1. YAZARLAR

  2. Ali Fikri IŞIK

  3. Diyarbekirspor Oyun Olarak İyi Yolda
Ali Fikri IŞIK

Ali Fikri IŞIK

Gazeteci ve Yazar
Yazarın Tüm Yazıları >

Diyarbekirspor Oyun Olarak İyi Yolda

A+A-

2010 yılından bu yana, yani Diyarbekirspor süperligde oynadığı dönemden bu yana, Diyarbekirspor'un ilk kez futbol oyununu doğru oynadığına tanık oldum. Bunun anlamı Diyarbekir'in eksiksiz, kusursuz bir oyun oynadığı değildir elbet. Bunun anlamı; bir futbol maçında, bir takımın maçın ve oyununun taleplerine doğru tepkiler verdiğidir. Diyarbekirspor, doğru pozisyon alıyor. Diyarbekirspor, alanları doğru bir şekilde kapatıyor. Diyarbekirspor, rakibi doğru karşılıyor. Ve Diyarbekirspor, hem topun olduğu bölgede, hem de topun atılacağı bölgede üç aşağı-beş yukarı rakibi kadar oyuncu bulunduruyor, yine en az rakibi kadar çoğalmanın yollarını zorluyor.

Peki bu oyunun hiç kusurları yok mu? Elbette var. Bir kere Diyarbekirspor boyu uzun bir oyun oynuyor. Yani defansıyla hücumcuları arasında çok uzun mesafeler oluşturarak oynuyor. Bu elbette bir olumsuzluk ve Diyarbekirspor aslında kısa sürede bu olumsuzluktan kurtulabilir. Çünkü Samsunspor maçının belli dönemlerinde, özellikle oyun kenarlarda dar alanlara sıkışınca, Diyarbekirspor'lu oyuncuların çok temiz, kısa ve çoklu paslaşmalar yaptıklarını gördüm. Eğer oyuncu grubunun genel olarak ayak içi temizse, savunma ve hücumu geniş ve uzun bir alanda yapmak büyük bir israf ve angaryaya dönüşür. Bunun yerine hemen hemen sahanın her bölümünde, tıpkı o dar alanlarda yapıldığı gibi, sakin, temiz ve ayağa pas oyunu pekala bir model olarak seçilebilir.

Uzun ve geniş oyun, bilindiği gibi çok yorucu, çok efor gerektiren bir oyun. Nitekim hücumda kaptırılan toplar sonrası takımın geriye doğru 60-70 metre koşular yaptığını gördük. Bu herşeyden önce, takımın fizik kalitesini tehdit eden ve giderek verimsizleştiren bir olgu. Geriye doğru o uzun koşular yapılırken, bir başka taktiksel hata da aynı anda şekilleniyordu. Diyarbekirspor'lu oyuncular, içgüdüsel bir refleksle, kaptırılan toplar sonrası kendi kalelerine doğru koşular yapıyor. Aslında bunun akıllıca olmadığını söylemek lazım. Çünkü kendi kalenize doğru her koşu, rakibe doğal olarak oynayabileceği alan açar, rakip kendinin baskı altından hissetmez ve daha isabetli, daha rahat bir oyun sergiler. Burada yapılması lazım gelen şey; kaptırılmış topu direk rakip üstüne pres yaparak, rakibi rahatsız ederek rakibin alan ve zaman kullanmasına engel olmaktır.

Eni ve boyu daha da daraltılmış bu oyun, Diyarbekirspor'u daha kolayca zaferlere taşır. Samsunspor maçında gözüme çarpan bir başka eksiklik ya da olumsuzluk; Diyarbekirspor'un üçüncü bölgede, yani golün yapılacağı bölgede ciddi bir gol planına henüz sahip bir takım gibi gözükmemesiydi. Nitekim kenara taşınan topların ilk tercih olarak orta şeklinde kullanılması, bu tespitimi daha da güçlendiriyor. Oysa üçüncü bölgeye taşınan top, tıpkı bizim ceza sahamızi bizim penaltı noktamızın üstündeki top kadar değerli olmalıdır. Çünkü rakip ceza sahasına taşınan top, gol olmaya en yakın, en yatkın aday toptur. O zaman da bunun değerini bilip, doğru bir final vuruşu organizasyonu ile çok bilinçli şekilde hücum atakları sonlandırılmalıdır.

Önemsiz gibi gözüken iki-üç detayı da hatırlatıp, yazıyı tamamlamak istiyorum. Birincisi; topu saklamak için top ve rakip arasına çok doğru biçimde yerleşmeyi öğretmek lazım. İki; düzgün kısa topların güvenli kontrolu için, ayak dışlarını yasaklayıp, kontrolü kesinlikle ayak içiyle yapmalarını sağlamak gerekir. Bunun için de oyuncunun topun geliş yönüne doğru, hangi ayak içini  kontrol ayağı, topu atacağı istikamete göre de hangi ayağın hamle ayağı olabileceğini, bıkmadan usanmadan çalışarak öğretmek gerekir. Üçüncüsü; her oyuncunun kendisine top atılırken, ya da kendisine pas verilirken, top yoldayken çevre kontrolünü yapıp, pası nereye atacağına top daha ayağına ulaşmadan karar vermesini sağlamak ve pratik hale getirmek gerekir.

Bir dip not; Diyarbekirspor halkın takımı değildir, Diyarbekirspor Fevzi İlhanlı'nın takımıdır. Somut gerçek budur. Esasında hiçbir takım halkın takımı değildir ve biz bir takımı halkın takımı olduğu için tutmayız, bunun için taraftarı olmayız. Biz o takım iyi ve güzel futbol oynadığı için o takımı tutarız ve taraftarı oluruz. Her ne kadar bütün takımlar taraftar sayılarını artırmak için, ya da taraftarın gözüne daha şirin gözükmek için “biz halkın takımıyız” deseler bile, bu sadece lafta birşeydir. Özellikle şirketleşmiş takımlar, hukuken de halkın takımı değildirler. Bir takımın halk takımı olabilmesi için yüzbinlerce üyesinin olması yetmez; bu yüzbin kişilik üye ordusuyla haftalarca süren kongreler yapması gerekir. Tıpkı Barselona örneğindeki gibi. Halkın takımı olmak, çok demokratik bir yapılandırmayı gerektirir. Halkın takımı olmak, halkın yönetim süreçlerine çok aktif katılımını gerektirir. Diyarbekirspor'da bu iki nitelik de yoktur; ne yönetimi demokratiktir, ne de taraftarı. Zaten bir kulüp ile o kulübün taraftarı arasında temel ilişki maç bileti ilişkisi ise orada rezaletten başka birşey yoktur.  Diyarbekir'de futbolun bu kadar geri olmasının birincil sebebi hem yöneticilerin hem de taraftarların bu geri, çağdışı zihniyetlerinin sonucudur.
 

Önceki ve Sonraki Yazılar

YAZIYA YORUM KAT