Yeri doldurulamıyacak değerlerimizden birisi olan Gazeteci- Yazar Sn. Mehmet MERCAN'ın “Diyarbakır Türküsü” adlı kitabından alıntı yaptığım aşağıdaki az fakat öz yazısı, bence “DİYARBAKIR'IN ÖZETİ” dir:
“İçimde, Diyarbakır'ımızın nereden nereye geldiğinin, ne hallere düşürüldüğünün burukluğu, güzel geleneklerimizin, göreneklerimizin kayboluşunun hüznü var.
İçimde, fikirde, sanatta, ilimde, bilimde, kültürde, mimaride asırlarca Ortadoğu'ya ve Anadolu'ya ışık saçmış “Diyarbakır Medeniyeti” nin övüncü var.
Diyarbakır, tarihin her döneminde sanatın, medeniyetin, kültürün, ticaretin başkenti olmuş, doğruluğun, dürüstlüğün sembolü olarak ün yapmış bir şehirdi. Ticarette bir “söz” ün yeterli olduğu, fikirde, sanatta, kültürde örnek gösterildiği, 800 yıl önce saraylarında robot imal edilip kullanıldığı, 100 yıl önce her dilde, her dinde yayımlanan gazeteleri Avrupa'da, Amerika'da okunan, 60-70 yıl önce yerel tiyatrolarında Shakespeare'nin, Molier'in eserlerinin sahnelendiği, 50 yıl önce gece kulüplerine kravatsız ve şalvarla girilemediği, düğünlerde kadınlarla erkeklerin kol kola halay çektiği…kapıların kilitlenmediği, bir mahalledeki cenazeye, 7 mahalle uzaklıktan bile katılanların olduğu sevgi, saygı dolu bir şehirdi.
Bu şehir, 200 yıl önce Ortadoğu'nun ticaret merkezi olan, ipeklileri, mintanları, ipek puşuları, “kirpas” ları (Çadır bezi), yün dokuma “kutni” leri Halep ve Bağdat pazarlarında aranan; Pamuklu bez ve derileri, kök boyalı iplikleri Avrupa ülkelerinde kapışılan, evlerde bile dokuma tezgahları olan, dökümhanesiyle, darphanesiyle, çini ve cam atölyeleriyle, dericiliğiyle, kuyumculuğuyla, demirci ve bakırcılığıyla canlı bir ticaret merkezi olan, 850 yıl önce, içinde birbirinden değerli el yazma bir milyon kIrk bin ciltlik kütüphanesiyle ünlü, 1650'li yıllardan 1900'lü yıllara kadar içinde her türlü ilim öğretilen, yüksek payeli hocaların ileri derecede eğitim verdiği 25'i aşkın medreseye ve çok sayıda kütüphaneye sahip bir şehirdi.
Diyarbakır, analarımızın, ninelerimizin sabah ezanı ile birlikte sokak kapısının önünü yıkayıp süpürdüğü, her Cuma akşamı evlerden, mahalledeki yoksul ailelere üstü örtülü tepsiler dolusu yemek taşımanın erdeminin sergilendiği, teştler içinde mahalle fırınından alınan, sıcacık, mis kokulu ev ekmeğinin ucundan, tanıdık olsun olmasın sokaktan geçen herkesin bir lokma koparması geleneğinin yaşandığı bir şehirdi.
İnanıyorum ki, herkes şöyle bir silkinecek. Ve Diyarbakır'a yeniden eski saygınlığını kazandırmak uğraşında kendini de görevli sayacaktır.
Buna ihtiyacı var Diyarbakır'ın…
Bunun gerçekleşeceğine inanıyor ve güveniyorum”
Mehmet MERCAN. Gazeteci- Yazar
Gün olacak, Sn. Mehmet MERCAN'ın anlattığı Diyarbakır'dan nasıl ki eser kalmadıysa, Diyarbakır'ın o güzelliklerini yaşamış insanlardan da eser kalmayacak.
“Kahveci BOZO” ya kalmayan bu dünya Vişneci BOZO'ya mı kalacak?
O “Bozo” ki, nice insanın yasında bulunmuş, nice ta'ziyelerde gelenlere “mırra” ikram etmiş, ikramı sırasında kendisine takılanlara cevap yetiştirmekten geri kalmamış, güzel mi güzel, espirili mi espirili insanlarımızdan biriydi. (mır: Ölüm demektir. Diyarbakır'da, ta'ziyelerde acı kahve ikram edilirdi. İnsanların acılı günlerinde ikram edildiği için acı kahveye “mırra” denilirdi.)
Bir gün İstanbul'dan Diyarbakır'a yakınlarından birinin yasına gelen bir hemşehrimiz Bozo'ya takılarak:
-Bozo! İstanbul'a ne zaman gelecahsan? Deyince, Bozo:
-Burda birkaç tene Diyarbakırli daha kalmiş, onları da öbür tarafa göndereyim sıra İstanbul'a gelecah, diye cevap vermişti. Ne var ki; Kahveci Bozo, İstanbul'a gidemeden öbür dünyaya göçüp gitti. (Allah, gani gani rahmet eylesin. Mekanını cennet kılsın.)
Gün olacak, Diyarbakır'da Diyarbakırlılar biribirini tanıyamıyacak. (Aşağıdaki söyleşi de olduğu gibi)
Mardin Kapı kabristanında bir cenazenin defni sırasında yaşlı bir amca Sn. Halit ÖTÜK 'e yaklaşır ve sorar:
-Yegenim, sen kimsen?
