Birinci sezonun yedinci maçında Bursa deplasmanında oynadığı ve 4-0 kaybettiği, maç sonrası yönetimin açıklamaları, gazetelerin, yayın kuruluşlarının yazdığı söylediği , T.F.F nun verdiği cezalar, yeni çıkardığı cezai yönetmelikler hepsi bir yana, skor bir yana maç esnasında atılan ırkçı, şoven sloganlar hakaretler bir yana dı ki bu kadar farklı bir birikim yapmış. Oysa ki haftalardır gazeteler yazıyor, televizyonlar programlar yapıyor, mülki amirler Vali, Belediye Başkanı açıklamalar yapıyor. Diyarbakır Spor Yönetimi, ASKF, Eski başkanlar, bizler DİPFUD (Diyarbakır Spor Profesyonel Futbolcular Derneği) olarak açıklamalar yapmamız hiç para etmemiş.
Bunlara rağmen bu olaylar cereyan ettiyse ya eksiklik var, ya algılaması gerekenler algılayamamışlar. Ya da önlemler de zaafiyetler söz konusu. Ya da üç konunun tümü de bence üç konuda da eksiklikler var. Ama önlemler konusu en önemli neden. İnsanlarımızı, taraftarlarımızı yöneticiler olarak iyi tanımıyoruz demek ki. Taraftar içeri alınırken üzerleri aranmalıydı, pet su bardakları kesin kes satılmamalıydı. Buyurun size olaylara sebebiyet veren iki malzeme, bilmem diğer şeyleri sıralamama gerek kaldı mı? Bence küfürlü tezahhüratlar hariç yapılanlar iyi bir cevaptı. Onun dışında yapılanlar ise tamamıyla yanlıştı. Maç ne pahasına olursa olsun muhakkak oynanmalıydı. Son 3 maça Belediye Başkanı Osman Baydemir kesinlikle gelmeliydi. Bu kitleyi sakinleştirme görevinde başrol oynayabilirdi. Ve çok önemli bir misyonu yerine getirmiş olacaktı. Ama iş işten geçti mağlubiyette, cezalar da gelecek. Son pişmanlıklar fayda etmeyecektir. Fenerbahçe maçı sonrası cezalar bu taraftarlara ders olmamış ki, Dünyanın hiçbir yerinde bu kadar bariz hatalar bu kadar alenice yapılmamıştır. Kader maçımızda kaderimizle oynadık. Bakalım hangi güç bizi ligde tutabilecek. Hangi güç seneye bizi çıkarmaya aday olacak. İki yılda 20 kongreyi ne çabuk unutuyoruz. Şampiyon olan takımın başkanının parasızlıktan aday olmadığını ne çabuk unuttuk. Kampa bir tek Barış' la gitmeyi ne çabuk unuttuk. 10 günlük takımla maçlara çıktık, bir tek Gençlerbirliğini yenebildik ne çabuk unuttuk. Devre arası bile futbolcularımız gitti, hocamız sözleşmesini fes etti ne çabuk unuttuk. Demek ki başka kötülükler yanlışlar da yapılmalıydı.
Hayır beyler hayır! Bu şehir gerçekten bu kötülükleri hak etmiyor. Kötülükse en büyük kötülükleri zaten birileri bizlere yapmış, 80 yıldır anamız ağlamış. Kusura bakmayın bana ünlü Ozan Neşet Ertaş'ın sözlerini hatırlattınız; “kendim ettim kendim buldum, gül gibi sararıp soldum” keşke kendi ellerinizle evinizi yıkmasaydınız, çünkü hala hazırda yapanınız yok, olsaydı, telafisi mümkün olsaydı “ Lehıwıl bela gewetılla Lillahi” derdik. Ama onu da diyemiyoruz, e daha hade gelin çıkarın bizi bu işten.
Hakem olayını da, su , taş atma olayını da kısaca anlattıktan sonra yazımı sonlandırayım. İstanbuldaki derby maçlarının tümünde taş değil de su tam bin kat fazlası sahaya atılıyor, oyun doğru dürüst kesilmiyor bile, Fenerbahçe Ş.Saraçoğlunda hakemin kırılan kafası sarılıyor devam ediliyor, yardımcı hakem Kemal Yılmaz' ın kafası bile kırılmadı, taş geldiği doğrudur. Orta Hakem Abitoğlu bir şans daha verebilirdi. Her nedense bize gelince kısa yol tercih ediliyor. Ama en doğrusu daha önce dediğim gibi arama yapılması, stadyuma hiçbir şeyin alınmayışıdır. Osman Baydemir gibi birinin bu önemli maçta olması gerektiğidir. Başka da dizginlemek zor olurdu kanısındayım.
Not: Ozan ismi yanlış yazılmıştı, değerli okurlarımın bu konudaki uyarılarından dolayı teşekkür ederim..






































