Evlerde ŞA'RE KESME günlerinde olduğu gibi TOY'lar da (Düğünler) Diyarbakır folklorunun kaynağıydı adeta. Düğünlerde geleneklere göreneklere büyük bir titizlikle uyulur. Her bir şeyin eksiksiz yerine getirilmesine özen gösterilirdi. Çünkü, mahallede düğünler özellikle kadınlar arasında uzun süre çok konuşulurdu. Mahalleli kadınların sohbetlerinde düğün dedikoduları önemli yer tutardı. Gelinin güzelliği ya da çirkinliği, damadın eksikleri, Damat ve gelin evlerinin hazırladıkları çeyizlik eşya, düğünde neler yapılmış, neler yenilmiş, neler içilmiş, kim geline ne takmış, kim ne hediye götürmüş tüm ayrıntıları ile günlerce konuşulurdu...
Başta çalgıcılar olmak üzere düğünlerin değişmez tipleri vardır. Sesi güzel olanlar, güzel oyun oynayanlar, şakacılar, her düğünde baş köşelere oturtulurlar.
Kına gecelerinde ayrı, düğün, yani gerdek gecelerinde ayrı eğlenceler düzenlenir.
Eğlencelerin ağırlığı daha çok damat evinde yapılan Kına gecelerindedir.
Düğün hazırlıkları en az bir ay önceden başlatılır.
Tanıdık terzi ve kunduracıya biri damat biri de sağdıç için iki takım elbise siparişi verilir. Son üç gün tüm akrabalar düğün evinde toplanır, Kına gecesi için çeşitli yemekler ve mezeler hazırlanır. Eğlenceler, damat evi yeterli değilse, ya bir akrabanın ya da bir komşunun geniş avlusuna alınır. Seçkin ve yaşlı konuklar için eyvanda veya oturma odasında özel masalar hazırlanır. Gençler için de rahat hareket edip oynasınlar diye avluda ya da eyvanda masalar kurulur. Çalgıcılar, sesi güzel olan gençler baş köşede oturtulur. Kına gecesinin tüm ikramı genellikle sağdıç tarafından karşılanır. Kına eğlenceleri gelin ve damadın evlerinde ayrı ayrı yapılır. Gelin evindeki eğlencelere kadınlar, damat evindeki eğlencelere erkekler katılır.
Eğlenceler, kına gecesinde içkili, gerdek gecesinde ise içkisizdir.
BİR MUMDUR, İKİ MUMDUR...
Düğün eğlencelerinin en coşkulusu Kına Gecesi'ndedir. Sazlı, sözlü eğlenceler geç saatlere kadar sürer. Damadın ve sağdıcın ellerine kına yakıldıktan sonra geceye son verilir. Kına, tepside ve üzerine mumlar dikili olduğu halde gecenin ilerlemiş saatinde sağdıç tarafından ortaya çıkarılır. Bu sırada eğlence doruğa ulaşır. Damadın yakınları ve arkadaşları, ortada bir sandalyeye oturtulmuş damadın etrafında döne döne oynamaya başlarlar, Buna davetliler de katılır. Kına gezdirilirken hep bir ağızdan şarkılar, türküler söylenir:
Bir mumdur, İki mumdur,
Üç mumdur, Dört mumdur, ondört mumdur.
Bana bir bade doldur. Bu ne güzel düğündür,
Ha ninna, ha ninna.
Ninna, ninna ha ninna. Ha ninna...
Oyunlar, halaylar eşliğinde kına tepsisi bir süre elden ele gezdirildikten sonra, sağdıç tarafından damadın sol elinin son iki parmağına kına sürülür ve bağlanır. Bu sırada çalgılar eşliğinde mayalar, gazeller okunur.
Böyle bağlar,
Yar başını böyle bağlar.
Vala, kuş uçmaz aman, kervan geçmez,
Yıkılsın aman, böyle bağlar...
Güne düştüm anam,
Gölgeden güne düştüm,
Felek çarkın kırılsın eyyy, eeey,
Vala, dediğin aman, güne düştüm aman...
Damat ve sağdıcın ellerine kına yakıldıktan sonra tepsi alınır. Tüm konuklara birer parça kına kağıtlara sarılarak dağıtılır. Bir süre daha eğlenildikten sonra gece sona erer.
GERDEK GECESİ
Gerdek gecesinde, eğlenceler erken başlar. Yatsı ezanının ardından damat şarkılar ve türküler eşliğinde tıraş ettirilir. Arkadaşları ve yakınları tıraş olurken önündeki peşkire toplu iğnelerle kağıt paralar iliştirirler. Bunlar bahşiş olarak berbere kalır. Damat tıraş olurken de şarkılar, türküler eşliğinde oyunlar oynanır. Sesi güzel olan biri BERBER GAZELİ'ni okur; Bu arada damadın elbiseleri tek tek, elden ele dolaştırılarak giydirilir. Şarkılar, türküler arasında hep bir ağızdan sık sık “Ki zava, ki zava-Kim damat, kim damat...” diye naralar atılır...
