16 Nisan 2014 Çarşamba
  • Diyarbakır12 °C
  • İstanbul22 °C
  • Ankara17 °C
  • Antalya16 °C
  • İzmir17 °C
  • IMKB
    72.399
    %-0.05
  • Altın
    596,36
    %-0.28
  • Dolar
    2,1345
    %-0.23
  • Euro
    2,9515
    %-0.17

Yılmaz ERBATUR

DİYARBAKIR'I ANLATMAK 25 (DYB' DE ESKİ SİNEMA GÜNLERİ)

17 Nisan 2010 Cumartesi 11:23

Diyarbakır'ın ilk sinema ile tanışması 1920 başlarıdır.
O yıllarda ilk sessiz film gösterimleri Mardinkapı'ya inen Gazi Caddesi üzerindeki Deva Hamamı'nın karşısındaki Cemalyılmaz Mahallesi, Muallak sokaktaki Rum Kilisesi'nde yapılırdı.
Burada gösterilen filmler daha çok, Avrupa Kiliseler Birliği tarafından gönderilen propaganda amaçlı hem dini hem de Avrupa kentlerini tanıtıcı  sessiz belgesel filmlerdi.
Bu kilise 1925 yılı başlarında Şeyh Sait ve arkadaşlarını yargılamak üzere kurulan Şark İstiklal Mahkemesi'ne tahsis edilince film gösterimleri bu kez eski Yoğurt Pazarındaki eski Borsa Hanı'nın önünden geçen Çardaklı Hamam yolu üzerinde ve günümüzde Yavuz Selim İlköğretim Okulu olarak kullanılan Süryani Katolik Kilisesi'ne alındı.  Bi kilisedeki film gösterimleri 1936 yılına kadar sürdü.
1936 yılında Dağ Kapı semtinde modern Halk Evi binasının inşa edilmesiyle sinema gösterimleri bu kez buraya alındı.
Yaklaşık 1940 yılına kadar Halkevi olarak kullanılan bina, halkevinin şimdilerde Orduevi eski binasının bitişiğindeki, bir köşesi yuvarlak sur burcu biçiminde inşa edilmiş binaya taşınınca, mülkiyeti Özel İdare'ye ait olan eski halkevi binası Bitlis'ten kentimize gelip yerleşmiş olan ve ticaretle uğraşan Dilan ailesine kiralandı. Onlar da burayı Yeni Şehir Sineması adıyla işletmeye başladılar.
 
