1. YAZARLAR

  2. Ali Fikri IŞIK

  3. 'Footbusines - Futşenlik'
Ali Fikri IŞIK

Ali Fikri IŞIK

Gazeteci ve Yazar
Yazarın Tüm Yazıları >

'Footbusines - Futşenlik'

A+A-

Prof M.Şehmus Güzelin yeni kitabından bir kolaj!

BRAZİL   
Yolculuk uzun sürdü. Çok uzun. İngiltere'den Güney Amerika'ya denizleri aştı. 1894'te ayak bastığında Brezilya nam ülkeye sırt çantasında iki futbol topu, bir futbol pabuçu, birkaç forma, bir de futbol kurallarını içeren kitapçığın kopyası vardı. Brezilya futbolla böyle tanıştı : Bu futbol topudur. Bu futbol pabuçudur. Bu futbol formasıdır. Bunlar da futbolun kuralları.   
Charles William Miller doğduğu ülkeye döndüğünde artık yirmi yaşındaydı, bunun ilk on yılını Brezilya'da geçirmişti, son on yılını İngiltere'de.   
Charles William Miller öğrenimini yaptığı Southampton'da futbolla tanıştı. Futbola vuruldu. Çocuk yaşta 1892'de Corinthian FC'de, 1893-1894 futbol mevsiminde ise Southampton St Mary's FC'de futbol oynadı. İki ayağını da mükemmel kullanıyordu. Bu sporu hakkıyla icra ediyordu. Santrfor oynuyordu. İyi ve şık goller atıyordu.   
Babası İskoç John Miller Brezilya'da Demiryolu emekçisiydi. Mühendis. Annesi Carlota Fox İngiliz kökenli güzel bir Brezilyalı. Charles, 24 Kasım 1874'de, Sao Paulo'da doğdu. On yaşındayken daha iyi ve İnglizce öğrenim görsün diye ana ve babası onu İngiltere'ye gönderdi.   
İyi öğrenim aldıktan sonra dönünce Sao Paulo Railway Company'da (Demiryolu Şirketi) çalışmaya başladı. Ama futbolu unutması mümkün değildi. Nitekim 1888'de kurulmuş olan Sao Paulo Athletic Club'te (SPAC) futbol takımı oluşturulmasına öncülük etti ve Sao Paulo'da artık futbol da oynanmaya başlandı.   
Evet Brezilya'ya futbol böyle girdi. İlk futbol maçı 1895'te düzenlendi.  Kısa zamanda futbol tutkusu yayılınca 1902'de Sao Paulo'da mahalli liğ kuruldu ve maçlar birbirini izlemeye başladı.    
Charles William Miller'in santrafor oynadığı SPAC 1902, 1903 ve 1904 yıllarında şampiyon oldu. Miller ise gol kralı : 1902'de 12 golle, 1904'te 9 golle.   
Miller 1906'da Brezilya milli takımına çağrıldı. 1910'a kadar futbol oynamayı sürdürdü.   
30 Haziran 1953'te vefatına kadar sporla ilgisini kesmedi. Ocak 1906'da evlendiği ünlü piyanist Antonietta Rudge ile iki çocuk yetiştirmeyi de ihmal etmedi. Mezarı Sao Paulo Protestan Mezarlığı'ndadır.   
O günlerde futbolun katolik dininden sonra ülkenin ikinci dini olacağı henüz bilinmiyordu. Ama oldu. Bugün bu biliniyor ve gözlerden asla kaçmıyor :   
Brezilya milli takımı oyuncuları sahaya girerken, sahadan çıkarken, gol attıktan sonra, gol kaçırdıktan sonra, diz çöküyor, ellerini, parmaklarını, başını gökyüzüne çeviriyor, haç çıkarıyor. Çok farklı biçimlerde haç çıkaranlar var. Katolik dinin bütün renkleri, bütün takımları demek ki Brezilya'da müşteri, taraftar buluyor. Brezilya milli takımı oyuncularından sahada bir veya iki dakika süresince dua edenleri bile var. Böylece stadyumları katedrale çeviriyorlar.   
Brezilyalılar bu alanda tartışmasız birinciler ama Kolombiyalılar, Şilililer, Arjantinliler ve Güney Amerika'nın diğer ülkelerinin temsilcileri de bu konuda geri kalmıyorlar.   
Evet saha ve stadyumlar katedrale dönüştrülüyor.  
 Brezilya milli takımı futbolcuları, tek seçicileri, teknik kadrosu tümü ve tamamı bırakın dini inanışları fena halde hurafelere sarılmış, öteden beri. İşte yeniden ve bir kez daha 2014 Dünya Kupası maçlarında saptadık. O kadar ki « kazanan takım değiştirilmez » saplantısındaki, ve bu takımın değiştirilmesinin « yukarıdakini, iyilik ve maç kazandıran melekleri rahatsız etmesinden » korkan, Dünya Kupası başlamadan önce bir kiliseye kapanıp uzun süre dua eden  tek seçici bir maçta sadece evet sadece yedi kez topla buluşan ama topu ne yaptığını kimsenin anlayamadığı Fred'i bile takımdan çıkarmaya cesaret edemedi. Almanya milli takımı tarafından atomlarına ayrılıncaya kadar. Fred sadece sonuncu maçta, « Küçük Final »de, üçüncülük maçında, takımda yoktu. Sorun sadece Fred olmadığı için bu bile Brezilya'ya üçüncülük getirmeye yetmedi.   