Halit bey:
-Ben Avukat Halit ÖTÜK'em amca! Deyince, yaşlı amca etraftaki mezarları göstererek,
-Vallah ben bunların hepisini taniyam seni tanımiyam, der.
Gün olacak, bu gerçeği Diyarbakır'da kabristana giderek mezar taşlarını okuyan herkes istisnasız yaşayacak.
Her zaman güzel sözleri ve güzel hareketleriyle “olgun ve leziz Diyarbakır meyvası veren” Gazeteci, Yazar ve Şair Mevlüt Mergen ağabeyimin, merhum Celal GÜZELSES'i,
Nadiren yetişen bir güzel güldü
Şarkın sinesinde öten bülbüldü
Yaşıyor sesiyle sanmayın öldü
Sesinin yankısı Kırklardağı'nda, diyerek andığı şekilde, Diyarbakır'ın sesi, sözü, sazı olmuş sayısız değerli insanları Gün olacak anan kimse da kalmayacak.
Diyarbakır halkının bir zamanlar “çıhari” ya gittikleri Gazi Köşkü'nün yakın çevresindeki güzelim bahçeler, özelliğini ve güzelliğini yitirmişken oraları (adını taşıdığı tarihi mekana yakışır tarzda) çevre tanzimleri ve peyzaj çalışmalarıyla yeniden “cennetten bir köşe” ye dönüştüren, kendilerini her zaman minnetle ve de şükranla andığım Sn. Aziz Kadri ÖZYILDIZ ile muhterem eşleri Zeynep ÖZYILDIZ hanımefendiyi de Gün olacak anacak kimse kalmayacak,
Gün olacak, yıllarca Diyarbakır'da futbola emek vermiş olan:
Boğa Emin, Ceylan Emin, Hoşhoş Emin için “ne hoş insanlardı”,
Şorik Veysi, Doşo Mahmut (Şengül), Apollo Naif için “ne efendi adamlardı”,
Gavur Sami (Çalışan), Kara Eyüp (Salık), Lastik Ali için “ne babayiğit insanlardı” diyen de kalmayacak.
Gün OLACAK
Ne, Berber Yılmaz artık “bob stil” damat tıraşı yapacak,
Ne damat traş olurken Recep Kaymak “Elin kırılsın berber, nasıl kıydın gencin saçının bir teline” diye uzun hava yakacak,
Ne de Tahir Müjide “mum- hınna” gezdirilirken güzel sesiyle “gönüleri”, cümbüşün tellerine vurarak da “mumları” yakacak.
Gün OLACAK
Ne, Emin TAŞIN dillerden düşmeyen “Saza niye gelmedin? Söze niye gelmedin?” türküsünü hakkını vere vere okuyacak,
Ne, Şehmus CAN, Muratgilin damından atlarken dökülen liralarını toplayacak,
Ne de Kenan ÖNCÜ hem türkü okuyacak hem de kendi vokalini kendisi yapacak.
Gün OLACAK
Ne, Kenan Temiz'in sesiyle Hevsel'de bülbüller coşacak,
Ne İbrahim Macit'in türküleriyle Dicle'de balıklar oynaşacak.
Ne de, Hayri Yoldaş “ Ahhh! Bibi” diyerek, bibisine dert yanacak.
Gün OLACAK
Ne, Çiğ köfteci Recep Usta “adı dudaktan, tadı damaktan gitmeyen” çiğ köftesini yoğuracak,
Ne, Ahmet Onur'un GÜZELİŞ LOKANTASI'nın vitrininde “pişmiş kelle”ler insanlara sırıtacak,
Ne, Tavacı Recep Usta'nın “insanların tav olduğu” nefis tavalar sofraları donatacak,
Ne, “Mahalli yemeklerin birincisi, lokantaların incisi Hacı halıd LOKANTASI'ndan “iştah kabartan yemek kokuları” yayılacak,
Ne, Kaburgacı Selim Amca “Kaburgası kalın Diyarbakırlılar'a Kaburga Dolması” sunacak,
Ne de, Paçacı Fazıl Usta'nın paçasını içenler:
Sabah kahtım kaça kaça
Yedim kırh nıkra kelle paça
hesteydim me'dem almadi
Allah iştah iştahımi aça, diye maniler yakacak..
GÜN OLACAK,
Allah bilir daha neler olacak.
Olan, Diyarbakır'ın tarihine olacak
Olan, Diyarbakır'ın kültürüne olacak.
O olacak, bu olacak fakat,
Şair Şehmus DEMİR gibi,
“Ne haldesin Diyarbekir?” diyen olmayacak,
Yazık olacak! Yazık olacak!
SON DAKİKA:
Kadri GÖRAL
Yazar makale içeriklerinden sitemiz sorumlu değildir.
Bu yazıya henüz yorum eklenmemiştir.


SON HAFTANIN SKORU



1
0
Turgutluspor
Diyarbakırspor
Copyright ©2007 Diyarın Sesi. Tüm hakları saklıdır.
Siteden yararlanırken gizlilik ilkelerini okumanızı tavsiye ederiz.
İzinsiz ve kaynak gösterilmeden yayınlanamaz. Yazılım: CM Bilişim - Görsel Tasarım: Capitol Medya
Siteden yararlanırken gizlilik ilkelerini okumanızı tavsiye ederiz.
İzinsiz ve kaynak gösterilmeden yayınlanamaz. Yazılım: CM Bilişim - Görsel Tasarım: Capitol Medya


































