HEVSEL'i duman almış...
“Oğul bu gün Hevseli,
Duman almış Hevseli.
Havar yandım, zalım yandım...”
Rahmetli Celal Güzelses ne güzel söylerdi bu mayayı.
Ya, o güzel türkü;
“Mardin kapısından yendim aşağı,
Belime bağladım lahur kuşağı,
İmdada yetişin HEVSEL uşağı,
Vurmayın, arkadaşlar ben yaralıyam,
El alem al geymiş, ben karalıyam...
Diyarbakır folklorunun baş menüsüdür HEVSEL.
Diyarbakır'ın akciğeridir. Diyarbakır'ın rengidir.
...............
BEN-Ü SEN bahçeleri, dost şair İhsan Biçici'nin tanımlaması ile “Bir gecekondu ormanı”na döndükten sonra, bir HEVSEL kalmıştı gönlümüzü hoş tutan.
Bari, onun kadrini, kıymetini bileydik...
Olmadı...
Ne yazık ki oralar da bombalanıyor zaman zaman
Şimdilerde Emniyet'in “Kara listesi”nde. Sık sık operasyonlara hedef olan bir alan şimdi HEVSEL…
Evet. Ne yazık…
Hevsel Bahçeleri, Mardinkapı'dan başlar güneyden 10 güzlü Köprüye. Doğudan da Yenikapı'ya kadar uzanır.
Diyarbakır'ın karpuz, kıtti bostanlar, Has (marul) bahçeleri buralardadır.Bostanların olmazsa olmazı HÜLLELER buralarda, Dicle kıyılarına kurulur.
Ünlü mesireler bu bahçelerdedir; Cinali, Kuşdili, Hatun Kastali, Derin Encüme, Deyaz Encüme, Mennanağa, Kaniya Mahkuma, Acem Gölü, Ali Keşkül, Savuxpar ve daha başkaları.
Ünlü Diyarbakırlıların hası, Ali Emiri Efendi ne güzel dillendirir buraları;
HÜLLELER
Halkı Amid encümengahıdır Dicle,
Her kamıştan hane güya, bir müzeyyen hücledir.
ŞEMSİLER
Cilvegah olmaktadır hüban nazik peykere,
Nevbahar eyyamı herkes can atar Şemsilere.
ALİ KEŞKÜL
Müberradır kasırdan gerçi kim Ali Keşkül
Fakat cayi safadır, havzı vasidir, yeri makbul.
KIRKLARDAĞI
Benziyor ezharı günagünla Cennet bağına,
Nevbahar oldukta git bir kerre Kırklardağı'na
KAVS
Letafetle döner ol cayi ziba, bağ-i Firdevse
Bahar eyyamı geldikde hadeng asa, atıl Kavs'e.
KARAAĞAÇ
Sayfı Nevruz ediyor anda olan ab-u hava,
Bulunur mu Karaağaç gibi bir cayı safa.
GÖKSÜ GÜZEL
Nevbahar olsa da ersem yine zevk-i emele,
Severim gitmeyi Nevruz'da Göksü Güzele
GAMGÖTÜRMEZ
Mani olmaz yar ile zevke rakib-i derbeder
Gamgötürmez bir mekan buldum, cihana müjdeler...
………………..
Hevsel bahçelerinin her kesiminin ayrı bir güzelliği ayrı bir özelliği var.
Bazı bahçelerde çeşitli sebzelerin yanında dut, elma, şeftali, erik, kayısı gibi çeşitli meyve yetiştirilirken, bazı bahçelerde sadece gül, menekşe, nergiz üretilirdi eskiden.
Mardin yolunun üzerindeki kayalardan Hevsel'i seyrettiğinizde, muntazam parsellere bölünmüş rengarenk görünürdü bahçeler. Kimi mor, kimi kırmızı, kimi beyaz, kimi yemyeşil… Bu renklerden bilirdik hangi bahçede menekşe, hangi bahçede gül, hangi bahçede nergiz yetiştiğini…
Hevsel'in kum şeftalisinin tadı bir başka olurdu. Hele o mayhoş elması, yağlı marulu ve de alucesi…
Şimdilerde çoğu yok...
Tek-tük sebze bahçeleri kaldı ayakta.
Mardin Kapının aşağılarındaki değirmenler de yok artık. Kimi yıkılmış, kimi metruk (terkedilmiş) yıkılmaya yüztutmuş.
Eskiden aşağılara indiğinizde ilk, çalışan değirmenlerin şakşako sesleri karşılardı sizi. Bir de kanallardan akan Haramsu ile dolmuş kuyulardan değirmen taşını çeviren dönme dolabın üzerine süratle düşen suların şarıltısı… Buğday ve un çuvalları yüklü katırların yokuşu inerken, ya da çıkarken şakırdayan nal sesleri…
Evet, şimdilerde yok bunlar.
Kısaca kaderine terkedilmişliğin acısını yaşıyor Mardinkapı'dan Savuxpar'a inen yokuş…
Keçi Burcu'nun dibindeki kayalıkta da boş, sessiz. Oralardan artık ne bir maya, ne bir gazel yankılanıyor.
……….
Kentin hemen tüm sebze ve meyvesi HEVSEL'den sağlanırdı eskiden.
Bahçelerin etrafındaki sulama kanallarının kenarlarında da Delibardağan, Naneçuçe, Kazayağı, Dereotu, Ağbandır, Acice, Tolık (Ebegümeci)), Pırpırım (semizotu) gibi yenecek hoş kokulu otlar yetişirdi.
Aşefçi pazarlarında satılan otlar çeşitli yemeklerde, salatalarda kullanılır. Bazıları çiğ de yenir.
Sebzeleri ve otları bahçelerde az bir ücretle çalışan kadın ırgatlar yani AŞEFÇİLER toplar.
Gün batımından önce yüklendikleri sebze torbalarıyla iki büklüm Mardinkapı yokuşunu tırmanan aşefçiler bunları bahçe sahibi adına çarşıdaki sebzecilere, komisyonculara teslim ettikten sonra, kendileri için topladıkları hasarlı, ıskarta sebzeleri, meyveleri seyyar pazarlarda dar gelirli vatandaşlara ucuza satar nafakalarını çıkarırlardı.
Eskiden, 50-60 yıl kadar önce aşefçiler, Buğday Pazarı ile Melikahmet Caddesi arasındaki bakırcılar çarşısı ile iç içe “Eski Saman Pazarı”nda toplanırlardı. Buralar pasajlara dönüşünce aşefçiler Maliki Ejder Camisi ve türbesinin bulunduğu sokağa taşındılar.
Bu sokakta da eskiden bey konakları vardı.
Şimdi onlar da çok katlı beton binalara dönüştüler.…
Nakiplerin (Ocak ailesi), Abdülgani beylerin (Göksuların), Sait Paşaların (Süleyman Nazif'in babası) konakları buradaydı.
O eski konakların bulunduğu sokak şimdilerde “Aşefçiler Sokağı” diye biliniyor.
Evet, bu da Diyarbakır'ın renklerinden biri…
-----------------------------------------------------------
Mehmet MERCAN
Kaynak ; Yahoo Diyarbakır Mail Grubu
(Not; Diyarbakır'ı Anlatmak yazı dizisini kullanmama müsaade gösteren sevgili üstadımız Mehmet Mercan'a ve Diyarbakır Yahoo Mail Grubu moderatörüne teşekkürlerimi bir borç bilirim.)







































































