1. YAZARLAR

  2. Ali Fikri IŞIK

  3. Fenerbahçe, İstatistik ve Tavuk
Ali Fikri IŞIK

Ali Fikri IŞIK

Gazeteci ve Yazar
Yazarın Tüm Yazıları >

Fenerbahçe, İstatistik ve Tavuk

A+A-

“İstatistik...”  diyordu Umberto Eco; “...hayatında hiç tavuk yememiş kişilere yılda iki kez tavuk yediren bir bilimdir”. Eskişehirspor Fenerbahçe maçında öyle bir ilk yarı izledik ki dünyanın şapkadan tavşan çıkaran bütün istatistik ve istatikçileri yanyana gelse, o 45 dakikalık hengameye asla bir değer katamazlardı. Çünkü hiçbir aksiyonun ne başı vardı ne de sonu. Sanki bir toz bulutunun tam ortasındaymışcasına oyun oynanıyordu. Suriye sınırından gelen kum fırtınasının taa Diyarbakır ve Antep'i karanlıklara gömmesi gibi, atılan her pas kör, kontrol edilmeye çalışılan her pas titrek, top ise neredeyse hem kambur hem topaldı.

Ara sıra Kjaer ve Mehmet Topal arasındaki tek hat ve düzlem üzerinde yapılan pas alışverişlerinin dışında hiç kimsenin yek-diğerinin ne yapacağını öngöremediği, tahmin endişesi içinde neredeyse depresyona girdiği bir maçtı sözkonusu olan. Bu obsesif halet-i ruhiye içinde Eskişehirspor'u anlamak kısmen mümkün, çünkü akıbet ve kaderde küme düşme olasılığı çok yüksek. Bir bütün olarak Eskişehirspor takımının ve teknik direktörü Samet Aybaba'nın çıldırtan bir akıl tutulması çemberinden geçiyor olmaları bir mazeret olarak, anlayışla karşılanmasa bile, nihayet bir tespit için bu durum ancak izah edilebilir. Ama Fenerbahçe, ama Vitor Pereira; işte bu sıkılmış düğümde onları anlamak pek mümkün değil.

45 dakikalık akıldan yoksun, çılgın ruh haline maçın hakemi, tam da ilk yarı biterken, aynı çılgınlıkta bir penaltı kararı vererek çıldırma kokteylini biraz daha tatlandırdı. Oyun iki takım açısından ne kadar öngörüden, akıldan yoksunsa; hakem penaltısı da o kadar zavallı, acınası ve akıl, mantıktan uzaktı.

Samet Aybaba takımlarının hem kaderi hem de özelliğidir; önce topçular ayaklarının görme özelliğini kaybederler, sonra birbirini duyma ve pozisyon sezme yetileri de sağırlaşır. Bu durumun sorumlusu Samet Aybaba'nın bütün oyuncularına ciltler kalınlığında savunma talimatı ve görevleri vermesidir.

Galiba Fenerbahçe lige verilen arayı, oyununu bir üst seviyeye taşımak ve aynı oyunu daha çok olgunlaştırmak için kullanmamış. Tam tersine, iki kenar bekinin dikine top oynama hevesi ilk yarıda gördüğümüz güvenli ve dengeli savunma anlayışını da daha çok deforme etmiş. Özellikle Caner'in israrla dikine top kullanma ve korner köşesini görür görmez topu ortaya kesme arzusu, kelimenin tam anlamıyla, artık bıkkınlık veren bir komediye dönüşüyor.

Kapılan toplar sonrası defansif durumdan ofansif duruma geçerken oyuncuların sadece topun güzergahında hareketlilik sergilemeleri, Fenerbahçe hücumlarının hem kendiliğinden, hem de tek yanlı karakterinin somut kanıtıdır. Özellikle de göbekten rakip defansının arkasına atılan uzun paslar, eğer hala hücum girişimi olarak nitelendiriliyorsa, Fenerbahçe'nin hücum denilen yapı ile başının fena halde dertte olduğunu söylemek abartılı olmaz.

Fenerbahçe maçı 3-0 kazandı ama bu biraz hakemin ve çok da mutlu tesadüflerin sonucuydu. Benim kanaatim bu yumurtadan o sarışın civciv çıkmaz.

Önceki ve Sonraki Yazılar

YAZIYA YORUM KAT