HALKEVİ FAALİYETLERİ
1940'lı yıllarda ve daha sonrasında, kapatılıncaya kadar tam bir kültür yuvası  olarak faaliyet gösteren Halkevi'nde  ağırlıklı olarak  musiki ve tiyatro çalışmaları  yapılıyordu. Ayrıca zengin bir kütüphanesi de vardı. Kütüphanede el yazma kitaplar yanında bolca ünlü yabancı yazarlara ait klasik eser de vardı. Kütüphaneye gelenler en çok Cumhurbaşkanı İsmet İnönü'nün ÖNSÖZÜ'nü yazdığı bu eserleri okurlardı.
Tiyatro kolu da yoğun çalışmalar sergiliyordu.
Ama en yoğun çalışmayı, binada faaliyetini sürdüren Celal Güzelses ve arkadaşlarının yönetimindeki Musiki Kolu gösteriyordu.
Burada faaliyet gösteren musiki ve tiyatro kolu zaman zaman kentte konserler verdikten başka yakın il ve ilçelere de geziler düzenliyorlardı.
Musiki kolu ayrıca  özellikle yaz mevsimi boylunca, her cumartesi günü akşama yakın saatlerde konserler verirdi. Dışarıya konulan hoparlörlerle de konserin o saatlerde Dağ Kapı semtinde gezinmekte olan halkın izlemesi sağlanıyordu.
Konser saatlerinde Dağ Kapıda boş arsalar konser dinlemeye gelenlerle dolardı. Kilimlerini serip oturarak piknik yapan aileler, çimlerin üzerine ya da  karşıdaki konakların bahçe duvarları üzerine çömelen insanlar saatlerce yayınlanan konseri dinlerlerdi.
Türkiye'deki tüm halkevleriyle birlikte Diyarbakır Halkevi de kapatılınca buradaki Musiki Kolu, cemiyete dönüştürülerek Kuyumcular çarşısı içerisindeki bir binanın ikince katına taşındı.
Başta Halk türkülerinin büyük ustası Celal Güzelses olmak üzere Diyarbakırlı diğer sanatçılar burada çalışmaya başladılar.
1940'lı yıllarda, okuldan çıkar çıkmaz arkadaşlarımızla rahmetli Celal Güzelses'in, Faik Hoca'nın, Selahattin Mazlumoğlu'nun, Hüsnü İpek'in, Tarık Çıkındaş'ın, Celal Sevimli'nin, güzel sesli Ermeni Bube'nin, Hayik'ın çalışmalarını ve konserlerini dinlemeye koşardık.
Bu yıllarda Dağkapı'nın hastaneler yolu üzerinde sahneli genişçe bir bahçe vardı. Özellikle İstanbul'dan gelen ses ve tiyatro sanatçı grupları buralarda konserler verir gösterilere çıkarlardı. Bazı gruplar bütün bir yaz sezonu kalırlardı.
Kış mevsiminde burası kapanınca bu kez kent içindeki sahneli kıraathaneler devreye girerdi. Kent içindeki Cumhuriyet, Terakki, Şafak, Dicle kıraathanelerinin geniş sahneleri vardı. Ayrıca sinemalarda da programlar yapılırdı.
 
VE DİLAN SİNEMASI
Yaklaşık 20 yıl boyunca Yeni Şehir Sineması'nın işletmeciliğini yapan Cezair, Cemil ve Nejat Dilan kardeşler 1950'li yıllarda kendi isimlerine inşa ettirdikleri Dilan Sineması'nı açınca Özel İdare'nin mülkiyetinde bulunan Yeni Şehir Sineması bu kez Deveci ailesine kiraya verildi.
1950'li yıllarda İstanbul'dan Diyarbakır'a gelerek yerleşen Ermeni Mimar-Mühendis Sarafyan kontrolünde üç katlı olarak inşa edilen Dilan Sineması o tarihlerde “Balkanların En Büyük Sineması” olarak ün yaptı.
İtalya'da mimarlık, mühendislik öğrenimi görmüş olan Ermeni asıllı Harutyan Sarafyan, İtalya'daki opera binalarından esinlenerek hazırladığı projeye uygun olarak yapılan üç katlı Dilan Sineması  1900 kişilikti ve 70 adet locası vardı.
2300 metrekare alan üzerine inşa edilen binanın çevresinde dükkanlar ve sonradan gece kulüpleri olan geniş mekanlar vardı.
Diyarbakır'ın ilk gece kulüpleri de yine Dilan Sineması bünyesinde açılmıştı.
Orta katında RİCO PAVYON adıyla açılan gece kulübünde İtalya'dan gelme sanatçılar program yapıyordu.
Dilan Sinemasının bodrumunda açılan Dicle Bar'da da İstanbul'dan getirtilen sanatçılar çalışıyordu.
Dicle Bar'ı, eğlence aleminde “Altınmakas” adıyla tanınan Nedret isimli kadın çalıştırıyordu. Gençliğinde alımlı ve güzel bir kadın olduğu dillerde dolaşan Altınmakas, özellikle vergi dairesi, polis, adliye ve diğer yöneticilerle iyi geçinmenin yollarını buluyor, zaman zaman bunlara barın kapanma zamanı olan gecenin geç saatlerinde özel programlar hazırlıyordu… Patron Nedret kentin namlı kabadayıları ile de iyi geçiniyor, onların barlarda çalışan kadınlarla dost hayatı yaşamalarına göz yumuyor, böylece bu alemi de idare etmeyi beceriyordu… 
 
