1. YAZARLAR

  2. Adnan ŞİMŞEK

  3. Diyarbakır'ın taziye evleri...
Adnan ŞİMŞEK

Adnan ŞİMŞEK

Gazeteci / Genel Yayın Yön.
Yazarın Tüm Yazıları >

Diyarbakır'ın taziye evleri...

A+A-
Diyarbakır'da sayısı yüzlerle ifade edilen taziye evleri var. Taziye evleri gündelik hayatımızın önemli bir parçasına dönüştü. Bazen haftada birkaç defa eş, dost, arkadaşa başsağlığı dilemek içi gittiğim oluyor. Asıl amaç taziye sahibinin acısını paylaşmak olsa da, bu mekânlar yavaş yavaş sosyolojik bir içerik kazanmaya başladı.
 
Taziye evleri acıyı daha küçük parçalara ayırır, taziye sahibinin omzundaki yükü bir nebze hafifletilir. Taziye evleri, bu özelliğiyle Diyarbakır'ın sosyolojik dokusuna kolayca uyum sağladı. Acı paylaşıldıkça, acıya karşı direnç de gelişti. 
 
Bu yazıda asıl paylaşmak istediğim, taziye evlerinin dinsel, mistik, sosyolojik, siyasi ve psikolojik dokusuyla ilgili gözlemlerdir. Ünlü, “Futbol sadece futbol değildir” sözünü bilirsiniz, aynı anlamda “taziye evi sadece taziye evi değildir” demek de mümkün. Olumlu, dayanışmacı ve paylaşımcı yanlarıyla olduğu gibi, eleştirel yanları da var bu mekânların. Kimi taziyeler çok kalabalık olur, kimisinde orta halli bir kalabalık, kimisinde yakın akrabalardan oluşan bir grup olur. Kimi taziye etrafa nam salar, üzerinde uzun süre konuşulur. Mesele, falanca vekilimizin taziyesinde iğne atsan yere düşmezdi, insanlar taziyelerini bildirmek ve Fatiha okumak için uzun kuyruklar oluşturdu, gibi konuşmalar yapılır. Taziye sahibinin sevilen bir kişi olması, itibarı, saygınlığı, mevkisi, unvanı, variyet durumu, siyasette veya bürokrasideki durumu vs gibi nedenler taziye kalabalığının en önemli belirleyicileridir. Bu açıdan bakıldığında acıya ortak olmanın yanında, taziye sahibinin toplumsal statüsünün de önemi ortaya çıkıyor.
 
Taziye sahibi kimdir?
 
Bu soruya verilen yanıt her şeyi belirler. Diyelim ki, falanca cemaatle ilişkili taziyede, o cemaatin bütün mensuplarını görmek mümkün. Eğer o cemaatin siyaset ve bürokrasi üzerinde belirli bir ağırlığı varsa, o zaman taziye evi kariyer günlerini aratmaz. Hatırlı kişileri de görmeye vesile olan taziye evlerinde, usulüne, yoluna yordamına uygun olarak hem siyaseten, hem de bürokratik açıdan istikbal mevzuları da tartışılır. Kim hangi göreve daha uygundur, kimin önünü açmak gerekir gibi mevzular, taziye atmosferiyle çelişmeden konuşulur.
 
Taziye evlerinin bir anlamda kariyer mekânı işlevi gördüğünü söylemiştim. Mesela, Diyarbakır'da zaman zaman bu tip konuşmalara tanık oluyorum: Deniliyor ki, Bakan'ın, falanca milletvekilinin veya filanca bürokratın Diyarbakır'a hiç faydası olmadı. Buna karşı söylenen, “yahu olur mu adamların gitmediği taziye kalmadı” en ilginç cevaplardan biridir. Yani Diyarbakır'da taziye ziyareti politikacıların ve bürokratların hizmetleri arasında sayılmaya başlandı.
 
Her taziyede, taziye sahibinin fıtratına göre bir hava olur.
 
Taziye sahipleri yurtsever bir aile mensubu olarak biliniyorsa, taziyede din ile demokrasi arasında bir hava oluşur. Dini vecibeler gerektiği gibi yerine getirilse bile taziye evindeki modern hava hissedilir. Böyle bir taziyede, ender de olsa, bazen kadınlar da gelip taziyelerini bildirir. Taziye sahiplerinin dini eğilimleri daha ağır basıyorsa, mekândaki hava daha uhrevidir. Taziye sahibi inancında fanatikse, o zaman sürpriz sonuçlarla karşılaşmak mümkün olabilir. Mesela Cuma günü katıldığım bir taziyede cuma namazı vakti geldiğinde taziye sahibi herkesi dışarıya davet etti. Kimileri Cuma namazına gitti, kimileri de civardaki kahvehanelere dağıldı.
 
