1. YAZARLAR

  2. Ali Fikri IŞIK

  3. Fenerbahçe ve Ersin Düzen
Ali Fikri IŞIK

Ali Fikri IŞIK

Gazeteci ve Yazar
Yazarın Tüm Yazıları >

Fenerbahçe ve Ersin Düzen

A+A-

Maçın ilk 10 dakikasını Fenerbahçe doğru bir açılışla, rakibi Braga'yı Braga yarı sahasında karşılayarak, topu ve Braga'lı oyuncuları en garantili şekilde kalesinden uzak tutmaya çalışıyordu. İlk 10 dakikadan sonra ortada hiçbir neden yokken Fenerbahçe Braga'yı orta sahada karşılamaya başladı ve çok geçmeden 1-0 yenik duruma düştü. Fenerbahçe'nin Braga'yı orta sahada karşılayan defansif motivasyonu çok ciddi sorunlara yol açtı. İlki sol kanadı birlikte kullanmaya çalışan Alper Poduk ile Caner Erkin arasındaki tutarsız yerleşim hatalarıydı.

Bu periyodda top Braga'ya her geçtiğinde Caner Erkin defansı dörtlemek amacıyla geriye doğru koşuyor, Caner'in koşusuyla eşzamanlı olarak Alper Poduk rakibi karşılamaya çalışırken, Caner ve Alper arasındaki mesafe neredeyse 30 metrelik bir boşluğa dönüşüyordu. Braga her seferinde bu boşluğu çok tehlikeli bir biçimde kullanıp, Fenerbahçe'nin ceza sahasına girme ve orada tehlikeler yaratma fırsatını elde ediyordu.

Tuhaftır; Vitor Pereira, takımındaki bu büyük arızayı görüp tedbir almaktansa, tam orta sahanın orta çizgisinde kullanılacak bir taç atışını ciddi bir sorun haline getirerek hakeme isyan etmeyi daha anlamlı buluyordu. O top sahanın tam ortasında bir toptu, taç atışının sende olması ya da rakibinde olması asla bir avantaj ya da dezavantaja dönüşemezdi. Ama kontrolunu kaybeden Vitor Pereira, salt bu yüzden, sahadan ihraç ediliyordu.

1-0'ın avantajını daha fazla geriye yaslanarak koruyabileceğini düşünen Pereira, hiç kuşkusuz çok yanılıyordu. İlk yarının son dakikasında gelen Alper Poduk golü, özsel olarak aslında durumun değişebileceğini müjdelemiyordu. Çünkü Fenerbahçe 'nin ilk 45 dakikalık oyun uygulaması, edilgen ve sadece karşılamayı düşünen bir strateji üstüne bina edildiği için, ancak mutlu rastlantılar ile Pereira umduğunu alıp, evine dönebilirdi.

Atılan golün motivasyonuyla, oyuna enazından ortak olmasını beklediğimiz Fenerbahçe, sanki bu maçın taleplerini yüzde yüz karşılayan bir stratejiyle oynuyormuş gibi, hiçbir şeyi değiştirmeden ikinci yarıya devam etti. Fenerbahçe iki kanttaki sorunarı gidermeden, orta saha oyuncularının da oyuna katılımını sağlamadan, sadece Van Persie'ye attıkları serseri toplarla bu maçı sorun olmaktan çıkaracaklarını sanıyordu herhalde. Ama evdeki hesap çarşıya uymadı; hakikaten “haksız” bir penaltıyla Fenerbahçe bir an da 2-1 yenik konuma düştü. Mehmet Topal'ın kırmızı kart görerek oyundan ihraç edilmesi, bütün maç boyunca dengeliymiş gibi duran defansın da dengesizleşmesini sağladı.

Fenerbahçe her hattıyla dengesiz ve tutarsız bir takıma dönüşünce de kaçınılmaz son ertelenip ötelenemedi, kader ağlarını ördü.

Bu maça dair söz söylerken, anlatıcı spiker Ersin Düzen'e iki laf etmemek inanın bir insanlık ayıbı olurdu. Bütün maç boyunca Fenerbahçe'nin her olumsuzluğuna karşı mazeret üreten Ersin Düzen, deyim uygunsa, izleyicilerin doğru bilgilenme hakkını gaspederek, Fenerbahçe lehine sefilce “algı” yaratmaya gayret ediyordu. Futbol oyunu özü itibariyle adil ve nesnel bir oyundur; dolayısıyla bu oyunu bize aktarmakla görevlendirilmiş anlatıcılar da asgari ölçü, nesnel ve adil olmak durumundadır. Ersin Düzen mahalle amigosundan daha seviyesizce, Fenerbahçe'yi ''himaye etmeye'' çalışıyordu. Oysa Fenerbahçe'nin bu aşağılatıcı himayeye hiç ihtiyacı yoktur.

Önceki ve Sonraki Yazılar

YAZIYA YORUM KAT