dilan_sinemasi.jpg

Dilan Sineması'nın mimarlığını yapan Sarafyan kısa süre içinde Diyarbakır'da tanınıp sevildi. Bu arada Diyarbakır Belediyesi'nde de yıllarca görev yaptı.
Diyarbakır'da kaldığı yıllar içinde pek çok binanın projelerine imza atan Sarafyan özellikle yeni şehirde varlıklı bazı aileler için lüks villa projeleri de hazırladı.
O yıllarda, Vilayet Konağı'nın güneyindeki köşe başında petrolcü Hacı Sinan Bastacı ailesi için yaptığı, salon ve terası mermer havuzlu lüks villa hayli sükse yapmıştı…
 
SİNEMA KÜLTÜRÜ
Dilan Sineması modern yapısı ve ciddi işletmeciliği ile Diyarbakır'ın sosyal yapısına gerçekten olumlu etki ve katkı yapan bir mekan oldu.
Artık sinemaya hemen her gece çok sayıda aile geliyordu. Sinemadaki aile izleyici sayısı arttıkça müşterilerin film izleme davranışını, hatta kılık kıyafetini bile etkiliyordu. Öyle ki; artık şalvarla sinemaya gelenlerin sayısında ciddi azalma olmuştu.
Filmlerdeki sahnelerin heyecanına kapılarak taşkınlık yapan müşteriler elleri fenerli teşrifatçılar tarafından uyarılıyor, uygunsuz davranmayı sürdürenler sinema dışına çıkarılıyordu.
Dilan'ın açılması, dahası yarattığı olumlu hava diğer sinemaları da etkilemişti. Onlar da hem daha kaliteli filmler getirmeye, hem de müşteri kalitesi konusunda daha seçici olmaya başlamışlardı.
Bir ziraat mühendisi tarafından işletilen RİCO Pavyon'da da uygulanan ciddi işletmecilik, Diyarbakır'ın gece eğlence hayatına kalite getirmişti. Buraya da kesinlikle şalvarlı ve kasketli müşteri alınmıyor, aşırı alkol olanlar diğer müşteriler rahatsız edilmeden dışarı çıkarılıp, tanıdık faytonculara teslim edilerek evlerine gönderiliyordu.
1950'li ve daha sonraki yıllarda filmlerin tanıtımı kentin çeşitli semtlerindeki duvarlarda bulunan panolara afişler asılarak yapıldıktan başka faytonlarla cadde ve sokaklar gezilerek de yapılıyordu. Özellikle yeni filmlerin afişleri faytonlarla sokak sokak gezdirilir ayrıca da megafonla tanıtılırdı. Tanıtım yapılırken bu filmlerin ünlü oyuncuları özellikle belirtilirdi.
Dilan Sineması açılmadan önce Diyarbakır'da iki sinema vardı. Biri mülkiyeti Özel İdare'ye ait olan ve Cemil, Cezair ve Nejat Dilan kardeşlerin çalıştırdığı Yeni Şehir Sineması. Diğeri de İnönü caddesi üzerindeki Esin Sineması… (Bu sinema sonradan çeşitli isimler altında 1970'li yıllara kadar faaliyetini sürdürdü)
Biz çocuklar, “40 kısım tekmili birden” Kızılderili, kovboylu, Tarzanlı macera filmlerini tercih ederdik.
Bazen paramız, bilet almamıza yetmezdi. O zaman da filmin başlamasını bekler, 5-10 dakika geçtikten sonra  kapıcıya mevcut paramızı vererek içeriye girerdik.
1940'lı 1950'li yıllarda sinemalarda öğrenci ve kadın günleri yapılırdı.
Çarşamba ve cumartesi günleri öğrencilere indirimli matine düzenlenirdi.
Cuma günleri de kadınlar matinesi vardı.
Gece kesinlikle yanında ailesi olmayan çocuklar sinemalara alınmazdı.
Biz çocuklar geceleri, yazlık sinemalara yakın yerlerdeki ağaçlara tırmanır, ya da komşu damlara çıkar filmleri uzaktan da olsa izlemeye çabalardık…
 