Brezilya milli takımı Fred'in 9 numarasıyla bulunduğu her maçta bir eksikle oyuna başladı ve bitirdi. Hurafelerin ömrü uzun olurmuş. İşte örneği.   
Peki David Luiz'e ne demeli ? Daha önceki milli takımların da kurtarıcı oyuncularını gördük ama böylesine ilk kez tanık olduk : Bu delikanlı gol attıktan sonra sanki golü kendisi atmamış da « yukarıdaki » atmış gibi dualarına dualar ekledi. David Luiz, bu arada Paris Saint-Germain'e (PSG) transfer oldu. PSG maçları herhalde artık daha fiyakalı olacak : Aynı takımda Brezilya milli takımı savunmasının sigortası ve oynadığı maçlarda kaptanı Thiago Silva, Arjantinli, Uruguaylı  ve Kolombiyalı futbolcular da bulunuyor. Bakalım Paris stadyumlarını da katedrallere çevirecekler mi ? PSG takımının sahibinin Katarlı zengin bir prens olduğunu da burada anımsatmalı mı ? Bu « maç » epey ilginç olmaya aday.   
Evet herşeye rağmen Brezilya milli takımı yönetimi takımı değiştirmedi ve Almanya milli takımından kimsenin aklına getiremeyeceği bir tokat yedi. Dünya futbol tarihinde ilk kez bu düzeydeki bir maçta, yarı finalde, bir takım yedi gol attı. Bir takım yedi gol yedi. Mahalle maçlarında bile bu kadar kısa zamanda bu kadar gol atmak mümkün değilken. Bu yedi golün dördünün 23. ile 29. dakikalar arasında, yani neresinden bakarsak bakalım altı veya yedi dakikalık bir zaman diliminde filelerle buluştuğunu anımsamalıyız. Bunun sağı solu yok : Almanya Brezilya'yı madara etti. Rezil etti. Parçalarına ayırdı. Paramparçaladı.   
Brezilya'nın kendi sahasında « batması » en çok kadın ve çocuk seyircileri üzdü. Ağlayanları pek çoktu, bizi de en çok bu hüzünlendirdi : Büyük ve son derece doğal arzularla takımlarının renklerine bürünen, canlarını dişlerine takarak takımlarını destekleyen koskocaman halklar mozaiğinin umudunun böylesine carçur edilmesine hüzünlendik evet.    Bu işte en büyük sorumluluk Brezilya milli takımının tek seçicisinde. Evet onda : Daha ilk maçında, « Bu adama dünyanın en iyi oyuncularına sahip Brezilya'da böylesine sıradan, böylesine kötü bir takım oluşturduğu için altın madalya verilmedir » diye alay ettiğimi şimdi anımsıyorum. Evet bu adam « altın madalya »lık : Böylesine bir takım seçtiği için. Evet bu takım, Neymar varken ve sadece onun sayesinde, ve onun bir anlık veya birkaç anlık patlamalarıyla, maçları kazandı ama takım kötüydü. Bu kötü takımı kimse değiştirmeye, gerekli düzenlemeleri yapmaya çalışmadı. Brezilya'nın namuslu spor yazarları ve yorumcuları tek seçiciyi eleştirdiler ama milli takım her maçı kazandıktan sonra eleştiricilerin sayısı azaldı. Ve tek seçicinin « uğuruna », « bilgisinin derinliğine » inananların sayısı arttı. Beyinleri tutulmuş insanların. Ne demeli ?   
Oysa Almanya milli takımı tek seçicisi Löw Cezayir maçı sonrasında, bu maçtaki eksiklerini giderdi, yanlışlarını düzeltti. Lahm'i yeniden sağ beke çekti, Samir'i orta sahadaki alışılmış yerine yerleştirdi, Klose'yi hücuma kattı, Müller'le orta sağ alanı doldurdu ve hatta Müller'i istediği mekanlarda dolaşmakta serbest bıraktı,  Mesut Özil'e bir parça bile olsa savunmaya yardımcı olmasının gerekliliğini anımsattı, hücumdan başka şeyle ugraşmayan adam adama savunmadan hiç hazetmeyen Mesut için bu zordu ama Mesut elinden geleni yapmaya çalıştı.   
Almanya milli takımı Fransa milli takımını bu değişiklikler ve düzenlemeler sayesinde yenebildi. Sonra Brezilya'yı « dağıttı ».  
 Eylül 2013'te, Dünya Kupası'ndan neredeyse tam bir yıl önce, Almanya milli takımının eski tek seçicisi Klinsmann, « Mannschaft (Almanya milli takımı) dünya şampiyonu olma potansiyeline sahiptir, Brezilya ve Arjantin'e, Messi ve Neymar'a karşı bile. » demişti (Frankfurter Allegemeine Zeitung, 19 Eylül 2013) ve bir yıl sonra yanılmadığı ortaya çıktı : Neymar'sız Brezilya'yı 7-1'lik sokarla geçtikten sonra Messi'li Arjantin'i yenerek finali kazanmayı bilen Almanya milli takımı, formasındaki yıldız sayısını üçten dörde çıkardı. Bu da az şey değil.   
2006'da Dünya Şampiyonası finalini, 2008'de Avrupa Şampiyonası finalini yitiren Almanya milli takımı böylece « şeytanın ayağını kırdı ». Fena mı ?

Önceki ve Sonraki Yazılar

YAZIYA YORUM KAT