BERBER GAZELİ
Esme ey badi saba bir dahi canan eline,
Deste zülfün dağıtıp, düşme rakip eline,
Şimdi yüz vermez o şuh vakti sehergah eline,
Umaram, berber elin ta bileğinden kesile,
Nasıl kıydın o aşıkın kenkülünün bir teline...
Herbir teli Çin-ü Maçin'e bedeldi.
Herbir teli Hind-ü Yemen'e değerdi.
Dökme o aşıkın saçlarını yerlere,
Seni şekva ederem, Hazret-i Hakka, Ecele.
Umaram, berber, elin ta bileğinden kesile,
Nasıl kıydın o civanın kenkülünün bir teline...
Bir bölümünü kardeşim Kadri Mercan'dan derlediğim bu gazelin Kazancı Eyüp Çuhadar'a ait olduğu söylenir. Kazancı Eyüp de tıpkı Kebapçı Cemil Şallı (Hacı baba), Alipaşalı Ahmıke, Çalgıcı Ayşe, Melikahmetli Bakkal Hamit Ağa, Mardinkapılı Daşçı Muhammet Ağa, Çalgıcı Kör Güllü, Diyarbekirli Mahkum Keleş Abdo, Alipaşalı Daldanalım Ali, Ayni Minareli Kopo, Alipınarlı Mehmet Emin (Aşık Hasan) gibi Diyarbakır folkloruna hayli gazel ve türküler kazandırmış isimsiz kahramanlardan biri. Yakınları ve arkadaşları, Kazancı Eyüp'ün, ünlü sanatçı Celal Güzelses'e çok sayıda şarkı, türkü ve gazel verdiğini öne sürerler.
Damadın elbiselerini sağdıç giydirir. Bu arada ceketi, pantolonu, gömleği, ayakkabısı, kravatı, çorabı, yarı Türkçe, yarı Kürtçe türküler eşliğinde teker teker konuklara gösterilir. Damadın kemeri dışında hiçbir şeyi bağlanmaz. Tüm düğmeleri, açık bırakılır. Ayakkabısının bağı bağlanmaz. Düğmelerin kapatılması, bağların bağlanması uğursuzluk sayılır.
Damadın elbiseleri giydirilirken, berberi, terzisi, kunduracısı da hazır bulunur. Onlar da sağdıçla birlikte türküler eşliğinde giyime yardım ederler.
Giyim esnasında elbiseler elden ele dolaştırılırken, Türkçe ve Kürtçe şu türkü söylenir; Bir grup soru sorarken diğer grup koro halinde cevap verir.
Hani sağdıcımız loy?, işte sağdıcımız loy.
Bir mumdur, iki mumdur, üç mumdur,
Dört mumdur on dört mumdur.
Bana bir bade doldur, bu ne güzel düğündür,
Ha ninna, ha ninna. Ninna ninna ha ninna...
Hani ceketimiz loy?, işte ceketimiz loy.
Hani gömleğimiz loy?, işte gömleğimiz loy.
(Nakarat...)
Kına gecesi çoğunlukla Çarşamba, gerdek gecesi de kutsal sayılan Perşembe günü yapılır. Gerdek gecesinde elbiseleri giydirildikten sonra damat, sağ koluna sağdıç, sol koluna en yakın arkadaşı girerek sokağa çıkarılır. Önce Kıble'ye doğru bir sokaktan geçilir mahallede bir süre gezildikten sonra damat gerdek evine sırtı yumruklana yumruklana sokulur. Damadın sırtına vurulması “Beline kuvvet” dileği anlamındadır. Tabii bu arada dozun kaçtığı, damadın iyice hırpalandığı da olur.. Damat mahallede gezdirilirken sürekli tekbir getirilir. Arada bir de sesi güzel olanlar gazeller, mayalar okurlar, gazel okunurken grup durur, bitince tekrar tekbirler getirilerek yürünür.
Gerdeğe giren damat, sağdıcı ve arkadaşları tarafından ertesi sabahın erken saatlerinde evden alınarak hamama götürülür. Hep birlikte güle-eğlene yıkandıktan sonra topluca Cuma namazına gidilir...