BİR İNADIN ÖYKÜSÜ
Diyarbakır'da Halk Evi binası iken sinemaya dönüştürülen Yeni Şehir Sineması'ndan sonra kentte kurulan ikinci sinema, İnönü Caddesi üzerinde inşa edilen ESİN Sineması'dır. Aslında bunu Diyarbakır'da özgün mimarisi ile ilk sinema olarak da saymak gerekir.
1942 yılında işletmeye açılan Esin Sineması'nın ilginç bir de öyküsü vardır;
Sonraki yıllarda değişik isimlerle faaliyetini sürdüren ESİN Sineması, Diyarbakır'da oto lastiği ticareti yapan Mardinli iş adamı Hüseyin ESİN tarafından bir inat sonucu sinema olarak inşa edildi.
Uzun yıllar bu sinemada makinistlik ve yöneticilik yapan Ali Sarısu'nun anlatımına göre; Hüseyin
 
Esin bey bir gün hanımı ile birlikte Yenişehir Sineması'na gittiğinde kendisine yer olmadığının söylenmesine sinirlenerek İnönü Caddesi üzerindeki boş arsaya Esin Sineması'nı yaptırmış.

esin1.jpgTabii o yıllarda Diyarbakır'ın, ikinci bir sinemayı kaldıracak seyirci potansiyeli olmadığı için Hüseyin bey birkaç yıl sonra bu işten vazgeçmek zorunda kalmış.
Esin Sineması'nın adı önce SÜMER, sonraki yıllarda da MELEK ve ATLAS olarak değiştirildi ve 1960'lı yılların sonlarına kadar bu isimle faaliyetini sürdürdü…
 
