Wenger) pozisyonun sadece bir farklılık meselesi olduğunu ileri sürer. Capello, oyunun doğasındaki farklılığın bir gösterge olarak pozisyonu işaret ettiğini söylerken, pozisyonun sürekli “ayrışan” ve “eklemlenen” döngüsel sonsuz süreç olduğu düşüncesinden hareket eder.

Capello'ya göre oyundaki bu farklılık süreci, sonsuz bir karaktere sahiptir ve oyun ile pozisyon arasında düzenli bir simetrik birlik yoktur. Bu durum maç için de böyledir. Çünkü gol pozisyonu ile gölü önleme pozisyonu, aynı zaman diliminin ürünleri olmasına rağmen ayrışanları itibarıyla bir simetri oluşturmazlar. “Oyun düzeyi ile pozisyon düzeyi arasında bire bir, uyumlu mütekabiliyetler kümesi yoktur; üstüne üstlük oyun ile pozisyon arasında sabit bir ayrım da yoktur.”

Başka türlü söylersek, oyun doğrudan pozisyonda mevcut değildir. Pozisyon sürekli ayrışıp eklemlendiği için doğaçlamadır ve aslında oyunun anlamı, pozisyonun ne olduğuna değil, ne olmadığına bağlıdır!

Eğer bütün bunlar doğruysa, o zaman bir bakıma pozisyonu hiçbir zaman bir oyun sisteminin içine taşıma imkânı doğmaz. Oyun bütün bir pozisyonlar zincirine dağıtılmış veya yayılmıştır, deyim yerindeyse kolayca sabitlenemez. Oyunu sabitleyememenin bir diğer nedeniyse, pozisyonun zamansal bir süreç olmasıdır.

Bir pozisyon oluşturulurken salt ayrışma nedeniyle o pozisyonun düzeyi bir şekilde askıya alınır, ertelenir veya daha o pozisyonun imkânı tam tüketilmemişken yerini “gelenin” yeni düzeyine bırakır. Bir pozisyon beni bir başkasına o da bir başkasına götürür, durur. İlk pozisyon düzeyi, bir sonraki pozisyon düzeyi tarafından dönüştürülür ve pozisyon bitse de maç süreci bitmez.

Kısaca ve özetle; pozisyon hiçbir zaman oyunla özdeş değildir. Oyun, sadece başka bir şey olmadıkları için kendileri olan pozisyonların ayrışma ve eklemlenme sürecinin sonucudur.

Peki, bütün bunlar doğruysa, Johan Cruyff'un “oyunun kapalı, istikrarlı bir sistem” olduğu fikrine karşın aklımızı nasıl konumlandıracağız? Üstüne üstlük Cruyff, hem oyunun hem de pozisyonların hem üretilebilir hem de tekrarlanabilir olduğunu söylüyor. Yalnızca bir kere ortaya çıkan duruma pozisyon demenin imkânsız olduğunu ve esasen pozisyonun kimliğini tanımlayan şeyin, “yeniden üretilebilir” nitelikler taşıması gerektiğinin altını çiziyor.

Cruyff, oyunun döngüsel bir sonsuz süreç olduğu fikrine iştirak etmiyor. Pozisyondaki her ayrışmanın aynı zamanda bir eklemlenmeye fırsat tanımasını, pozisyonun yeni düzeyiyle ilintiliyor ve buradan da süreklilik fikrine sıçrıyor. Çünkü Cruyff'a göre, ne oyun ne de tek tek pozisyonlar basit birer araç değil, stratejik değerde amaçtır.

Oyun, teknik direktörün imal ettiği bir ürün olduğu için istikrarlı, birleşik ve bütünlüklü bir kurgusal düzen olmak durumundadır. Her kurgusal düzen bir sistematik pratik olarak oyun ve pozisyon arasındaki simetriyi sağlayacak birimleri içermek zorundadır. Sözkonusu birimleri tanımlamak ve sınırlandırmak, teknik adamlık vasfıdır. Açıkça söylemek lazım gelirse bir teknik adamın işi budur.

Oyunun “açık uçlu bir süreç” olduğu fikrinden kuşkulanmak için, Cruyff'un yeterince esaslı ve ikna edeci nedenleri vardı. Kendi bireysel futbol oynama pratiğinin de doğruladığı gibi, tek tek yetenekli oyuncuların pozisyon oluşturucu niteliklerinin yerine, oyuncu gurubunun total ve toplam yeteneğini ikâme ettiğinizde, varacağınız ilk sonuç bir kurgusal düzendir. Ve her kurgusallığın doğal işlevi “açık uçları” kapatarak baskın bir belirginlik elde etmektir.

Oyunun sürekli “genişleyen” bir olgu olduğunu fark eden Cruyff, bu genişlemenin koşulladığı fazlalığın yayılmasına, taşmasına hatta saçılmasına imkân veren bir pas modeli kurguladı. Sıfır saniyelik, üç boyutlu pas modeli de bir sonraki yazının konusu olsun.

Önceki ve Sonraki Yazılar

YAZIYA YORUM KAT