KIZ EVİNDE DÜĞÜN
Kız evindeki düğün, KINA gecesi olan Çarşamba günü yapılır. Bu düğüne kız evinin yakınları, komşuları, kızın arkadaşları, damadın yakınları davet edilir. Çalgıcı kadınların eşliğinde şarkılar, türküler söylenir, halay çekilir ve geline kına yakılır.
Gelin, süslendiği odadan kına için iki hanımın kolunda önce büyüklerin bulunduğu odaya getirilir. Bu sırada önde bir başka kadın elinde, üzerine yakılmış mumlar dikili kına dolu tepsi ile gelir. Gelin sıra ile yaşlıların elini öptükten sonra ortada hazırlanmış yere oturtulur. Kına hazırlığı yapılırken, şarkılar türküler söylenir, oyunlar oynanır. Çalgıcı kadınlar, gelin salonda ya da avluda gezerken “Alını Alını” türküsünü söylemeye başlarlar.
Alını, alını, giymiş gümüş nalını.
Asilzadenin gelini, gelininiz mübarek olsun.
Anasından ayrılan, babasından ayrılan,
Müşkül hal olur, evlenince yediği, şeker, bal olur...
Özellikle gelinin arkadaşları ile kız kardeşleri ve akrabaları kına tepsisini elden ele gezdirerek durmamacasına şarkılar, türküler eşliğinde oyunlar oynar, davetlileri coşturmaya çalışırlar. Kızlar sık sık “TILİLİ” (zılgıt) ata ata şu türküyü söylerler;
Geline, bakh geline,
Yazık olmuş geline,
Kına yakmış eline, yar hayran,
Düşmüş serhoş eline, vay hayran
Haldan bilmez ne çare,
Haldan bilmez ne çare,
Söz annamaz ne fayda...
Söz annamaz ne fayda...
Bu arada çalgıcı kadınlar “Kına Kutlama Türküsü” MÜBAREKİ'yi çalıp söylemeye başlarlar. Mübareki, bir bakıma damat yakınlarını bahşiş vermeye davettir. Çalgıcılar damat yakınlarının isimlerini tek tek sayarlar. İsimleri sayılanlar gelip gelinin başına para ve şeker serper takı takarlar. Bu arada çalgıcı kadınlara da bahşişler verilir.
MÜBAREKİ
Mübarek, mübarek, yüzbin mübarek
Güveyin toyu olsun mübarek
Çağırın anasını, koysun dal fesi
Alsın busesini olsun mübarek.
Mübarek, mübarek yüzbin mübarek,
Güveyin toyu olsun mübarek...
Çağırın bacısını koysun kınasını
Alsın busesini olsun mübarek.
Mübarek mübarek, yüzbin mübarek
Güveyin toyu olsun mübarek...
Çağırın meleği, koysun yeleği,
Alsın busesini olsun mübarek.
Mübarek mübarek, yüzbin mübarek
Güveyin toyu olsun mübarek...
Mübareki özellikle damadın yakınlarının isimlerinin tümü sayıldıktan sonra sona erer. Çalgıcılar damadın her bir akrabası için anında doğaçlama övücü mısralar uydurur, ardından da “Mübarek mübarek, yüzbin mübarek/Güveyin toyu olsun mübarek” nakaratını tekrarlarlar.
Mübareki'nin sonu şöyle bağlanır;
Azepler şahı, gelin aşağı,
Bağlayın kuşağı, olsun mübarek.
Mübarek, mübarek yüzbin mübarek
Güveyin toyu olsun mübarek...
Mübareki'den sonra da eğlenceler devam eder. Çalgıcı kadınlar zaman zaman yanık havalar da çalıp söyleyerek gelin tarafını duygulandırmaya çalışırlar. Özellikle kına yakılırken sesi güzel olan bir kadın şu gazeli okur;
Gitme, gitme dur Allah'ın aşkına
Beni, seni yaradanın aşkına,
Sen gidersen, benim halım nicolur,
Altun yüzük barmağımda tunç olur.
Sevip, sevip ayrılması güç olur,
Yürü dilber, sağ selamet gidesen...
Bu gazel gelinin anasını duygulandırır ve ağlatır. Bu hüzünlü havayı dağıtmak gelinin arkadaşlarına düşer. Hep birlikte kalkıp, gelini de aralarına alarak halay çekerler. Bu sırada Diyarbakır'ın kadın oyun havası “Kalkh oyna boyun görüm” türküsü söylenir.
Oynama yorulursan, ha ha nay nay,
Civansan kırılırsan, ha ha nay nay,
Sen bir dünya güzeli, ha ha nay nay,
Her yerde bulunursan, ha ha nay nay.
Na nay, na nay...
Nanay güzelim nanay,
Nanay esmerim, nanay.
Nanaaay, nanaaay, nanaaay...
