1. YAZARLAR

  2. Ali Fikri IŞIK

  3. Diyarbekirspor Hatalar ve Zaaflar!
Ali Fikri IŞIK

Ali Fikri IŞIK

Gazeteci ve Yazar
Yazarın Tüm Yazıları >

Diyarbekirspor Hatalar ve Zaaflar!

A+A-

Bu maçın analizini yapmayacağım çünkü maç analizleri takımların Taktik, teknik strateji ve sistemlerinin analizidir. Bunlar yoksa neyin analizini yapacaksınız. Eğer en güvenilmez Karacadağ çobanından daha yalancı değilseniz, böyle maçların yorumunu analiz diye hiç kimseye yutturamazsınız. Aslında böyle maçlar kelimenin tam anlamıyla sıkıcı ve bir o kadar da mecburiyetten üstüne kelam edilen maçlardır.

Diyarbekirspor profesyonel bir takım ama oynadığı futbol üçüncü sınıf bir sokak futbolu. Üçüncü ligde futbol böyle oynanıyor diyebilirsiniz. Büyük ihtimalle de haklısınız. Ama beni ilgilendiren ''iyi ve güzel futbol oyunudur''.Elbette Diyarbekirsporun iyi ve güzel futbol oynayarak şampiyon olmasını isterim. Benim Diyarbekirspora karşı ahlaki sorumluluğum, maçta ve oyunda gördüğüm gerçekleri ''sadece'' gerçekleri yazmaktır. Gerisi kocaman bir yalan olur. O nedenle bu yazımda, maçın yorumundan çok oyuncu gurubunun eksiklik ve hatalarından söz etmeyi daha doğru buluyorum. Kimbilir belki birilerine faydası olur.

Diyarbekirspor tek ayaklı oyunculardan kurulu bir takımdır;

Tek ayaklı oyuncuların topu kontrol etme çabası, iki önemli yetişme/yetiştirilme defosuyla birleşince, dünyanın en iyi düşünülmüş, en ince ayrıntısına kadar, her şeyi en iyi kurgulanmış bir oyunu bile, devekuşuna dönüşebilir. Gözü topta olan oyuncu kamburlaşır! Tek ayaklı oyuncu, oyunun temposunu düşürür,çünkü topu kontrol etmek için harcadığı süre o kadar uzar ki, rakip önlem alır ve oluşan bütün pozisyonlar kaybolur. Üç saniyede topu kontrol edip bunu pas'a dönüştüremeyen oyuncu yetenekli ve teknik bir oyuncu değildir.

Diyarbekirsporlu oyuncular topa bakarken rakibi unutan bir takımdır;

“Gözün topta olsun” denerek yetiştirilen oyuncu, ister istemez topa pimi çekilmiş el bombası muamelesi yapar. Gözünü topa diken oyuncu doğal olarak oyunu kontrol edemez. Oyunu kontrol edemediği için de oyuna ilişkin kararları önceden alamaz. Topla buluştuğu andan itibaren karar almaya çalışan oyuncu hâliyle topla daha fazla zaman geçirmek durumunda kalır.

Oysa futbol, tenis gibi tek kişilik bir oyun değil ki! Yirmi iki kişinin oynadığı bir oyunda en değerli “odak” top olamaz. En değerli gözlem nesnesinin top olması gerekmez. Buna gerek de yoktur. Çünkü bir tek oyuncu bile topun “etki” ânını kontrol edebilir. Zaten bu oyunun zaaf ânı bütün oyuncuların topun büyüsüne kapıldıkları andır.

Bu zaaf en fazla yan toplarda kendini gösterir. Gözünü topa diken oyuncu, tam da bu anda iki şeyi unutur. Bir, kalecisiyle kendisi arasındaki mesafeyi, iki, rakibin esas olarak ne yapmak istediğini! Özellikle yandan gelen duran toplarda, gözü topta olan oyuncu, o körlük içinde kendi kalesine doğru bir koşu yapar ve beraberinde “taşıdığı” rakip oyuncuya kafa ile gol atma imkânı sağlar.

Bana kalırsa Ortadoğu coğrafyasında bütünlüklü bir oyun inşa edilemiyorsa bunun en önemli sebebi bu yanlış perspektiftir. Dolayısıyla oyuncuların odağını değiştirmek, futbol reformunun en değerli hamlesi olacaktır. Bu oyunda değerli olan şey ''görmek'' değil, “düşünmektir”. Kaldı ki görmek zaten en doğal durumdur ve bunun için özel olarak bir şey yapmak gerekmez. Ama gördüklerimiz üstünde düşünmek galiba çok ciddi bir reform işidir.

 

Diyarbekirspor defansı top rakibe geçtiğin de rakibi karşılamak yerine geriye doğru koşan bir defanstır;

Yeri gelmişken iki temel defansif yanlışın altını çizmek gerek. Topun rakibe geçtiği durumda, defans oyuncusunun kendi kalesine doğru koşu yapmasını, hangi futbol doğrusuyla izah edebiliriz? Kimse kusura bakmasın ama bu ahmakça davranışın futbolla, oyunla bir alakası yok. Bu durum her hâlükârda rakibin üstünlüğüne “iman” etmiş bir reflekstir.Kendi zavallılığını kabul etmeden, hiç kimse bu davranışı içselleştiremez. Bu tam anlamıyla kendini “değersiz” görme kompleksidir.

Defans oyuncusunun ilk görevi rakibi karşılamaktır. Rakibin oyun alanını daraltmaktır. Rakibe baskı uygulayarak onu “kararsızlaştırmaktır”. Oyunun akışını değiştirerek zaman ve alan kazanmaktır. Bütün bunları geriye doğru koşarak yapamazsınız. Defans oyuncularının geriye doğru koşusu, bir tek durumda makbuldür ve o da, rakibin arkaya sarktığı durumdur.

Geriye doğru koşu yaparak rakibe oynayacak geniş alan bırakan defans anlayışı, sıra topla oynamaya gelince, bu kez da inanılmaz bir “hantallık” örneği sergiler. Çünkü geriye doğru koşmaktan bir türlü topla çıkmayı, topla oyuna katkı yapmayı öğrenemez! Top onun için çok “tehlikeli” bir nesnedir. Ya amaçsızca uzun vuracaktır. Ya da beyni, bir kağnı arabası yavaşlığında topu güvenli biçimde oyuna sokmakla meşguldür.

Ne o ne de bu. Defans yapmak oyunun en modern ilişki biçimidir. Oyunun “uygar” yüzünü defansif ilişkiler temsil eder. Hücumdaki doğaçlama ve kendiliğinden oluşan hallere pek itibar edilmez. Her şey önceden ölçülüp biçilmiştir.

Dilerim Diyarbekirspor bu hata ve zaaflarına rağmen  play-off maçlarını kazanır ve ikinci lige yükselen takım olur.

Önceki ve Sonraki Yazılar

YAZIYA YORUM KAT