Taziye evlerinin başrol oyuncuları hocalardır (hoca, Seyda, mele). Genelde ak sakallı olurlar bunlar. Taziyeye gelenler ile hocanın göz teması önemlidir. Doğru göz koordinasyonu kurmak lazım ki taziyeye gelme ve kalkma da bir falso olmasın. Hocanın da kesinlikle bir parça cevval ve becerikli olması beklenir. Eğer taziye sahiplerinin hali vakti yerindeyse,  en namlı hoca getirilir. Hele bu Diyarbakır'da çok önemlidir. Hocanın iki dilli (Kürtçe, Arapça) olması en makbul olanıdır. Hoca ibret veren meseller anlatır, bu dünyanın geçiciliğinden bahseder. Hoca eğer bu performansını üç güne hakkıyla yayarsa, o zaman taziye sahipleri de gönlü bol ve cömert davranır.
 
Taziyenin kalabalık olması önemlidir. Eğer hatırı sayılı bir kalabalık varsa, cemaat kendi arasında sessizce bu kalabalığın neden kaynaklandığına dair yorumlar yapar. Taziye sahipleri gelen kalabalığı ayakta karşılar, ancak gelen kişiler taziye sahiplerinden hangisi için gelmişse, o kişi biraz daha öne çıkararak taziyeleri kabul eder. Böylece cemaat de gelen kalabalığı kime yazacağını bilir. Gelen kalabalık “benim için geldi”, “senin için geldi”, gibi konuşmalar yapılmaz. Bu durum bir tür gizli bilgi gibidir, kolay kolay dile getirilmese de takibi yapılır. “En çok amca tarafı geldi” veya “dayı tarafı olmasa taziye boş kalırdı” gibi değerlendirmeler çaktırmadan yapılır.
 
Hoca, “Azam Allah-ü ecrekum” diyerek herkesi Fatiha'ya davet eder. Taziyeye gelen ve gidenler için hoca her defasında yeniden Fatiha çağrısı yapar. Vefat eden kadın ise “İllah'il el Fatiha”, erkek ise “Lillah'il el Fatiha” denir. Taziye evine girildiğinde ve çıkıldığında Fatiha okunur. Taziyesini sunan kişi kalkmak için hoca ile göz teması kurar. Hocanın dalgınlığına gelirse kişi, “melle” veya “Seyda” diyerek hocaya seslenip Fatiha okumasını ister.
Taziye evleri tam bir dayanışma mekânlarıdır. Herkes akrabalığı, arkadaşlığı, yakınlığı ölçüsünde bir görev üstlenir. Üç gün süren taziyede eğer vefat edenin sevabı için yemek verilecekse (ki çoğunlukla verilir), burada da bir dayanışma ortaya çıkar. Sadece taziye evlerine kalsa bile, Diyarbakır'da kolay kolay kimse açlık çekmez. Taziye evlerinin bu özelliğinden dolayı, taziyede hemen sağınızda, solunuzda oturan kişiye döner “iyi oldu bu taziye evleri” dersiniz. Bunu söylemek de adetten sayılır.
 
Taziye evleri nasıl ki kendi sosyolojik dokusunu oluşturduysa, bu doku içerisinde kendi tiplerini de yarattı. Bazı kişiler kendilerine gönüllü görevler oluşturdular. Bu görevlerin en belirgin olanı bilinen, tanınan, hatırlı kişilere taziye haberi vermektir. Diyarbakır'da yaşayan birçok kişinin telefonunda taziye haberi veren kişilerin numarası kayıtlıdır. O kişi aradığında anlarsınız ki, gidilmesi gereken bir taziye vardır. Bir diğer görev de taziye mekânının çekip çevrilmesi ve koordine edilmesidir.
Diyelim ki vefat eden Silvanlı ise hemen Silvanlılar yas evinde bir faaliyet bir koordinasyon başlar. Bir tür taziye evi koordinatörü gibi çalışan bu kişiler genellikle hemşerilik duygusuyla bu işi yapar, ancak ender de olsa taziye sahibinin hayrına mazhar olmak için yapıldığı da olur.
 
Başta da belirttiğim gibi taziye evleri acının paylaşılmasına vesile olan pratik mekânlar olmakla birlikte, gerektiğinde siyasi istikbalin, mevki ver makamın da konuşulduğu Diyarbakır'ın sosyolojik dokusunun önemli mekânlarına dönüştüler.
 
Yani, taziye evi sadece taziye evi değildir.
 
Bu yazı toplam 18756 defa okunmuştur.
Önceki ve Sonraki Yazılar

YAZIYA YORUM KAT