Na nay ellerin malı,
Çürük beylerin malı,
Gün olur devran döner,
Ben de sararam yarı...
Nanaaay, nanaay, nanay.
Kalkh oyna boyun görüm, ha ha nay nay,
Komçalı kolun görüm, ha ha nay nay
Allah kısmıt ederse ha ha nay nay,
Senin de toyun görüm ha, ha, nay, nay.
Nakarat...
Kızlar ve davetliler sık sık “TİLİLİ” çekerek oyuncuları coştururlar. Oyun biter bitmez, kızlar “TİLİLİ” sesleri arasında “Az kaldı Bayram ola” türküsünü söylerler;
Az kaldı bayram ola, hele hele helee, ninnalar,
Kolun boynuma dolar, Hele yar, hele yar ninnalar.
Üç aylık hasretim var, hele hele ninnalar,
İsterem bu gün ola, hele yar, hele yar, ninnalar...
Gelin evindeki de düğün gece geç saatlere kadar sürer.
Ertesi gün, damat evinden yaşlı bir kadın ve sağdıcın eşi gelini almaya, kız evine giderler. Gelin süslü bir taksiye bindirilerek kentin çeşitli yerleri gezdirildikten sonra damat evine getirilir. Kapıdan girişte damadın anası elinde bir Kur'an-i Kerim tutar. Gelin eğilerek altından içeri girer. Bu sırada gelin, eline tutuşturulan içi su ve bozuk para dolu bir küçük testiyi var gücü ile kapının eşiğine vurarak parçalar. İçeri girişte damadın yakınları başına bolca para ve şeker serperler. Mahallenin çocukları yerdeki para ve şekerleri toplamak için yarışırlar. Bundan sonra gelin damadı beklemek üzere gerdek odasına alınır. Gerdek odasına sağdıcın hanımından başkası giremez. Sağdıcın hanımı geline, gerdek sırasında neler yapması ve nasıl davranması gerektiğini anlatır.
Gerdek odası, gelin karyolası bir gün önceden itina ile hazırlanır. Serilen yatağın içinde küçük bir erkek çocuk yuvarlatılır. Bununla gelinin ilk çocuğunun erkek olması dilenir. Ayrıca, gelin ile damadın yemesi için bir tepsi dolusu çerez, meyve ve tatlı konulur.
DÜĞÜN EVİ
Eskiden Diyarbakır düğünleri salonlarda değil, geniş avlulu, eyvanlı evlerde yapılırdı. Damadın evi geniş değilse akrabalar ya da komşular düğünün kendi evlerinde yapılmasına rıza gösterirlerdi. Komşular iki gün boyunca evlerini düğün için açar, bundan en küçük bir sıkıntı duymazlardı. Mevsim yaz ise avluda, yağışlı ve soğuk havalarda eyvanda veya geniş oturma odasında oturulurdu. Düğün içkili ise, meze, çerez ve ilk içkiler ev sahibince ikram edilirdi. Daha sonra konuklar kendi içkilerini kendileri alır eğlenceyi sürdürürlerdi. Düğün günlerinde mahalledeki bakkal ve bayiler düğün dağılıncaya kadar açık kalırdı. Mahalle çocukları, konuklara içki almak için birbiri ile yarışırdı. Zira, bakkala veya bayie giden çocuklara bolca bahşiş verilirdi.
1960'lı yıllarda, Diyarbakır musikisine güzel eserler kazandırmakta büyük emeği geçen Av. Cemil Değer'in bestelediği “Haydi gidakh toyuna” türküsü Diyarbakır düğünlerinin milli marşı gibidir.
Haydi gidakh toyuna,
Kurban olam boyuna,
Gelin olacakh diye,
Helhele bas hele,
Kına koydum siniye
Haber verin bibi'ye
Gelin giyinmiş, diye
Helhele bas, hele,
Gelin ağlar vışş kele,
Güveyi güler bakh hele,
Kızlar kalkhsın oynasın,
Düğün evi eğlene, vay eğlene...
Gelin ağlar vışş kele
Güvey igüler bakh hele,
Kızlar kalkhsın, oynasın,
Düğün evi eğlene, vay eğlene...
(*) Mehmet Mercan'ın Diyarbakır Türküsü kitabından
...........................................
Mehmet MERCAN
Kaynak ; Yahoo Diyarbakır Mail Grubu
(Not; Diyarbakır'ı Anlatmak yazı dizisini kullanmama müsaade gösteren sevgili üstadımız Mehmet Mercan'a ve Diyarbakır Yahoo Mail Grubu moderatörüne teşekkürlerimi bir borç bilirim.)







