VE DİĞER SİNEMALAR
Esin sinemasından sonra 1952 yılında Mardinkapı semtinde, Deveci ailesi tarafından yöneticisi oldukları Dicle Spor Kulübü'nden esinlenerek Dicle Sineması'nı kurdular.
Kamışlı Ziyaret sokağı karşısındaki Salos Mescidi yakınındaki Hoca Hüseyin hanı yeniden onarılarak ve düzenlenerek açılan Dicle Sineması sonraki yıllarda, Deveci kardeşlerin Dağkapı'daki Yeni Şehir Sineması'nın işletmeciliğini almaları sonucu CAN kardeşler tarafından bisküvi ve şekerleme fabrikasına dönüştürüldü.
Diyarbakır'da 4'ncü sinema olarak da 1960 yılında işletmeye açılan o zamanki adıyla Sümer Sineması'nın arka sokağında Nilgün Sineması'dır.
Diş Tabibi Aziz Giray ile Silvanlı iş adamı Selahattin Azizoğlu ortaklığında o yıllardaki adıyla Sümer Sineması'nın arkasında, Bab-i Kal ziyaretinin karşı sokağında sinemaya, o yıllarda yarısı renkli çekilen ilk Türk Filmi Nilgün'den esinlenerek Nilgün Sineması adı verildi.
Sinemanın açılış galasında da ilk bu film gösterildi.
Diyarbakır'da kapalı mekan olarak işletilen sinemaların  ayrıca birer yazlık bölümü de vardı.
Yenişehir Sinemasının yazlığı günümüzde Devlet hastanesine giden yolun üzerinde sonradan Kızılay dispanserinin inşa edildiği yerdeydi.
Dicle sinemasının yazlığı kendi damında.
Nilgün Sinemasının yazlığı bitişik arsada.
Melek sinemasının yazlığı yine kendi bitişiğindeki boş alandaydı.
Ayrıca, Vali Konağı bitişiğinde Yıldız ve İnönü caddesindeki Yeşilsaha yazlık sinemaları da haziran, temmuz ve ağustos aylarında faaliyete geçiyordu…
1960'lı yıllarda İzzetpaşa Caddesi'nde yapılan EMEK sinemasının yazlığı da yine kendi binasına bitişik işyerlerinin damı üzerindeydi.
……….
Kuşkusuz, televizyonun, hatta evlerde doğru dürüst radyonun bile olmadığı 1940'lı, 1950'li yıllarda halkın tek eğlencesiydi sinema.
Gece, SUARE tarifesi pahalıydı. Balkon 35 kuruş, salon 25 kuruştu.
Yeni Şehir Sinemasında bu yıllarda çarşamba ve cumartesi günleri öğrenci matineleri olurdu ve indirimli tarife uygulanırdı. Bu günlerde öğrenci tarifesi 12,5 kuruştu.
Bu kadar paramız olmadığı günlerde filmin başlamasını beklerdik. Film başladıktan 10-15 dakika sonra  cebimizdeki 5-6 kuruşu verir içeriye dalardık.
O yıllarda yani, 1950'lı yıllarda en çok ilgi gören filmler kovboy ve Tarzan filmleriydi.
Kovboy filmlerindeki baş rol oyuncusu kovboya herkes ESAS OĞLAN derdi.
Filmde kötü adamlar ya da Kızılderililer tarafından kaçırılan kızın kurtarılması için at sırtında koşan ESAS OĞLAN ekranda görünür görünmez bütün sinema alkıştan çınlardı.
Tarzan filmlerinde de öyleydi.
Tarzan göründüğünde salon alkış ve ıslıktan yıkılırdı adeta.
Tarzan'ın yüzme ve atlama stilini dikkatle takip eder, eğer mevsim yaz ise gittiğimiz şehir içindeki havuzlarda O'nu taklit etmeye çabalardık.
O yıllarda 36 kısım macera filmleri de moda olmuştu
Sonra, devamlı film gösterimleri başladı. Bir günde, daha doğrusu bir seansta iki-üç film peşpeşe gösterilirdi…
Eskiden kadınlar matinesi de olurdu.
Mahalledeki kadınlar toplanır, hep birlikte daha önceden tespit ettikleri bir sinemaya topluca giderlerdi.
Bazen yanlarında pikniğe gitmiş gibi, evde hazırladıkları yiyecekleri de götürürlerdi…

...................................

 

Mehmet MERCAN

Kaynak ; Yahoo Diyarbakır Mail Grubu
 (Not; Diyarbakır'ı Anlatmak yazı dizisini kullanmama müsaade gösteren sevgili üstadımız Mehmet Mercan'a ve Diyarbakır Yahoo Mail Grubu moderatörüne teşekkürlerimi bir borç bilirim.)
Bu yazı toplam 12633 defa okunmuştur
Yazar makale içeriklerinden sitemiz sorumlu değildir.

Bu yazıya henüz yorum eklenmemiştir.
www.facebook.com/Diyarinsesi.org
  • Akşam
  • Birgün
  • Bugün
  • Cumhuriyet
  • Dünya
  • Fanatik
  • FotoMaç
  • Güneş
  • Haber Türk
  • Hürriyet
  • Milli Gazete
  • Milliyet
  • Posta
  • Radikal
  • Sabah
  • Sözcü
  • Star
  • Takvim
  • Taraf
  • Türkiye
  • Vatan
  • Yeni Akit
  • Yeni Asya
  • Yeni Şafak
  • Zaman
Copyright ©2007 Diyarın Sesi. Tüm hakları saklıdır.
Siteden yararlanırken gizlilik ilkelerini okumanızı tavsiye ederiz.
İzinsiz ve kaynak gösterilmeden yayınlanamaz. Yazılım: CM Bilişim - Görsel Tasarım: Capitol Medya